Menu EN

S360MAG

4 November

İklim Değişikliği Konusundaki Gelişmeler

Bir önceki sayımızda yer verdiğimiz, havacılık sektöründeki faaliyetler sonucu meydana gelen salımların azaltılması yönündeki bir dizi karardan sonra geçen hafta denizcilik sektöründe de benzer kararlar alındı. Dünyada iklim değişikliği hedeflerine bağlılık göstermeyen tek sektör olan denizcilik sektörünün aktörleri karbon salımlarının azaltılması için aksiyonlar almaya hazırlar. Trilyon dolarlık değeri olan sektörün, ağırlıklı olarak gemilerde kullanılan fosil yakıtlar sebebiyle küresel sera gazı salımlarının toplamda %3-4’ünden sorumlu olduğu biliniyor. Bu noktada gerekli basit ölçütlerin kullanılması adına hükümetlere çağrı yapılıyor. Kullanılan yakıtların çevreye zararlarının azaltılması, yolculuk esnasında yaşanan yakıt sızıntılarının durdurulması ve azaltılması istenen salımların takibi adına yapılacak yatırımların deniz ekosistemi, hava kirliliği ve iklim değişikliği göz önüne alındığında düşünüldüğü kadar maliyetli olmayacağı belirtiliyor.

Geçen hafta NASA’dan yapılan açıklamaya göre kayıtlara geçmiş en sıcak Eylül ayını geride bırakmış bulunuyoruz. 1850 yılından beri tutulan sıcaklık kayıtlarına göre 2014 ve 2015 yıllarında olduğu gibi 2016 yılının da küresel sıcaklık rekoru kırması beklendiğinden iklim değişikliği şüphecilerinin küresel sıcaklık artışının ‘durduğu’ konusundaki iddiaları da boşa çıkmış oluyor.

1987 yılında kabul edilen ve ozon tabakasındaki incelmeyi konu alan tarihin en başarılı uluslararası anlaşmalarından Montreal Protokolü’nün 20. yılında çevre konulu uluslararası anlaşmaların başarılarına bir kez daha dikkat çekilmiş oldu. Buna rağmen ozon tabakasına zarar veren gazların salımının azaltılmasını hedefleyen protokol doğrultusunda atmosfere salınan bazı gazların, iklim değişikliğine neden olduğu biliniyor. Geçen ay, dünya hükümetleri bu tehlikeli hidro floro karbon gazlarının (HFC) tamamen devre dışı bırakılarak sıcaklık artışının durdurulması konusunda hem fikir oldu.

1980’lerin sonunda kabul edilen Montreal Protokolü, zararlı gazların üretildiği ve kullanıldığı sektörlerdeki tüm itirazlara rağmen kabul edilmiş, alınan kararın teknik ve ekonomik olarak oldukça zorlayıcı olacağı görüşleri ise zamanla çürütülmüştü. Benzer şekilde bilim insanlarının düşük karbon ekonomisine geçilmesi uyarısını yaptığı ve tehlikeli sıcaklık artışlarının yaşandığı günümüzde, birçok araştırma sera gazı azaltımı yönünde atılacak her adımın ekonomiye olumlu yansımalarının olacağını gösteriyor. Ne var ki, 2008 yılında yaşanan gayrimenkul balonuna benzer bir krizi fosil yakıt sektörünün de yaratabileceği düşünülüyor. Yasal yaptırımlar ve yatırımlar arasındaki uyuşmazlık sebebiyle pazarın ve birçok şirketin hisse değerinin düşmesi, finansal belirsizliği de beraberinde getirirken yeni alan ve kaynaklara trilyonlarca yatırım yapan petrol, doğal gaz ve kömür şirketlerinin iklim değişikliğinin önlenebilmesi için getirilen kısıtlamalar sebebiyle finansal zorluk içerisinde olduğu biliniyor.

PAYLAŞ: