Menu EN

S360MAG

7 October

ABD Başkanlık Yarışı: Dünya Liderlerine Karşı Clinton ve Trump

Gelecek ay gerçekleşecek Birleşik Devletler başkanlık seçimi öncesi Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump ile Demokrat Parti adayı Hillary Clinton arasındaki kıyasıya rekabet sürüyor. İki adayın hem ABD ile ilgili ve hem de küresel sorunlar konusunda çok farklı ve çelişkili duruşlar sergilediğini görüyoruz. Yaklaşan seçimler öncesi, küresel ekonomi, mülteciler, çevre ve enerji gibi etki alanı geniş konularda bu iki adayın görüşleri, birbirleriyle ve diğer dünya liderlerinin görüşleriyle karşılaştırılınca, duruma dair daha iyi bir öngörüye sahip oluyoruz.



Mülteciler:

Donald Trump’ın uzunca bir süredir Amerika’nın belirli bölgelerden – örneğin Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu Ortadoğu ülkelerinden – mültecileri kabul etmesini ciddi bir milli güvenlik tehdidi olarak gördüğü biliniyor. Bu argümanını internette dolanan (pek de güvenilir olmayan) söylentilerle destekleyen Trump, mültecilerin, ülkeye kabul edilmeden önce bir takım ciddi testlerden geçmesi gerektiğini savunuyor.

Hillary Clinton’a gelecek olursak, kendisi ABD’ne alınacak senelik 10.000 Suriyeli mülteci sayısının 65.000 civarına çekilmesi gerektiğini düşünüyor. Alımlar öncesi bir dizi testin gerekliliğine katılsa da hali hazırda süregelen göçmenlik sisteminin uzun süren başvuru aşamaları ile bu durumu yeteri ölçüde dengelediğini belirtiyor. 




Kanada’nın popüler başbakanı Justin Trudeau, mülteci krizinin zirve yaptığı bir dönemde seçim çalışmalarını yürütüp başarıya ulaşmıştı. Göreve gelmeden kısa bir süre önce Ege kıyılarında hayatını yitiren Aylan Kurdi’nin dünyayı sarsmasını takiben Kanada’nın mülteci krizi adına elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu açıkladı. O günden bu yana Kanada, 30.000’in üzerinde Suriyeli mülteciye kucak açtı.

Almanya Şansölyesi Angela Merkel ciddi bir politik bedel ödeyerek Avrupa Birliği’nin mültecileri kucaklayan yüzü oldu. Uzunca bir süre açık kapı politikası uygulayarak 18 ay içinde bir milyonun üzerinde mülteciyi Avrupa’ya çeken Merkel, son seçimlerde partisinin kaybettiği oyların ardından politikaları için özür diledi.

Çevre ve Enerji:

Hillary Clinton, Demokrat Parti’nin çevresel meseleler ile ilgili genel politikasını desteklemesiyle tanınıyor. İklim değişikliğinin ülke ve dünya güvenliğine büyük bir tehdit olduğunu belirten Clinton, enerji sektörünün sıkı denetimlere tabi olması, Alaska’da genişletilmiş sondaj çalışmalarının durdurulması ve Amerika ile Kanada arasında inşaa edilmesi düşünülen boru hattı projesinin iptal edilmesi gerektiğini savunuyor. Bununla beraber, istatistiklere göre Clinton Demokratların adayı olmayı garantilediğinden bu yana, çevresel meselelerden bahsetmeyi yarıya indirmiş durumda.

Donald Trump’un ise kampanyası boyunca internet sitesinde çevresel meseleler konusunda hiçbir açıklamada bulunmadığı görülüyor. Trump, bir yandan temiz su ve havayı desteklediğini belirtirken, diğer yandan da EPA’ya (Environmental Protection Agency) verilen bütçe desteğini keseceğini söylüyor. Ayrıca, insan kaynaklı iklim değişikliğinin bir uydurma olduğunu ve bu bağlamda Paris Antlaşması gibi uluslararası çabaları kabul etmeyeceğini söylüyor.



Trump gibi Hindistan başbakanı Narenda Modi de ekonomik kalkınmayı, çevre koruma politikalarının önüne almış görünüyor. Modi, getirdiği düzenlemelerle, çevresel etki değerlendirmelerini yerel yönetimlerden işletmelerin insiyatifine bırakmış durumda.

Angela Merkel ise Almanya’nın fosil yakıtlara dayalı bir ekonomiyi terk etmesine liderlik etti. Sadece 2015 yılında Almanya’da üretilen elektrik enerjisinin üçte biri yenilenebilir kaynaklardan elde edildi. Ayrıca, Merkel’in iklim değişikliğine karşı yürütülen mücadelede küresel bir lider olduğu ve daha sıkı sera gazı salımı düzenlemelerini savunduğu biliniyor.

Ticaret: 

Serbest ticaretin savunucuları olan Cumhuriyetçiler cephesinin aksine Trump, prensipte ticarete karşı olmasa da bazı ticari anlaşmaların Amerikan sanayisini koruması gerektiğine inanıyor. Trans Pasifik Ortaklığı’na (TPO) açıkça karşı olan Trump, başkan olduğu takdirde geçmişte imzalanan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması gibi mutabakatları gözden geçireceğini söylüyor.

Bir zamanlar Trans Pasifik Ortaklığını (TPO) uluslararası ticaret antlaşmalarının altın standardı olarak gören Hillary Clinton, kamunun serbest ticaret ortaklıklarına olan desteği azaldıkça, bu görüşünden vazgeçti. Kampanyası süresince TPO ve Merkezi Amerikan Serbest Ticaret Antlaşması’na karşı olduğunu belirten Clinton, Amerika’nın dünyanın diğer bölgeleri ile ticaret yapması gerektiğini savunuyor.



Avustralya’nın çiçeği burnunda başbakanı Malcolm Turnbull, serbest ticaretin avukatlığını yapmaya devam etse de karşısında bu konuda artan bir muhalefet bulmaya başladı. Trans Pasifik Ortaklığı’nın (TPO) açık bir destekçisi olan Turnbull, bu görüşünü Eylül ayında New York’ta gerçekleşen Birleşmiş Milletler toplantısında verdiği demeçlerle de perçinledi.

Ağustos ayında Fransa Başbakanı Francois Hollande, Obama hükumeti ile ticaret müzakerelerini askıya aldığını duyurdu. 2013 yılında başlayan Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı görüşmelerinin adil olmadığını öne sürdü. Bunun üzerine Fransa Ticaret Bakanı Matthias Fekl, antlaşmalar için yeterli kamu desteği olmadığını belirterek, görüşmeleri feshetti.

Tüm bunlar ışığında 8 Kasım tarihinde gerçekleştirilecek seçimler sonucunda ABD’nin başkanlık koltuğuna oturacak adayın kim olacağı ise büyük merak konusu. Zira, güncel anket sonuçlarına göre yarış başa baş geçiyor. İki aday, dünya siyaseti ve sürdürülebilir geleceğimiz adına oldukça farklı profiller çizdiğinden bu seçimin sonuçları büyük bir önem taşıyor.

PAYLAŞ: