Menu EN

S360MAG

21 October

Biz Bozduk, Peki Düzeltebilecek miyiz?: İklim Değişikliği

2016 yılında, 2015’te olduğu gibi sıcaklık rekorları dikkat çekiyor. Buna rağmen kritik 2? sıcaklığının aşılmaması adına ortaya koyulan uluslararası çabalar bile tam olarak yeterli görünmüyor.

En kısa zamanda harekete geçmemiz gerekirken ve elimizdeki oldukça fazla sayıdaki, yeterli bilimsel kanıta rağmen atmosferdeki karbon seviyesini belirli bir düzeyin altında tutmamız gerektiği konusunda bile tam anlamıyla mutabakata varamıyoruz. Peki neden?

Bunun nedenlerinden birisi de atmosferin, sokak lambalarımız, parklarımız gibi bir kamu malı olarak görülmesi. Böyle düşünmekte haksız sayılmayız; az ya da çok herkes, atmosferi bir şekilde etkiliyor ve karbonun Pekin, İstanbul ya da Paris’te açığa çıkması arasında çok ciddi bir fark bulunmuyor.

Atmosferin küresel kamu malı olduğunu kabul ettiğimizde, karbon salımlarını belirli bir düzeyde tutmak için, uluslararası yaptırımların olmadığı bir dünyada çok daha ciddi sorunlar yaşamamız oldukça mümkün. Zaten bedavacılık/beleşçilik sorunu gereği, kimseyi kendi payından fazla karbon açığa çıkarmaması için sınırlayamayız.

İnsanın oldukça bencilce davrandığını varsaydığımızda –ki doğamız gereği bunu yapıyoruz– iklim değişikliğinden kaçabilme şansımızın hiç olmadığını görüyoruz. Bu, “ortak kullanılan kaynak ve malların trajedisi”nin (tragedy of the commons) bir örneği olarak gözükse de durum bu denli kolay anlaşılabilir değildir.

Peki iklim trajedisini atlatabilir miyiz?

2009 yılında siyaset bilimci Elinor Ostrom kamu mallarının ve ortak kaynakların yönetimi konusundaki çalışmasıyla ekonomi dalında Nobel’e layık görüldü. Ostrom’un gözlemleri kimi can sıkıcı örneklerin aksine, verimli bir şekilde yönetilen kamu mallarının (Nepal ormanlarından, Amerikan ıstakoz avcılığına) varlığını ortaya koydu. Ostrom, ortak malların etkili yönetimi için 8 şartın sağlanması gerektiğini belirtti.

Ortak malların yönetimi için 8 şart

1. Grup sınırlarının net bir şekilde tanımlanması

2. Kamu mallarının yerel ihtiyaç ve koşullar adına kullanılabilmesi için kurallar konulması

3. Bu kurallardan etkilenenlerin kuralları değiştirebilme yetkisinin olması

4. Kural değiştirme yetisine sahip toplulukların dış otoriteler tarafından tanınması

5. Topluluk üyeleri tarafından diğer üyelerin davranışlarının takibi için bir sistemin oluşturulması

6. Kural çiğneyenler için derecelendirilmiş yaptırım sisteminin uygulanması

7. Çatışma durumları için erişilebilir ve düşük maliyetli araçlar sağlanması

8. En alt tabakadan başlayarak, tüm bileşik sistemin yuvalanmış katmanları için ortak kaynakların yönetimi adına sorumlulukların oluşturulması.

Sekiz maddelik bu öneri ile Ostrom, piyasa düzenleyiciler ya da merkezi yönetimin kamu mallarının yönetimi konusunda mutlak otorite olduğu gerçeğini çürütmüş oldu.

Ortak kullanılan kaynak ve malların yönetiminin sağlanması için, ülke sınırlarının ötesinde daha üst ve paydaşların görüşleriyle hareket eden otoritelerin ve işbirliğinin önemi büyük. Uluslararası iklim rejimini belirlemek için ülkelerin bir araya gelerek, gerektiğinde faaliyetlerinden taviz vererek ortak maddelerde ve bir anlaşmada mutabık kalması büyük önem taşıyor. Paris İklim Anlaşması da bu nedenle ön plana çıkıyor. Paris İklim Anlaşması ile ülkeler iklim faaliyetlerini düzenlemek adına mutabakata varmış oldular. Farklı bölgelerden farklı ülkelerin ortak bir amaçla iklim değişikliğine karşı harekete geçmesi çok merkezli yönetimin güzel ve önemli bir örneğidir. Bunun gibi mutabakatlar beraberinde çok katmanlı yönetim organlarını içerdiğinden iklim değişikliği kaynaklı problemlerin çözümünde verimli yöntemler sunar. Tabi ideal bir sistemde bunun olabileceği eleştirisini de getirmekte fayda görüyoruz.

Gezegen değiştirebilen, sosyal varlıklar olan biz insanların, iklim değişikliğinin çözümüne odaklanabilmesi için ortak değer ve menfaatlerini saptayabilmesi gerekir. Bu sayede iklim değişikliğinin düzeltilebilmesi için merkezi yönetimlerin bu konularda duyarlılık göstermesini ve harekete geçmesini beklemek zorunda kalmayız. Unutmamalıyız ki kaynaklar ve içinde yaşadığımız dünya bizim ve geleceğimizin.

PAYLAŞ: