Menu

30 September

İklim krizinin yarattığı tehditler: Göç ve modern kölelik

* Bu haberi 5 dakika içinde okuyabilirsiniz.

Yeni yayımlanan Dünya Bankası raporuna göre, kuraklık ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi iklim değişikliği etkileri yüzyılın ortasına kadar 216 milyondan fazla insanın kendi ülkeleri içinde göç etmesine neden olabilir.

Rapora göre, salımları azaltmak için hızlı bir şekilde harekete geçilirse bu riskin %80'i önlenebilir. Dünya Bankası Sürdürülebilir Kalkınmadan Sorumlu Başkan Yardımcısı Juergen Voegele, ülkelerin kalkınma boşluklarını kapatması, hayati ekosistemleri onarması ve insanların buna uyum sağlamasına yardımcı olması gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde, önümüzdeki on yıl içinde iklim göçü hızla artacak ve 2050 yılına kadar sorun derinleşecek.

Küresel ısınma şimdiden tüm dünyada yıkıma neden oluyor ve en çok en yoksul bölgeler zarar görüyor. Raporda, yüzyılın sonuna kadar küresel ısınmayı 1,5 derecede tutmanın, iç iklim göçünün azaltılmasına yardımcı olacağı belirtilirken mevcut durumda ortalama sıcaklıkların 2050 yılına kadar en az 3°C artma yolunda olduğu tespit edildi.

İç iklim göçündeki bu artış trendi birçok yerdeki halihazırda yaşanan göç dalgalarını genişletecek gibi görünüyor. Ülke İçinde Yerinden Edilme İzleme Merkezi tarafından hazırlanan bir rapora göre, 2020'de aşırı hava olayları nedeniyle yurt içinde göç edenlerin sayısı 30,7 milyona ulaştı. Bu sayı toplam göçlerin %75'i.

Dünya Bankası'nın raporu, Doğu Asya ve Pasifik, Güney Asya, Doğu Avrupa ve Orta Asya, Kuzey Afrika, Sahra Altı Afrika ve Latin Amerika olmak üzere altı bölgede üç farklı iklim senaryosunda iç göçü tahmin eden ilk rapor. Rapor, Avrupa ve Kuzey Amerika dahil olmak üzere çoğu yüksek gelirli ülkeyi kapsamamanın yanı sıra Orta Doğu ve gelişmekte olan küçük Ada Devletlerini de kapsamıyor.

En karamsar senaryoda öngörülen 2050 yılına kadar 216 milyon iç göçmen, etkilenen bölgelerin nüfusunun neredeyse %3'ünü temsil ediyor. En iyimser senaryoya göre, yüzyılın ortasına kadar 110 milyondan fazla insan kendi ülkeleri içinde taşınmak zorunda kalacak.

Raporda, iç göçmenlerin 86 milyonunun tek başına Sahra-altı Afrika'da, 19 milyonunun da Kuzey Afrika'da olacağı belirtildi. Güney Asya'da yaklaşık 40 milyon, Doğu Asya ve Pasifik'te ise 49 milyon göçmen bekleniyor.

Kuzey ve Sahra Altı Afrika'daki etkilerin çoğunlukla şiddetli su kıtlığı ve Nil Deltası gibi yoğun nüfuslu kıyı bölgelerindeki deniz seviyesinin yükselmesiyle ilgili olacağı tahmin ediliyor. Bu bölgelerde daha iyi su kaynağına sahip yerlerin iklim göçünün sıcak noktaları haline gelmesi bekleniyor. Rapora göre bu bölgeler Kahire, Cezayir, Tunus, Trablus, Kazablanka, Rabat ve Tanca'yı içeriyor.

Bangladeş, yüzyılın ortalarında tahmin edilen 19,9 milyon kadar iç iklim göçmeniyle, tüm Güney Asya bölgesi için toplam iç iklim göçmenlerinin neredeyse yarısına sahip olarak, iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkelerden biri olacak. Bangladeş’te, insanların yerinden edilmesinin ana itici güçlerinin deniz seviyesinin yükselmesi ve fırtınalar olması bekleniyor.

Anti-Slavery International ve Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü (IIED) tarafından iklim kaynaklı göç ve modern kölelik arasındaki bağlantılar hakkında yayımlanan yeni rapor ise iklim değişikliği nedeniyle yerinden edilen milyonlarca insanın önümüzdeki on yıllarda insan ticaretine ve köleliğe maruz kalacak olmasına dikkat çekiyor.

Araştırma, Batı Afrika ve Hindistan ve Bangladeş'in kıyı Sundarbans bölgesinden vaka çalışmalarını içeriyor ve insanları göç etmeye zorlayan aşırı hava koşullarının ve yükselen denizlerin, savunmasız grupları insan kaçakçılığı ve modern kölelik konusunda nasıl daha büyük risk altına soktuğunu gösteriyor.

BM Göçmen Hakları Özel Raportörü Felipe González Morales, iklim ve kalkınma politika yapıcıları ve planlayıcılarının, iklim değişikliği nedeniyle yerinden edilen milyonlarca insanın önümüzdeki on yıllarda köleliğe maruz kalacağı gerçeğini acilen fark etmeleri gerektiğini belirtiyor.

Raporda, iklim değişikliğinin modern köleliği yönlendiren yoksulluk, eşitsizlik ve çatışma gibi mevcut faktörler üzerinde bir "stres mekanizması" olarak hareket ettiği ve evlerinden koparılanların özellikle risk altında olduğu vurgulanıyor. Ayrıca, kadın ve kız çocukları başta olmak üzere iklim değişikliğinden etkilenen insanların, kendilerini insan ticareti yapan kimselerin hedefi olarak buldukları veya yalnızca işverenlerine borçlarını ödemek için çalıştıkları durumlar açıklanıyor. Bu vakalar, evleri bir fırtınada yıkıldığı için kamplarda yaşayan insanları veya aile arazisi verimsiz hale geldiğinde, erkek akrabaları iş aramak için şehirlere göç ettikten sonra evde kalan kadın aile üyelerini de içeriyor.
Hindistan'ın kuzeydoğusundaki Assam'da her yıl yaşanan yüksek maliyetli zararlara yol açan sel felaketleri de kadınların ve kızların çocuk köleliğine veya geçimlerini sağlamak için zorla evlendirilmesine neden oluyor.

Raporda, hızla ısınan bir iklimin geçimlerini zorlaştırması veya onları tehlikeye atması nedeniyle köleliğe ve insan ticaretine karşı savunmasız insan sayısında beklenen artışla mücadelede şimdiye kadar çok az ilerleme kaydedildiği belirtiliyor. En önemli sorunlardan biri, insanların iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkmak için yerlerinden edilmelerine veya taşınmayı seçme olasılıklarına yönelik ayrıntılı bilgi eksikliği.
İklim değişikliğine ilişkin Paris Anlaşması, hükümetler küresel ısınmayla mücadele ederken diğer hassas grupların yanı sıra göçmen haklarının da dikkate alınması gerektiğini kabul ediyor. Ancak kölelik raporuna göre, bu şimdiye kadar bölgesel veya ulusal düzeyde çok az somut önlem alınmasını sağladı. Rapor, iklim değişikliği ve kalkınma üzerinde çalışan politika yapıcıları, sorunu tanımaya ve göçmenler için kölelik karşıtı çabaları desteklemedeki boşlukları hızla doldurmanın yollarını bulmaya çağırırken, BM kurumları ve hükümetleri için pratik önlemler de dahil olmak üzere iklim değişikliği, göç ve modern kölelik arasındaki bağlantılara yönelik öneriler de içeriyor.

Angola ve diğer en az gelişmiş ülkeler için iklim müzakerecisi olan Cecilia Silva Bernardo, uluslararası toplumda iklim göçmenleri için hala bir yer olmadığına işaret ediyor. Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü IIED'nin iklim değişikliği direktörü Clare Shakya ise, şimdiye kadarki çabaların çoğunlukla iklim felaketlerinden sonra tepkisel olduğunu ve insanları taşınmaya zorlamadan önce güvende tutmanın yollarını bulmak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor.

Raporda, hükümetin haneleri heyelan riski yüksek bölgelerden daha güvenli bölgelere taşımak için 10 yıllık gönüllü bir yeniden yerleşim programı yürüttüğü doğu Uganda'daki Bulambuli Bölgesi örneğine de atıfta bulunuluyor. Bu program sayesinde, göçmenlere barınma, hizmet, gelir elde etme yolları ve arazi sağlandığı vurgulanıyor.

IIED'de kıdemli bir iklim değişikliği araştırmacısı olan Ritu Bharadwaj, iklim göçmenlerine yardım etmek için daha güçlü sosyal koruma sistemleri çağrısında bulunuyor. İnsanların sahadaki deneyimlerinden edinilen bilgilerle oluşturulan ulusal ve uluslararası düzeyde ortak politikaların yardımcı olabileceğinin altını çiziyor.

Ancak şimdiye kadar atılan adımlar, BM iklim sürecinin, göç ve kölelik riskleri arasındaki bağlantılara çok az dikkat ettiğini gösteriyor. Bundan sonraki süreçte, sorunu resmen tanımak ve yerinden edilenler için kölelik risklerinin nasıl arttığını anlamak gerekiyor.
 

SHARE: