Menu TR

S360Mag

3 September

Yatırım piyasasındaki toplumsal cinsiyet uçurumu

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Risk sermayedarı ve girişimci dendiğinde gözümüzde canlandırdığımız kişi genellikle bir erkek oluyor, değil mi? Birçok sektör gibi iş dünyasında ve yatırım piyasasında da erkek hakimiyetinden ve cinsiyet eşitsizliğinden söz edilebilir. Erkekler, risk sermayesi (VC) endüstrisinin yönetici kademelerinin %91’ini oluşturuyor. Buna rağmen, karlı getirileri olan kadın liderliğindeki işletme ve girişimlerin piyasayı domine eden VC şirketleri tarafından görmezden gelinmesi, verimlilik kaybına sebep olmaya ve inovasyonu engellemeye devam ediyor. Kadın liderliğindeki fark yaratan girişimler küresel olarak sistematik bir şekilde göz ardı ediliyor. Bu tablo Avrupa’da da çok belirgin. Geçen yıl risk sermayesi yatırımlarının sadece %2'si kadınlar tarafından kurulan girişimlere gitti. Ancak bu eşitsiz tablo, sermayedarların kadın liderliğindeki girişimlere daha çok yer vermesiyle değişebilir.
 
Farklı endüstrilere dair iş dünyasındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin gözler önüne serildiği birçok farklı istatistik mevcut. Örneğin, bilgi ve iletişim teknolojileri (ICT) endüstrisinde kadınların işten ayrılmasından dolayı Avrupa Birliği (AB)’nin toplam zararı 16 milyar Euro’yu aşıyor. Kadınlar, Avrupa nüfusunun kabaca %52'sini oluştursa da AB'deki serbest meslek sahiplerinin yalnızca %34'ünü ve yeni başlayan girişimcilerin %30'unu oluşturuyorlar. Daha da kötüsü, 2017'de kadın liderliğindeki ICT şirketleri, kıtada yatırım yapılan VC'lerin %10'undan azını oluşturuyordu. Bu noktada Avrupa’yı inovatifleştirmek için yapılması gerekenlerden bir tanesi sorunun sistemsel olduğunu kabul edip kadın liderliğindeki işletmeler için fon oluşturmak olabilir.
 
Fırsatların kadınlara sunulmama probleminin yanında aynı zamanda kadın girişimcilerin davranış kalıplarını da incelemek gerekiyor. Bu konuda yapılan araştırmalar, kadınların liderliğindeki şirketlerin dış finansman fırsatlarıyla ilgilenme eğiliminde olmadığını ve riskten kaçınmaya meyilli olabileceklerini gösteriyor. AB'de yeni girişimler kuran kadınların çoğu, dış finansman sağlama fırsatlarının farkında olduklarında bile yine de başlangıç ??sermayesi sağlamayı önemli ölçüde kendi başlarına yapmayı tercih ediyor. Yani kadın kurucular, erkek kuruculardan daha az risk sermayesi yatırımı peşinde koşuyorlar. Kadın girişimcilerin görece yokluğu, kadınların kendi raporlarına göre kendi işlerini "ön plana çıkarma" tercihleriyle birleştiğinde ise Avrupa'da dış finansman için genel talebin azalmasına sistematik eşitsizliğin nasıl katkıda bulunduğu anlaşılabilir. Halihazırda erkek sermayedarların hakimiyeti altında olan sektörde yatırım alma oranı düşük olan kadın girişimciler, bu konudaki fonlama ve yatırım fırsatlarına ilgisizleşip kendi kendilerini fonlamayı öncelediklerinde, bu olgu öncelikle kadın girişimcilerin dışarıdan yatırım alıp zinciri kırmasını zorlaştırıyor. İkinci olarak da sektördeki toplam yatırım talebi, öz-yatırım sebebiyle büyüyemiyor, hatta azalıyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD)'ndeki durum daha da kötü. ABD istatistiklerine göre beş risk sermayesi şirketinden yaklaşık dördünde hiçbir zaman üst düzey yatırım rolünde bir kadın istihdam edilmezken, yeni işe alınan her on kişiden sadece biri kadın.
 
Yukarıda bahsi geçen sermaye şirketleri ve yatırım alan girişimlerdeki cinsiyete dayalı uçurum; önyargılara dayalı ayrımcılık ve kadınlarda genel olarak yatırım için risk almama eğilimiyle birlikte yatırımcı ve kurucular arasında da kadın temsilinin az olmasıyla birleştiğinde, sektördeki toplumsal cinsiyet eşitsizliği adeta bir kısır döngü yaratıyor. Erkekler tarafından yönetilen fonlar, erkek liderliğindeki girişimlerin baskınlığı sebebiyle kadın liderliğindeki girişimlere ulaşamıyor; fonların kadınlara ulaşamıyor olmasının yarattığı olumsuz tablo ve stratejik adımlar da kadın liderliğindeki şirketleri risk almaktan uzaklaştırıyor ve bu sebeple kadınların yatırım alma oranları daha da düşüyor.
 
Peki bu kısır döngüden nasıl uzaklaşılabilir? Avrupa Yatırım Bankası (EIB)’nın yeni raporu tam da bu konuya parmak basıyor. Rapora göre, kadın girişimcilerin inovasyon ve iş yaratma potansiyeli göz önüne alındığında bu döngünün kırılması mümkün.  Araştırmalar, halihazırda zaten kadın liderlere sahip işletmelerin erken dönemlerde yaşanan fonlama sıkıntıları atlatılıp, gelişmiş işletmelere dönüştüklerinde, erkeklerce yönetilen işletmelere göre açık ara daha çok yatırım çektiğini gözler önüne seriyor. Ortalama ücretlerle karşılaştırıldığında da kadınlarca yönetilen şirketlerdeki çalışanların daha avantajlı olduğu görülürken, kadın girişimcilerin diğer kadın girişimciler için istihdam yarattığı ortaya konuluyor.
 
AYB aynı raporda, AB'de kadın liderliğindeki VC destekli şirketlerin, anlaşma değeri ve hacmi açısından daha yüksek exit değerlerine (girişimi şirketleştirip satma değeri) sahip olduğunu gösterip; yıllanmış, sermayedarlarca finanse edilmiş girişimlerin genellikle daha fazla kadın yönetici alma eğiliminde olduğunu ortaya koyuyor. Üstelik yapılan bu deneyimli yönetici alımlarının, kadınların liderliğindeki girişimlere daha çok yatırım yapmada ve kadın yöneticileri daha çok desteklemede etkili olduğu görülüyor. Tüm bu bulgular, aslında sistemin kadınların daha çok dahil olmasıyla nasıl daha üretken ve inovatif bir noktaya gelebildiğini, dolayısıyla da halihazırda var olan toplumsal cinsiyet uçurumunun bitmesi için herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini gösteriyor. Örneğin bu konuda harekete geçen organizasyonlardan biri olan Avrupa Girişim Topluluğu (EVC), bölgedeki genel yatırım büyümesinin üzerinde bir oranda büyüyen kadın liderliğindeki şirketlere yatırım yapmaya başladı.
 
COVID-19 salgını gibi küresel zorluklar, piyasa şoklarına yanıt vermede ve ekonomik iyileşmeye katkıda bulunmada kritik bir role sahip kadın girişimciler için daha fazla finansman ihtiyacının altını çiziyor. Mevcut krizin kargaşasının ortasında, toplumsal cinsiyet dengeli yeniliği teşvik etme fırsatı var. Ancak toplumsal cinsiyet eşitliğine doğru ilerleme kaydetmek ve çeşitliliğin tüm faydalarından yararlanmak için kurumlarda, iş kültürlerinde ve tutumlarda köklü değişiklikler yapılması gerekecek.
 
 

SHARE: