Menu

12 November

Ekonomik büyüme karbon salımı olmadan mümkün mü?

*Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Birleşmiş Milletler’in son analizleri, mevcut iklim taahhütlerinin 2100 yılına kadar sanayi öncesi seviyelere göre ortalama 2,6°C'lık küresel sıcaklık artışına yol açacağını tespit etti. Bu artış, Paris Anlaşması'nın hedeflediği 1,5°C sınırının oldukça üzerinde. Ancak, iklim değişikliğine karşı mücadeleyi politik olarak uygulanabilir kılmak için büyük ekonomik krizler olmadan salımların azaltılması gerekiyor.
 
Glasgow'da düzenlenen Birleşmiş Milletler 26. Taraflar Konferansı'nda müzakereciler iklim eylemini ülkelerinin ekonomik çıkarlarıyla dengelemeye çalışıyorlar. İklim eylemlerinin ekonomik çıkarlar ile çelişkide olduğu yönündeki algının nedenini kavramak için, modern hayatın ve küresel ekonominin artan salımlara nasıl bu kadar bağlı hale geldiğini incelemek gerekir. Yaklaşık 200 yıl boyunca, zenginleşen ülkeler bunu fosil yakıt yakarak başardı. Salımların düşme nedenleri ise Büyük Buhran, İkinci Dünya Savaşı, 1970'lerin enerji krizleri, Sovyetler Birliği'nin çöküşü, 2008 mali krizi gibi dönemlerde olduğu gibi bir şeylerin ters gitmesiydi. Geçen yüzyılın salımlarına bakıldığında, grafikler küresel ekonominin iniş çıkışlarını yansıtıyor.
 
Salımlar ve ekonomi arasındaki bu ilişki son yıllarda da devam etti. Salımlar 2018 ve 2019'da zirveye ulaştıktan sonra pandemiyle birlikte düşüşe geçti. Şimdi ise salgının etkilerinden toparlanan ekonomilerin salımları hızla 2019 seviyelerine geri dönüyor. Sonradan sanayileşen ve gelişmekte olan Çin ve Hindistan başta olmak üzere birçok ülke için de ekonomi büyüdükçe salımlar artmaya devam ediyor.

Ancak, umut verici gelişmeler de var. Son yıllarda, dünyanın gelişmiş ülkelerinin çoğu ve bazı gelişmekte olan ülkelerin salımları görülen en yüksek seviyeye ulaşmasının ardından azalmaya başladı. 32 ülkede, salımlar ve ekonomik büyüme ayrıştırıldı, yani salımlar azalırken ekonomi hala istikrarlı bir şekilde büyüyor.
 
Salımlar ve ekonomik büyümenin ayrıştırılmasında üç ana faktör var. Birincisi, insanların enerji kullanımının zamanla daha verimli hale gelmesi. İkincisi, düşük ve sıfır karbonlu enerji kaynaklarının kullanımının çoğu durumda fosil yakıtlardan daha ucuz hale gelmesi. Üçüncüsü ise, birçok hükümetin işletmeleri daha temiz enerji kaynaklarına ve teknolojilerine geçmeye teşvik eden iklim politikaları uygulamaya koyması.
 
Zengin ülkeler hala kişi başı küresel salımlara çok daha fazla katkıda bulunuyorlar ve son 200 yılda atmosferde sera gazlarının birikmesinde daha fazla sorumluluk taşıyorlar. Bu nedenle, dünyanın net sıfıra ulaşması için bu ülkelerde karbon salımı kesintilerinin daha büyük olması gerekecek. Ancak salımların bazı ülkelerde nasıl azalmaya başladığını anlamak, atılması gereken adımlar hakkında bize birçok şey öğretebilir.
 
Büyük karbon salıcıları salımları azaltmaya nasıl başladı?
 
ABD’nin salımları 20. yüzyılın genelinde istikrarlı artış gösterirken, 2005'te en yüksek seviyeye ulaştı ve o zamandan bu yana %14 azaldı. 2008 mali krizi ve iklim politikaları salımların azalmasına yardımcı olsa da çoğu analist, en önemli faktörün doğal gazın yükselişinden kaynaklandığını söylüyor. Kömürden %50 daha az karbondioksit yayan doğal gaz, 2016'da ülkenin birincil elektrik üretimi kaynağı oldu. Ancak en büyük ikinci karbon salıcısı olmaya devam eden ABD’nin, 2050 yılına kadar net sıfır hedefine ulaşabilmesi için doğal gazın yerine rüzgar ve güneş gibi temiz enerjilere geçmesi ve imalat ve ulaşım gibi diğer sektörlerin de karbondan arındırılması gerekecek.
 
Birleşik Krallık’ın salımları 1970'lerin başlarında zirveye ulaştı. 1980'lerde büyük sayıda kömür madeninin kapatılması Birleşik Krallık'ın kömürü çoğu ülkeden daha hızlı bir şekilde bırakmasını sağladı. Yenilenebilir enerji ve doğal gaz bazlı enerji sistemi yanı sıra, ülkenin yoğun üretim ekonomisinden hizmet tabanlı ekonomiye geçmesi de 1971'den bu yana salımların %44 oranında azalmasına yardımcı oldu. Ancak 2050’ye kadar net sıfır salıma ulaşabilmek için doğal gazdan da aşamalı olarak uzaklaşılması ve fosil yakıtlı araçlara olan bağımlılığın azaltılması gerekiyor. Ayrıca, Batı Avrupa'nın en eski ve en fazla ısı sızdıran binalarından bazıları Birleşik Krallık’da ve bu binaların ısıtma ve yalıtma yöntemlerinin iyileştirmesi gerekiyor.
 
Japonya'nın salımları 2013'te en yüksek seviyeye ulaştı. 2008 mali krizinden sonra düşmeye başlayan seviyeler, 2011 Fukushima nükleer felaketi nedeniyle yeniden yükseldi. Kamuoyunun endişesi, hükümeti nükleer enerji operasyonlarını küçültmeye ve santralleri uzun süreli kapatmaya sevk etti. Bu boşluğu doldurmak için ülke petrol, gaz ve kömüre yöneldi. Birkaç nükleer santralin geri dönüşü ve yenilenebilir kaynakların genişletilmesi, 2013'ten bu yana Japonya'nın yıllık salımlarında %16'lık bir düşüş sağladı. 2019'da küresel salımarın %3'ü ile dünyanın beşinci en büyük emisyon kaynağı olan Japonya 2050'ye kadar karbon nötrlüğüne ulaşma sözü verdi. Bu hedefi gerçekleştirmek için ulaşım ve imalat sektörlerinde temiz teknolojilere geçiş yapmak ve yenilenebilir enerji ve nükleer enerjiyi genişletmek önemli olacak.
 
Bu örnekler bize karbon salımı azaltımı hakkında ne öğretebilir?
 
Ülkeler karbondan arınmak için farklı yollar izleyecek ancak bu örnekler temelde, ekonomik büyümenin artık salım artışlarına bağlı kalmak zorunda olmadığını gösteriyor. Bu ayrımı mümkün kılan temel nedenlerden biri ise ekonomik çıktıların çoğunun aslında yoğun enerji gerektiren üretimden kaynaklanmaması. Berlin Teknik Üniversitesi’nde ekonomi profesörü Linus Mattauch’a göre hizmet sektörü, sağlık, konaklama ve eğitim dahil olmak üzere, küresel GSYİH'ye daha fazla katkıda bulunuyor.
 
Örneklerden çıkarılabilecek ikinci ders, gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülkelerle aynı fosil yakıtlı kalkınma yolunu izlemeyi göze alamayacağıdır. Yenilenebilir enerji maliyetlerindeki hızlı düşüş günümüzün gelişmekte olan ülkelerinin, özellikle de zengin ülkelerin kendilerine vaat ettiği iklim finansmanı sağlanırsa, kalkınmalarının daha erken bir aşamasında fosil yakıtlardan uzaklaşabilecekleri anlamına geliyor.
 
Üçüncüsü, yenilenebilir ve doğal gaz fiyatlarını aşağı çeken piyasa güçleri, salımları azaltmak için önemli olsa da dünyayı gereken hızda net sıfıra ulaştırmak için yeterli değiller. Gereken ölçekte ve hızda değişim sağlamak için piyasanın doğru liderlik, politikalar ve kurumlar tarafından yönlendirilmesi gerekiyor.
 

SHARE: