Menu EN

S360MAG

18 November

ABD Başkanlık Seçimlerinin Ardından

Paris Anlaşması’nın yasal olarak yürürlüğe girmesinden birkaç gün sonra gerçekleşen ABD Başkanlık seçimlerinin ardından tüm dünya, yeni başkan Donald Trump’ın dört senelik başkanlık döneminde izleyeceği politikalar konusunda merak içerisinde. Seçim kampanyası boyunca radikal söylemleri sebebiyle oldukça eleştirilen Trump’ın, yeni başkanlık döneminde iklim değişikliği, çevre, temiz enerji ve toplu taşıma konularında ne tür adımlar atacağı, Obama’nın sekiz yıllık döneminde inşa edilen yenilenebilir enerji destekleyen politikalar ve çeşitli yasal düzenlemelerin ne yönde etkileneceği doğrultusunda çeşitli varsayımlar mevcut.

Çin’in ardından dünyanın en çok karbondioksit salımına sebep olan ikinci ülkesi olan ABD’de yeni dönemde, özellikle enerji santrallerinden salınan CO2 seviyelerine düzenlemeler getiren Temiz Enerji Planı ile Çevreyi Koruma Ajansı’nın (EPA) bu karar mekanizmalarından uzak tutulması korkusu var. Halk sağlığını ve refahını etkileyen sera gazlarının salımı, yeni enerji santrallerinin inşaları, taşıtlar, doğal gaz çalışmaları esnasında meydana gelen metan sızıntıları ve daha birçok düzenlemeden 2007 yılından bu yana sorumlu olan EPA’in, fosil yakıtların sebep olduğu CO2 salımlarını 2030 yılına kadar %30 azaltarak 2005 yılındaki seviyeye çekme hedefi bulunuyor. Fakat EPA’yı devre dışı bırakmayı planlayan Trump, aynı zamanda yerli petrol, kömür ve doğal gaz üretimini ivmelendirip Amerikan enerji bağımsızlığını sağlamaya çalışıyor. Bununla beraber, kömür ve petrol sektörlerinin içerisinde bulunduğu durum göz önüne alındığında pek de mantıklı bir ekonomik atılım olarak görünmüyor.

Mutabakata varılması yıllar süren Paris Anlaşması’nda imzası bulunan 200’ün üzerimde ülke, Trump’ın ABD başkanı seçilmesiyle birlikte iklim değişikliği aksiyonlarının geleceği konusunda oldukça endişeliler. Aralık 2015’de kabul edilen anlaşma, seçiminin birkaç gün öncesinde resmi olarak yürürlüğe girmişti. Çevre politikaları oldukça önem taşıyan ABD’nin böylesine önemli bir hareketten geri çekilme ihtimali tüm dünyada ciddi bir endişe yaratırken diğer ülkelerin de yükümlülüklerini yerine getirmemesiyle küresel salımların giderek artmasından ve iklim değişikliğinin durdurulamaz boyuta ulaşmasından korkuluyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki gerginliğin bir başka sebebi de Birleşmiş Milletler tarafından oluşturulan, yoksul ülkelerin salımlarını azaltmaları ve iklim değişikliği ile mücadele adına gerekli altyapıları kurmaları için kullanılacak yıllık 100 milyar Dolar’lık bütçeli Yeşil İklim Fonu’na en büyük katkı dört milyar Dolar ile ABD’den geliyor.

Amerikan başkanlık seçimlerinde Donald Trump’ın zaferi karşısında tüm dünya yaşanacak ekonomik, çevresel ve sosyal gelişmeleri merakla bekliyor. Trump’un seçim kampanyası boyunca temiz enerji, toplu taşıma, iklim ve çevre konularındaki vaatlerinin, göreve başladıktan sonra nasıl şekilleneceğini hep birlikte göreceğiz.

PAYLAŞ: