Menu EN

S360MAG

7 October

Toplumsal Cinsiyet Yargılarından Kurtulmak Krizleri Önlüyor

Kadın-erkek eşitliği konusundaki uygulamalarıyla dikkat çeken İzlanda’yı keşfe çıkan fotoğraf sanatçısı Gabrielle Motola, cinsiyet eşitliğine dikkat çektiği çalışmasıyla birçok toplumsal dinamiğe de ışık tutmayı hedefliyor. Örneğin, 2008 yılında yaşanan ekonomik kriz sırasında İzlanda’daki tepkilerin ilgisini çektiğini söyleyen sanatçı, bankacılık sektöründe yaşanan çöküşün ardından ülkede ortaya çıkan “sektörü kadınlaştırmak” gerektiği önerisinin kulağa oldukça ilginç geldiğini ifade ediyor.

İzlandalılar, finans sektöründe yaşanan çöküşün ardına,  rekabetçi ve agresif tutum, fazla risk alma ve duygusal yaklaşımın eksikliği gibi fazlasıyla “erkeksi” davranışların yattığına inanıyor. Bunun yanı sıra riskten kaçınma, açıklık, duygusal farkındalık ve empati gibi kadınlarla özdeşleştirilmiş belirgin olan özelliklerin yaşanan felaketi önleyebileceğini düşünüyorlar. Fakat “erkekler bu şekilde davranır ve sonuçlardan sorumludur, kadınlarsa sahip oldukları özelliklerle krizin önüne geçebilirdi” gibi yanlış bir yargıya varmıyorlar. Kadın veya erkeğin “erkeksi” veya “kadınsı” davranış olarak nitelendirilen davranışları göstermeleri gerektiğini ifade eden İzlandalılar, bu sorunu cinsiyetin değil toplumsal cinsiyet rollerinin yarattığını düşünüyor. Buna rağmen diğer ülkelerde olduğu gibi, İzlanda’da bankacılık sektörünün de çoğunlukla “erkeksi” bir karaktere sahip olduğunu ve bu düzenin yalnız bankacılık ve finans sektörünü değil, bütünüyle dünyayı etkilediğini söylemek mümkün. Finansal kriz yaşayan diğer ülkelerden farklı olarak İzlanda’nın nasıl böyle bir bakış açısı kazandığına dair fikir edinmek için uygulanan politikalar ve topluma neler sunulduğuna bakmak gerekiyor.

Birçok İskandinav ülkesinde olduğu gibi İzlanda’da da sosyal yapılanma aileyi destekleyecek ve daha sağlıklı, mutlu bireyler yetiştirecek bir şekle evrilmiş durumda. Kişinin, birey ve ebeveyn kimliklerini bir tutmayan toplum düzeni, erkeklerin özellikle de erken çocukluk dönemlerinde aileye dâhil olmasını sağlayarak güçlü aile bağları kurulmasını sağlıyor. Örneğin, biyolojik olarak bir çocuğun bakımı ile daha çok ilgilenmek durumunda olan annelere doğum öncesi ve sonrasında destek sunan İzlanda, hem annelere hem de babalara esnek ve eşit doğum izinleri veriyor. Bebekler ve her yaştan çocuk için birçok bakımevi ve kreş bulunan ülkede 16 yaşına kadar verilen eğitim zorunlu ve devlet okullarında ücretsiz. Aynı zamanda, çocuğun da dâhil olduğu aile kavramı etrafında gelişen bir kültür olmasının yanı sıra bireylerin kendilerini gerçekleştirmeleri için eğitim aracılığıyla birçok fırsat sunuluyor.

İzlanda, izlediği politikalar ve çeşitli önlemler ile toplumun tüm katmanlarında cinsiyet eşitliğini sağlamaya çalışıyor. Eşitlik taraftarı birçok uygulama sayesinde bugün gelinen noktada, bakanlıklarından birisi cinsiyet eşitliğini sağlamak adına yasal düzenlemeler ile meşgulken politikalar ve karar aşamalarında erkek ve kadınların sürece eşit olarak dâhil olduğu birçok kurul ve komite de bulunuyor. İzlanda’nın ilk sırada yer aldığı 2015 Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksi, 140 ülkede kadın ve erkekler arasındaki ekonomik katılım ve fırsatlar, eğitim, politik güçlendirme ve sağlık gibi konularda yaşanılan eşitsizliklere yer veriyor. Birinciliği elde tutmasına rağmen İzlanda gibi açık görüşlü toplumsal yapıya sahip ülkede dahi görülen cinsiyetçilik sorununun yanında en dikkat çekici noktalardan biri cinsiyetler arası gelir eşitsizliği olarak karşımıza çıkıyor. Kadın ve erkeğin iş gücüne katılımı dengeli olsa da benzer işlerden elde edilen kazanç, kadınlar için aynı olmayabiliyor.

PAYLAŞ: