Menu EN

S360MAG

18 November

COP22'den Gelişmeler

22. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP22) 7 Kasım itibarıyle başladı. Marakeş’in ev sahipliği yaptığı konferans, 4 Kasım’da yeterli ülke sayısına ulaşılmasıyla yürürlüğe giren Paris İklim Anlaşması'nın operasyonel kısmının organize edilmesi açısından bir sonraki aşama niteliğini taşıyor. Paris Anlaşması’nda oluşan ortak payda içerisinde diyaloğu hızlandırma ve harekete geçilmesi açısından büyük önem arz ediyor. COP22’nin amaçları arasında, emisyon ölçümlerinde şeffaflığının sağlanması ile gelişmekte olan ülkeler ve özel sektörün dahil edilmesi gibi pek de kolay olmayan görevler de bulunuyor. 18 Kasım’da sona erecek olan COP22'de ilgimizi çeken bazı gelişmeler şu şekilde:

Türkiye, COP22’nin ilk gününde, İklim Eylem Ağı (CAN) tarafından “Günün Fosili” ödülüne layık görüldü. 1999 yılından bu yana “ödül”ü birçok kez Türkiye'ye veren CAN, Türkiye'nin bir yandan kömür santrali sayısını ciddi şekilde artırmayı planlarken diğer yandan iklim değişikliği mücadele fonlarından yararlanması isteğinin tepki topladığını belirtti. Konferans boyunca Türkiye, karbondioksit salımı artışı ve kötü çevre politikaları sebebiyle ikinci kez ve artan kömür santralleri sebebiyle de üçüncü kez bu ödülü almış oldu.  2020 yılında Konferans'a ev sahipliği yapma adaylığı bulunan Türkiye'nin öncelikle Paris İklim Anlaşmasını onaylaması ve Ulusal Katkı Niyeti Beyanı'ndaki hedefleri, daha iddialı hedeflerle güncellemesi gerektiği vurgulandı.
COP22'nin ilk gününün sonunda ABD seçimlerinin sonucunda iklim değişikliğini inkâr eden Donald Trump'ın seçilmesi Konferans'ta soğuk duş etkisi yarattı. İklim değişikliğinin Çin tarafından uydurulmuş, Amerikan endüstrilerinin rekabet gücünü azaltmak için üretilmiş bir yalan olduğunu iddia eden Trump’ın seçim vaatleri arasında Paris İklim Anlaşması’ndan ve Birleşmiş Milletler İklim programlarından çekilmek bulunuyordu. Bununla beraber, Anlaşma'da ABD’nin konumunu koruyan maddeler yer alsa da ABD’nin BM İklim Programları’ndan çekilerek bir sene içinde anlaşmadan çıkabilmesinin mümkün olduğu belirtiliyor. Bu gelişmelere rağmen halen Obama yönetiminin altında olan ABD, 2050 yılına kadar, 2005 yılı emisyon seviyesinin %80 oranında azaltılması taahhüt eden raporunu yayımladı.
COP22'ye ev sahipliği yapan Fas’ın iklim taahhütleri de dikkat çeken noktalar arasında. 2020 yılına kadar enerjisinin %54'ünü yenilenebilir olarak üretmeyi planlayan ülke, endüstriyel olduğu kadar tarım alanında da önlemlerini artırıp COP22 ile ‘Afrikalı Tarım Adaptasyonu’ adı altında gıda güvenliği planını yürürlüğe koydu ve konferans sonrası gelecek hedeflerini tekrar gözden geçirme kararı aldı.
Konferansın bitmesine iki gün kala, Boris Johnsson Birleşik Krallık adına daha önceden imzalamış olduğu Paris Anlaşması’nın yürürlüğe girmesini onayladı. Bu onayla birlikte onaylayan ülke sayısı 197 ülke arasında 111'e çıktı.
Son günlerine yaklaşılan İklim Konferansı'nda, Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, 2023 yılına kadar Fransa'daki tüm kömür santrallerinin kapatılacağını açıkladı. Barack Obama'nın anlaşmanın yürürlüğe girmesinde oynadığı büyük role değinen Hollande, 2050 yılına kadar karbon nötrlüğe ulaşmamız gerektiğinin altını çizdi.
Trump’ın gelecek dönemde ABD başkanlığını yapacak olması ilk etapta olumsuz bir hava yaratmasına rağmen sonuç olarak katılımcı ülkelerin Paris Anlaşma’sı etrafında daha sıkı bir şekilde kenetlendikleri görülüyor. Özellikle Amerikan başkanlık seçimi sonrası Çin'in iklim değişikliği taahhüdünü yenilemesi, anlaşmaya olan güvenin tazelenmesi açısından önem taşıyor. Ayrıca, ABD’nin, anlaşmadan çekilmesi durumunda, ABD’de üretilen ürünlere “Karbon Vergisi” getirilmesi fikri daha sık bir şekilde konuşulmaya başlandı. Ortalama küresel sıcaklık artışının 1,5 derecenin altında tutulması hedefine erişilmesi için fazla vaktimiz kalmadığını düşünecek olursak en önemli noktanın ülkelerin verdiği taahhütleri konferans sonrası değerlendirerek en yakın zamanda harekete geçmeleri olduğunu söylemek gerekiyor.

PAYLAŞ: