Menu EN

S360MAG

25 March

Sürdürülebilir Altyapı Yatırımlarında Özel Sektörün Rolü

Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin kabul edilmesinin ve Paris’te gerçekleştirilen COP21 ardından, sera gazı emisyonlarının %98’inden sorumlu 198 ülke, küresel bir iklim değişikliği stratejisi belirlenmesi gerektiği konusunda hem fikir olmuşlardı. Bu çerçevede imzacı ülkeler 2018 yılına kadar ekonomik büyümede düşük karbonlu stratejiler izlenmesi adına değişikliğe gideceklerini taahhüt etmişlerdi.  Bu noktada gerekli aksiyonların nasıl alınacağı ve nasıl finanse edileceği akla gelirken, McKinsey Center for Business and Environment özel sektörün sürdürülebilir yatırımların, özellikle de altyapı konusunda nasıl finanse edileceği hakkında bir rapor yayımladı.  

Raporda ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele konusundaki taahhütleri ile bu amaç için gerekli alt yapılar arasındaki bağlantının kurulmasının gerekliliği vurgulanırken, halihazırda 50 trilyon doları bulan altyapı harcamalarının, 2030 yılına kadar küresel ölçekte 90 trilyon dolar daha artmasının beklendiği belirtiliyor. Yıllık yaklaşık olarak 3 ila 6 trilyon dolar arasında değişebilecek olan harcamaların %60’ından fazlasının Çin, Brezilya, Hindistan ve Meksika gibi gelişmekte olan pazarlarda kullanılması öngörülüyor. Raporda, kamu sektörünün altyapı çalışmalarının ve yatırımlarının yetersiz kalacağı ve özel sektörün de harekete geçirilmesi gerektiğine değiniliyor.

Özel sektörü sürdürülebilir altyapı yatırımları yapmaya teşvik etmek amacıyla bazı engellerin ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu engeller ve getirilen çözüm önerilerinden bazıları ise şöyle:



Daha fazla şeffaflık ve yatırım yapılabilir altyapılar

Özel sektör, altyapı planları hükümetlerce uzun vadeli senaryolara göre hazırlanmadığı ve bu durumda elde edilecek karın düşük olması sebebiyle altyapı yatırımlarından uzak duruyor. Hükümetler ve kalkınma ajansları, sürdürülebilir ve dolayısıyla uzun vadede yatırım yapılabilir altyapı projelerinin önünü açtığı takdirde, özel sektörün altyapı yatırımlarına teşviği de kolaylaşabilir.

 ·Planlama ve işlem maliyetlerinin yüksekliği

Özel sektör, adil ve şeffaf olmayan ihale süreçleri ile yüksek maliyetli satın alma süreçleri nedeniyle altyapı projelerine girmekten kaçınıyor. Başta kalkınma bankalarının desteğiyle çeşitli banka ve yatırımcıların bir araya gelerek yüksek miktarda kaynak sağlamaları şeklinde oluşturulan sendikasyon kredileri ve yeni piyasa araçlarının oluşturulması yatırımların sürdürülebilir alt yapı projelerine daha fazla yapılmasını ve likiditenin artmasını sağlayabilir.

 ·Güvenilir finansman modellerinin eksikliği

Kalkınma bankaları, genel anlamda projeleri finanse etmede teminatları yüksek oranda kullanmasına rağmen, sürdürülebilir altyapı projelerinde çok az sayıda teminat kullanılıyor. Bu da finansman modellerinin uzun vadede güvenilir olmamasına yol açıyor. Kalkınma bankaları, kalkınma fonları ile sürdürülebilirlikle ilgili projelerin oluşturulmasını sağlayabilir.

 ·Satın Almada Sürdürülebilirliğin Bir Kriter Olması

Proje tekliflerinin değerlendirilmesi, sadece düşük maliyete odaklı olarak değerlendiriliyor. Finansal kuruluşlar, özel sektörün sürdürülebilir değişimini teşvik etmede satın almalarda düşük maliyetin ötesinde, uzun vadeli başarı için sürdürülebilirlik kriterlerinin getirilmesinin öneminin altını çiziyor. Özel sektörün altyapı yatırımlarının finansmanında sürdürülebilirliğin bir kriter olarak getirilmesi hem kamunun hem de özel sektörün daha fazla sürdürülebilir altyapı projeleri oluşturmaya yönelmesini sağlıyor.

Altyapı yatırımlarının planlaması, finansmanı, inşası ve işletmesi her ne kadar kolay olmasa da hükümetlerin ve özel sektörün acilen üzerine eğilmesi gereken bir konu. Takip eden 15 sene içerisinde dünya, daha iyi bir gelecek adına atacağı adımlarla bugünkünden çok daha farklı yatırımlarına yön vermiş olacak.

PAYLAŞ: