Menu EN

S360MAG

10 December

Karbon yutakları: Doğa iklim değişikliğiyle mücadeleye nasıl yardımcı olur?

*Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Endüstriyel bacalar, egzoz dumanları, Amazon yağmur ormanlarındaki yangınlar ve insan kaynaklı diğer faaliyetler nedeniyle son yıllarda yıllık karbon salımları 12 milyar tona yükseldi. Ormanlar, topraklar ve okyanuslar, küresel ısınmaya neden olan sera gazlarını doğal yollarla depolayarak iklim değişikliğini durduran en etkin araçlar, fakat giderek daha fazla CO2 yutağı yok olma tehdidiyle karşı karşıya kalıyor.  

Karbon salımlarının yarısı atmosferde kalırken geri kalanı; toprak, okyanuslar ve bitki örtüsü gibi doğal karbon yutakları tarafından tutuluyor. Bu doğal depolama yöntemleri, iklim değişikliğini herhangi bir insan teknolojisinden çok daha etkili bir şekilde yavaşlatıyor. Örneğin karbon depolama fabrikaları antropojenik salımların yılda sadece %0,003'üne denk gelen 40 megatonluk CO2 depolayabiliyor. Doğal karbon yutakları biraz yardımla daha iyi bir performans gösterebilecekken insanlar tarafından giderek daha fazla CO2 yutağı yok ediliyor.

Fosil yakıt kullanımıyla birlikte karbon salımları da hızla artarken; bitkiler, topraklar ve okyanuslar tarafından emilen CO2 miktarı da arttı. Bitkiler normal şartlarda yüksek CO2 miktarından faydalanabiliyorlar çünkü gazı emmek için gözeneklerini sadece kısa bir süre açmaları gerekiyor ve bu da daha az su kaybetmelerini, kuraklığa daha iyi dayanabilmelerini sağlıyor. Ancak bilim insanları, bitkilerin ve okyanusların yakında emme kapasitelerinin sonuna geleceğini söylüyor. Örneğin, 2050 yılına kadar okyanus yüzeylerinin tamamen CO2’e doygun hale gelmesi bekleniyor. İnsanlık artık doğanın işleyebileceğinden daha fazla karbon ürettiğinden atmosferdeki sera gazı miktarı da hızla artıyor.

Ormanlar her yıl Amerika Birleşik Devletleri'nin yıllık CO2 salımının üç katı kadar (15.6 milyar ton) CO2 emebiliyor. Fakat emilen miktarın neredeyse yarısı ormansızlaşma ve orman yangınları nedeniyle atmosfere geri sızıyor. Küresel olarak ormansızlaşma, şimdiye kadar insanlar tarafından üretilen tüm sera gazlarının beşte birinden sorumlu. Örneğin; dünyanın en değerli karbon yutaklarından biri olan Amazon yağmur ormanları Jair Bolsonaro’nun Brezilya başkanı olmasıyla giderek daha da büyük bir kısmını kaybediyor. Ormanın tarım arazisine dönüştürülmesi; Amazon havzasının, kalan kısmının depoladığına eşdeğer miktarda karbon saldığı anlamına geliyor. Yakında Amazon ormanları Güneydoğu Asya'nın tropikal ormanları gibi emdiklerinden daha fazla CO2 yaymaya başlayabilir.

Yeni ormanlık alanların oluşturulması, doğal karbon yutaklarının arttırarak eskisinden daha fazla CO2 emilimi yapılmasını sağlayabilir. Çevre araştırma kuruluşu Dünya Kaynakları Enstitüsü (WRI)’ne göre, ormansızlaştırılmış arazide büyüyen genç ağaçlar, yıllık salımların yaklaşık %23'ünü nötralize edebilir ve atmosferdeki CO2 artışını neredeyse yarıya indirebilir. Fakat WRI Küresel Restorasyon Girişimi'nin yöneticisi Jared Messinger’a göre yeni ağaç dikimi maliyetli olacağından en uygun yöntem değil. Bununla birlikte, artan gıda talebi nedeniyle ormanların etkili karbon yutakları olmaları için önemli miktarda araziye ihtiyaç duyuluyor. Eğer bu araziler tarım faaliyetleri için temizlenirse depolanan CO2, olumlu etkilerini de ortadan kaldırarak atmosferde serbest kalır.

Toprak, CO2'yi o kadar hızlı emmese de depoladığı miktara göre bitki örtüsünden daha iyi performans gösteriyor. Örneğin Orta Avrupa'daki toprağın yaklaşık yarısı karbondan oluşuyor. Küresel olarak toprak, bitki örtüsü ve atmosferin toplamından neredeyse iki kat daha fazla CO2 içeriyor. Bununla birlikte, karbonu ne kadar iyi depoladığı toprak tipine, bitki örtüsüne ve iklime göre değişiklik gösteriyor. Genel olarak, daha ıslak ve daha soğuk topraklar daha büyük miktarlarda CO2 emebildiğinden kuzey ormanlarının ve ılıman çayırların altındaki topraklar daha iyi performans gösteriyor.

Turbalıklar ve bataklıklar ise en çok karbon tutulan mekanlar. Dünyanın turbalıkları, dünya kara alanının sadece %3'ünü oluşturmalarına rağmen, toprak tarafından emilen toplam CO2'nin yaklaşık üçte birini oluşturuyor. Bu sulak alanlarda bitki artıkları sığ ve hafif asidik suya batıp oksijence fakir ortamda ayrışamadığından karbon depolayan alanlara dönüşüyor. Turbalıkların boşaltılması durumunda alttaki katmanlar oksijene maruz bırakılacağından CO2 salan bir ayrışma süreci tetkileniyor. Oksidasyon ayrıca, iklime karbondan yaklaşık 300 kat daha zararlı olan nitröz oksit üretimine de neden oluyor.

İklim değişikliğiyle mücadelede aktif rol oynamalarına rağmen turbalıklar ve sulak alanlar dünya çapında tehlike altında bulunuyorlar. Endonezya'da turba ormanlarının yerini hurma yağı tarlaları alıyor ve orman yangınları nedeniyle büyük salımlara neden olarak yok oluyorlar. Bu arada Almanya, eski turbalık alanlarının neredeyse tamamını boşalttı ve turbalıkların oranı %5’ten %0.02'ye düştü.

Bazalt tozunun, toprağın karbon depolama yeteneklerini iyileştirdiği biliniyor. Nature Geoscience adlı dergide çıkan araştırmalara göre, bazalt tozu tarlalara dağıldığında toprak suyunda çözünen CO2 ile reaksiyona giriyor. Parçacıklar daha sonra tortu olarak biriktirilmeden önce göllere ve okyanuslara geçiyor. Bazalt ayrıca, besin açısından fakir topraklarda bitki büyümesini arttıran mineraller salgılıyor ve bu da daha fazla CO2 depolanmasına yardımcı oluyor. Asya kıtası büyüklüğündeki bir ekilebilir araziye bir kez bazalt serpmek, arazinin yılda 2,5 milyar ton CO2 depolanmasına yardımcı olur. Bu, Hindistan'ın yıllık salımlarına eşdeğer. Ayrıca bazalt, çimento ve çelik üretiminin bir yan ürünü olduğu için, yeni madenler olmadan bile üretilmesi nispeten kolay.

Bitki örtüsü ve topraklarla kıyaslandığında okyanusların çok daha önemli birer karbon yatağı olduğu görülüyor. Denizler dünyadaki karbonun %80'ini depoluyor. İnsan yapımı sera gazlarının %95'ini emme potansiyelleri olsa da bu çok uzun sürüyor. Örneğin; ağaçlar karbonu yıllık bir döngüde depoluyor fakat okyanuslar tarafından emilen CO2 parçacıklarının yüzeyden batması ve derin denizlerde depolanması yüzyıllar alıyor. Buna karşılık yüzeyde biriken karbon konsantrasyonu, yeni salımların emilimini azaltıyor. Soğuk su, ılık sudan daha fazla CO2 emdiğinden iklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların yükselmesi, okyanusların salımları emme yeteneğini de azaltıyor. Yosun ve deniz otu gibi deniz bitkileri de CO2 depolanmasına yardımcı oluyor. Nature Geoscience'da araştırmacıların tahminlerine göre, deniz yosunu tek başına ölmeden ve okyanus tabanına çökmeden önce her yıl atmosferden 0,173 milyar ton karbonu uzaklaştırıyor. Bu nedenle Pull to Refresh gibi şirketler, denizde CO2'yi hapsedecek dev yosun çiftlikleri üzerinde çalışıyor.

Doğa; bitki örtüsü, toprak ve okyanusların yardımıyla insanların sebep olduğu iklim değişikliğinin sonuçlarını hafifletmeye çalışıyor. Bazalt gübresi, karada yeni ormanlar oluşturulması veya deniz yosunu çiftliklerinin kurulması, doğal yutakların karbon emme potansiyelini artırabilir fakat bu çözümler de belli maliyetleri beraberinde getiriyor. Bazalt gübrelemesinin maliyeti ton başına 80 ile 180 dolar arasında değişiyor. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre, CO2'yi doğrudan havadan filtreleyen teknik çözümler ise daha da pahalı, fiyatlar ton başına 134 ila 342 dolar arasında değişiyor. Bu nedenle fosil yakıt tüketimini azaltmak, yeşil enerjiye yönelmek gibi karbon salımlarını baştan azaltan yöntemler hem daha ucuz hem de daha efektif önlemler olarak karşımıza çıkıyor.
 

PAYLAŞ: