Menu EN

S360MAG

3 June

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri G7 Ajandasında

G7 (Group 7) olarak anılan, aralarında Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nin olduğu grup, toplamda 263 trilyon dolar ile Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından dünyanın en güçlü ekonomileri arasında gösteriliyor. Söz konusu ekonomik gücü elinde bulunduran G7 ülke başkanları ve Avrupa Çevre yetkilileri bu yıl Japonya’nın Toyama şehrinde 15-16 Mayıs tarihlerinde düzenlenen zirvede bir araya gelerek bir bildiri yayımladılar. Zirvenin bu seneki gündeminde Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) 2030 ajandasına yönelik yürüttüğü çalışmalar, Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri, kaynakların verimli kullanımı, kimyasalların yönetimi, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik konuları vardı.



Geçtiğimiz yıl G7 liderleri, kaynakların verimli kullanımı ile oluşan etkilerin sera gazı emisyonlarına ve ülke ekonomilerine etkisini inceleyen bir rapor hazırlanması talep etmişti. Bu kapsamda hazırlanan ‘ResourceEfficiency: Potential and Economic Implications’ adlı çalışmanın verilerine göre, kaynakların daha verimli kullanımı ve uluslararası iklim aksiyonları ile kaynakların kullanımı ciddi oranda azaltılabileceği ve aynı zamanda ekonomilerin büyüyebileceğine dikkat çekildi. Zirveden önce paylaşılan değerlendirme ve planlara göre, ülkelerin mevcut durumu göz önüne alınarak Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin (SDG) yerel uygulamalarının teşvik edildiği, bazı ülkelerin ulusal stratejilerinde düzenlemelerin yapıldığı ve paydaşların da SDG uygulamalarına katılımını sağlayan mekanizmaların oluşturulduğu bilgisi verildi. G7 ülkeleri, diğer ülkelere teknik destek ve işbirliği fırsatlarının sunulması gerektiğinin farkında olduklarını belirtti ve çevresel konularda elde edilen kazanımların, deneyim ve bilgilerin paylaşılmasının önemini vurguladı.

Kaynakların verimli kullanımı konusunda imza attıkları işbirliklerine bağlılıklarını bir kez daha vurgulayan G7 ülkeleri, Paris Anlaşması ve SDG uygulamaları kapsamında doğal kaynakların bilinçsizce kullanımının ve çevresel bozulmanın önlenmesi için her türlü çabanın sarf edileceği sözünü verdi. Kaynakların doğru kullanımının, rekabeti ve ekonomik büyümeyi artıracağının, arz güvenliği ve yeni iş alanları sağlayacağının altı çizildi.

İnsan sağlığı ve çevre adına risk oluşturan kimyasalların yol açtığı mevcut ve yeni sorunların farkında olduğunu vurgulayan G7 ülkeleri, özellikle boyalardaki kurşuna ve gıdalarda kullanılan, endokrin sistemini ciddi şekilde etkileyen kimyasallara dikkat çekti. Bu kapsamda, kimyasal ve atık yönetimi politikalarının uzun vadede etkili olabilmesi adına hükümetler ve süreçlerin tümünde işbirliği yapılması bekleniyor. Çocuk sağlığına özellikle önem veren bu ülkeler, geçmişte imzacı oldukları protokol ve anlaşmalara bağlılıklarını bir kez daha dile getirdi. Uzun vadede çocuklar için güvenli ve emin bir çevre bırakmak adına çocukların sağlığı ve gelişimi için gerekli araştırmaların yapılacağı, bilgi ve risk değerlendirmesi paylaşımında bulunacağı ve çocukları koruyacak politikaların yaygınlaştırmayı teşvik edileceği söylendi.  

Zirvede ayrıca Japonya, Fukuşima Nükleer Enerji İstasyonu’nda gerçekleşen kazadan sonraki iyileştirme çalışmalarının mevcut durumu ve radyoaktif kirliliğin temizlenmesi hakkında bilgi verdi.

COP21’de düşük karbonlu toplumlara geçiş için belirlenen stratejiler, diğer ülkelere ve özel sektöre güçlü mesajlar ile hatırlatıldı; ciddi ulusal ölçümlemelerin yapılması ve paydaşlarla ortak çalışılması gerektiği vurgulandı. Çevresel sorunları önlemek adına tüm sektörler ve toplumun her seviyesinde kullanılmak üzere inovasyon ve bilgiye ihtiyaç olduğu, böylece daha sürdürülebilir ekonomik sistemlerin yaratılabileceği ortaya kondu. Ekonomik sistemlerin dönüşümü, çevresel ve sosyal konularda, hükümet bazında yapılacak yatırımların teşviki ile sağlanacak; finansal sistemlerin daha yeşil hale gelmesi ile kısa ve uzun vadeli sürdürülebilir yatırımlar garantilenmiş ve özel sektöre yön verilmiş olacak. Aynı zamanda karbon fiyatlandırması, inovasyonu ve düşük karbonlu yatırımları da teşvik edecek.

Biyoçeşitliliğin yok olması ve ekosistemin bozulması çevresel olduğu kadar sosyo-ekonomik problemleri de beraberinde getirecektir. Disiplinler arası bir değerlendirmenin gerekliliğini vurgulayan küresel bir girişim olan Economics of Ecosystems and Biodiversity (TEEB), biyoçeşitliliğin korunması, ekonomik ve ulusal/uluslararası yaklaşımların geliştirilmesi adına geniş tabanlı bir stratejinin oluşturulması gerektiğini belirtiyor. G7 ülkeleri, biyoçeşitliliğin korunması adına geliştirilebilecek bu yaklaşımların çeşitli ülkelerin yerel yönetimlerinde, özel sektör faaliyetlerinde, hatta bireylerin satın alma kararlarında etkili olabileceğine inanıyor.

PAYLAŞ: