Menu

24 December

Yeşil dönüşümün kazananları kimler olacak?

*Bu yazıyı 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Ananasların Norveç'ten veya papayaların Sahra Çölü'nden gelmesini beklemiyoruz, çünkü bu meyveler bol güneş ve su olan yerlerde yetişme eğilimindeler. Peki, çelik gibi enerji yoğun ürünler nasıl Japonya ve Güney Kore gibi enerji açısından fakir ülkelerden geliyor?

Bu sorunun cevabı, kömür ve petrolün odun, doğal gaz veya hidrojen ile karşılaştırıldığında benzersiz bir özelliği olması: bu kaynaklar birim hacim ve ağırlık başına yüksek derecede enerjiye sahipler. Bu gerçek, yirminci yüzyılda ulaşım teknolojilerindeki gelişmelerle birleşince, dünya enerji açısından “düz” bir hale geldi. Petrol, Basra Körfezi'nden New York'a veya Seul’a, bir varil petrolün kaynağındaki maliyetinin çok altında bir fiyata nakledilebildiğinden, yerel enerji kaynaklarının yokluğu bir engel oluşturmuyordu.

Ancak durum her zaman böyle değildi. Demiryolları ve buhar makinesinden önce, demir üretimi için kömüre yakınlık, su çarklarını çalıştırabilmek içinse hızlı akan nehirlere yakın olmak imalatçılar için kritikti. Ancak bugün, yerel enerji kaynaklarının mevcudiyeti, enerji yoğun faaliyetlerin çoğunda yer almak için bir ön koşul değil. Doğal gaz dışında, enerji çoğu yere cüzi bir maliyetle getirilebiliyor.

Dünya kendini kömür ve petrolden arındırdıkça, enerji düzlüğü geçmişte kalacak gibi gözüküyor. Nükleer enerji dışında, tüm yeşil enerji kaynakları – güneş, rüzgâr, hidro ve jeotermal – dünyaya eşit olmayan bir şekilde dağılmış durumda ve nakliyesi maliyetli. Firmalar karbon yakalama ve depolama ile fosil yakıtları kullanmakta ısrar etseler de karbondioksiti depolayabilen jeolojik oluşumlara yakınlıktan faydalanacaklar ve bunlar her yerde mevcut değil.

Bu nedenle, karbonsuzlaşan bir dünyada, tıpkı su çarklarının olduğu günlerdeki gibi, enerji yoğun faaliyetlerin belirli yerlerin yakınında gerçekleşmesi gerekecek. Bu, dünyanın en büyük çelik fabrikasına ev sahipliği yapan Güney Kore’deki Gwangyang gibi şehirler veya şu anda doğal gazla çalışan Orta Doğu alüminyum endüstrisi için kötü bir haber.

Bu değişimden kimin fayda göreceği farklı etkenlere bağlı. Örneğin, CO2 salımlarını önemli ölçüde azaltmak, elektriklendirilebilecek her şeyin elektriklenmesini zorunlu kılacak. Ancak bunun gerçekleşmesi için madenciliğin genişlemesiyle elde edilebilecek büyük miktarlarda bakır, alüminyum, kobalt, lityum ve nadir toprak elementlerine ihtiyaç var. Toplu elektriklendirme ayrıca daha fazla hidroelektrik ve nükleer santral gerektirebilir.

Bunun etkilerini şimdiden görüyoruz. Petrol fiyatlarındaki son artış, fosil yakıt enerjisini daha pahalı hale getirerek karbonsuzlaştırmaya yardımcı olurken, alüminyum ve bakır fiyatlarının tarihi zirvelere yakın olması, elektrik alternatiflerinin fiyatlarının da arttığı ve yeşil enerji ikamesinin hızının azaldığı anlamına geliyor. Bu metal fiyatlarındaki artışlar bir dereceye kadar kaçınılmaz, çünkü yeni kapasite kurmak için gereken süre arzın talebe yavaş yanıt vermesi anlamına geliyor. Ancak arz yanıtının hızı yalnızca teknik faktörlere bağlı değil. Aynı zamanda, siyasi sistemlerin madencilik faaliyetlerini geliştirme, çevresel zararı en aza indirme ve potansiyel zararları telafi etme konusunda ulusal uzlaşı sağlama becerisiyle de derinden bağlantılı.

Söylemesi kolay olsa da madencilik, baskın ihracat endüstrisi olduğu ve küresel üretime önemli bir katkıda bulunduğu Peru ve Şili gibi ülkelerde bile son derece tartışmalı olmaya devam ediyor. Peru başbakanı kısa süre önce önemli bir madencilik bölgesinde arama ve geliştirme ruhsatlarının yenilenmemesini emretti. Lisanslama süreci benzer şekilde Güney Afrika'nın madencilik endüstrisinin önünü kapadı. Ve madenciliğin ötesinde, önemli hidroelektrik potansiyeline sahip Kolombiya ve Şili, potansiyelden faydalanmak için ulusal uzlaşı sağlamakta zorlanıyor.

Karbonsuzlaştırmanın kaybedenleri nispeten ortada olsa da kazananlar coğrafi şanslarını akıllı eylemle birleştiren ülkeler olacak. Sonuçta, güneş ve rüzgâr, insan çabası olmadan elektriğe dönüşemez.

Enerji yoğun endüstrilerin yeniden konumlandırılmasından yararlanmak isteyen şehirler, bölgeler ve ülkeler, yeşil enerjiye güvenli erişim sağlayabileceklerini göstermeliler. Bu, enerji sistemlerini dönüştürme kapasitelerine bağlı olacak. Örneğin Venezuela, ülkenin çelik ve alüminyum endüstrilerini canlandırmak için yeterince kullanılmayan Caroní Nehri'nin hidro-enerji üretimini en üst düzeye çıkarabilir. Avustralya, Namibya ve Şili, yeşil hidrojenin ana üreticileri olmak için rekor yüksek güneşlenme oranlarını kullanabilirler.

Sahra-altı Afrika ülkeleri jeolojik potansiyellerinden yararlanmaya çalışabilir ve madencilikte Avustralya ve Güney Amerika ile rekabet edebilir. Bolivya, Şili ve Meksika, lityum karbonat kaynaklarını yeşil enerji kullanarak lityum oksitlere ve pillere dönüştürerek, şu anda Güney Kore, Japonya ve Çin’in fosil yakıtları kullanarak yer aldığı lityum pil sektörüne hâkim olabilir. Diğer ülkeler, karbon depolama kapasiteleri geliştirebilir.

Karbonsuzlaşma, ulusal kalkınma yollarını değiştirecek ve politika yapıcıları ekonomik stratejilerini yeniden düşünmeye zorlayacak. Yeşilleşme tartışmalarının çoğu, her ülkenin salımlarını azaltmak için yapabileceği fedakarlıklara odaklandı. Atmosferi kurtarmak, araziye verilen zararı azaltmak için daha iyi yollar bulmayı gerektirirken, enerji düzlüğünün sona ermesi, endüstrinin büyük ölçüde yer değiştirmesine neden olacak. Yeşil büyüme yolunda doğru ekosistemi teşvik etmek için ulusal uzlaşma sağlayan ilk hamle yapanların öne çıkacağı kesin.

SHARE: