Menu TR

S360Mag

17 September

Turizm sektöründe daha bilinçli talepler sürdürülebilir odaklı toparlanma fırsatı doğurabilir mi?

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.
 
Dünyadaki her büyük endüstri COVID-19 salgınından etkilenirken, dünya GSYİH'sının yüzde 10'unu temsil eden turizm, en çok etkilenen sektörlerden birisi oldu. Turizm sektöründe olumsuz etkiler devam ederken bilinçli talepler doğrultusunda sürdürülebilir odaklı toparlanma fırsatları ortaya çıkıyor.
 
Ülkeler sınırlarını yavaş yavaş yeniden açarken bile seyahatlerle ilgili belirsizlikler devam ediyor. Dünya Turizm Örgütü'nün (UNWTO) Mayıs ayında yayınlanan İlgili Seyahat Kısıtlamaları raporuna göre, uluslararası turizm hareketliliğinin 2019'a göre yüzde 58-78 arası bir oranda azalması bekleniyor.
 
İşletmeler yalnızca hayatta kalmaya değil, aynı zamanda pandeminin etkisinden kurtulmaya odaklandıkça amaç ve insan odaklı çözümlere daha çok yöneliyor. Daha iyi iş uygulamaları için artan tüketici talebi ile beraber krizin getirdikleri, kuruluşları sosyal ve çevresel etkilerini incelemeye zorladı. Ayrıca, Birleşmiş Milletler'in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın (SKA) turizm sektörünün sorumlu bir şekilde toparlanmasını desteklemede ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkardı.
 
Haziran ayında UNWTO, seyahat işletmelerinin krizden daha güçlü bir şekilde çıkarken SKA'lara katkıda bulunmasına yardımcı olmayı amaçlayan stratejik bir rehber olan Turizm Sektörünün Sorumlu İyileştirilmesi İçin Tek Gezegen Vizyonu’nu yayımladı.
 
Tek Gezegen Vizyonu, insanlar, gezegen ve refah için sorumlu turizmin toparlanmasına rehberlik etmek amacıyla altı eylem başlığı etrafında yapılandırıldı: Halk sağlığı, sosyal kapsayıcılık, biyolojik çeşitliliğin korunması, iklim eylemi, döngüsel ekonomi ve yönetişim ve finans.
 
Raporda, UNWTO Genel Sekreteri Zurab Pololikashvili şöyle diyor: “Sürdürülebilirlik artık turizmin niş bir parçası değil, sektörümüzün her bölümü için yeni norm olmalıdır. Bu, Turizmi Yeniden Başlatmak için Küresel Rehberimizin temel unsurlarından biridir. Turizmi dönüştürmek bizim elimizde ve COVID-19 krizi toparlanma dönemi sürdürülebilirlik için bir dönüm noktası haline geliyor.
 
Bu sektörel durgunluğu sürdürülebilir tüketime ve üretim modellerine doğru bilinçli bir geçiş için kullanmak isteyen akıllı seyahat işletmeleri, ünlü amaç odaklı tatil işletmesi Bawah Reserve'den önemli dersler çıkarabilir.
 
Endonezya'nın Anambas Adaları'nda bulunan özel ada tesisi, sosyal ve çevresel ayak izini yönetme konusunda lider konumda olmayı hedeflerken misafirlerinin ihtiyaçlarını daha derin  ve daha duygusal bir düzeyde ele aldığını belirtiyor.
 
Daha sürdürülebilir bir seyahat deneyimi vizyonu ile büyümeyi hedefleyen tesis 2018'de açıldı. Tesisin gezgen odaklı felsefesi, doğal çevreye saygı duyarak ve gelecekteki etkiyi en aza indirerek geleneksel tatil köylerinin çalışma şeklini değiştiriyor.
 
Tesis, minimal etki yaklaşımıyla ağır makineler kullanılmadan ve bambu, geri dönüştürülmüş tik ağacı, palmiye yaprakları ve doğal taş gibi çeşitli yerel kaynaklı ve sürdürülebilir malzemeler kullanılarak inşa edilmiş. Çevreye duyarlı bu tasarım, doğal çevreye saygı duyan bir tatil köyü örneği olarak gösteriliyor.
 
Tesisin kendine ait bir su altyapısı bulunuyor. Tuzdan arındırma tesisi personel ve konuklar için temiz içme suyu üretirken yağmur suyu da ayrı olarak toplanıyor. Güneş enerjisi, su ısıtıcılarına güç sağlıyor ve atık su toplanarak bir dizi belirlenmiş arıtma tesisine pompalanıyor.
 
Gıda konusunda ise tesis, organik bir permakültür bahçesi işletiyor ve önce Bawah ardından Anambas Adaları, Batam ve Endonezya gibi yerel yerlerden tedariki ön plana çıkartan bir felsefeyi takip ediyor. Tesis, ürünleri ancak bu dört konumdan temin edemediği durumlarda ithal etme seçeneğini düşünüyor. 
 
Tesis, Bawah Rezervini oluşturan altı adada deniz ve karasal yaşamı korumak için 2018 yılında kurulan, kâr amacı gütmeyen bağımsız bir kuruluş olan Bawah Anambas Vakfı (BAF) ile birlikte entegre bir atık yönetimi programı başlattı ve döngüsel bir ekonomiye geçiş çalışmalarına başladı.
 
2019'da ada sakinlerine döngüsel uygulamalar tanıtıldı. BAF tarafından, yerel halkın becerilerini arttırmak, Anambas'taki ekonomiyi iyileştirmek ve plastiklerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olmak için bir program tasarlandı. Tasarlanan program aracılığıyla yerel bir köyden zanaatkârlara, geliştirilen eğitim ve öğretim programları aracılığıyla geri dönüştürülmüş ve yükseltilmiş ürünlerin nasıl yapılacağı öğretildi. Örnek olarak, plastik atıklardan yapılan çantalar ve keseler tesis tarafından satın alınıyor.
 
Tesis bu çabalarına ek olarak, kendini yerel olarak üretilen okyanus dostu güneş kremi ve çevre dostu çamaşır deterjanıyla yüzeyin altındaki yaşamı desteklemeye odaklanmış. Su ekosistemine katkıda bulunmak amacıyla, takımadaların el değmemiş sahillerinde yuva yapan mercan, balık ve deniz kaplumbağaları için koruma ve rehabilitasyon programları geliştirmek üzere deniz biyologlarıyla birlikte çalışmalar yürütülüyor.
 
COVID-19, seyahatin geleceğini desteklemek ve güvence altına almak için değişiklikler yapılması gerektiğini gösterdi. Arttırılmış güvenlik protokollerinin yanı sıra sürdürülebilirliğe gerçek bir bağlılık, daha sorumlu ve adil bir seyahat için bir yol haritası sağlıyor. Ve birçok turizm profesyonelinin bu alanda gidecek uzun bir yolu olsa da, SKA’lar ve UNWTO’nun Tek Gezegen Vizyonu, turizm için nasıl daha iyi bir gelecek inşa edileceği konusunda rehberlik ediyor.
 
Dijital göçebeler ve uzaktan çalışma ile ortaya çıkan fırsat
 
Turizm tesislerin krizin etkisi ile beraber yaşamak zorunda olacağı değişimin nasıl fırsata dönüştürülebileceği ve daha sürdürülebilir iş yapış biçimlerini entegre edebilecekleri konusunda yukarıda bahsettiğimiz örneğin yanı sıra pandemi sebebiyle uzaktan çalışma pratiğinin artmasıyla oluşan farklı trendler turizm sektörü için yeni fırsatlar doğuruyor.
 
Dijital göçebeler olarak adlandırılan ve genellikle e-ticaret, metin yazarlığı ve tasarım gibi mobil uyumlu işlerle uğraşan Y kuşağı, son on yıldır egzotik yerlerde çalışıyorlar. Bu kesim, 2010’lardan beri ana akım basında yer almaya başladı.
 
Peki, pandemi ile beraber hayatımıza entegre olan uzaktan çalışma ile çalışanlar, dijital göçebe felsefesini benimserler mi? COVID-19 hala uluslararası seyahati zorlaştırıyor olabilir, ancak uzaktan çalışma -dijital göçebeliğin diğer temeli- artık sıkı bir şekilde ana akımda. Öyle ki, birçok kişi uzaktan çalışmanın pandemiden sonra da kalıcı olacağını düşünüyor.
 
Turistik destinasyonların kendilerini iş yeri olarak tanıtması fikri yeni değil. Japon teknoloji uzmanı Tsugio Makimoto, dijital göçebe fenomenini 1997'de, Y kuşağının kendilerini Bali'de uzaktan çalışırken Instagram'a bağlamadan on yıllar önce tanımlamıştı. Makimoto, uzaktan çalışmanın yükselişinin ulus devletleri “vatandaşlar için rekabet etmeye” zorlayacağını ve dijital göçebeliğin “materyalizm ve milliyetçilikte düşüşlere” yol açacağını tahmin etmişti.
 
Bu trende paralel bir gelişme olarak, Hırvat hükümeti dijital göçebe vizesi konseptini tartışmaya başladı. Bu değişikliklerin etkilerini tahmin etmek zor. Mesela yerel işletmeler, uzun vadeli ziyaretçilerden, bir gün boyunca akın eden yolcu gemisi ziyaretçilerinden daha fazla fayda sağlayacak mı?
 
Asıl soru ise işverenlerin işçilerin ülke değiştirmesine izin verip vermeyeceği konusu. Kulağa inanılmaz geliyor ancak Google çalışanlarına 2021 yazına kadar uzaktan çalışabilme esnekliği tanıdı. Twitter ve diğer 17 şirket, çalışanlarının süresiz olarak uzaktan çalışabileceğini duyurdu.
 
Barbados gibi ülkeler, işçilerinin ülkeler arası hareketine olanak tanıyan istihdam sözleşmelerini ilk başlatan şirketlerin hangileri olabileceğini kesinlikle yakından izleyecekler. Böyle bir gelişme yaşanması ile yakın gelecekte turistik bir tesise tatil rezervasyonu yapmak yerine iş yeri rezervasyonu yapıyor olabilirsiniz.
 

SHARE: