Menu TR

S360Mag

10 December

Kentsel hareketlilik karbondan arınıyor (mu?)

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Kentsel hareketlilik, insanların ulaşım ihtiyaçlarının zamanla değişmesi ile birlikte evrimleşmeye devam ediyor. Kentsel hareketliliğin sürdürülebilir dönüşümü ise, ortaya çıkan yeni teknolojiler, kamu-özel işbirliği ve şehir tasarımı girişimleri ile beraber yükseliyor.
 
Göçebe topluluklardan yerleşik hayata ve günümüze kadar insanlığın 10.000 yıllık evrimi süresince, hareketlilik, insanın çevreyle ilişkisinde oluşturduğu önemli etkilerle birlikte hayatın en önemli unsurlarından biri. Bu yıl Mart ayından itibaren yaşadığımız COVID-19 salgını ile tüm dünyada insanlar karantina ve sokağa çıkma yasakları ile karşı karşıya kaldı.
 
Pandeminin hayatı, iş dünyasını ve şehirleri nasıl değiştirdiğine ve geleceğin pandemiden sonra nasıl şekilleneceğine dair pek çok araştırma yapıldı. COVID-19’un küresel iklim değişikliği üzerindeki etkileri hakkında araştırmalar yapılırken aynı zamanda kentsel hareketlilik ve COVID-19’un yayılması arasındaki ilişkiye dair de çalışmalar paylaşıldı. Bu çalışmaların gösteriyor ki kentsel hareketlilik artık hiç de eskisi gibi olmayacak.
 
Aslında pandemi başlamadan önce, son 10 yıl içerisinde kentsel hareketlilik, toplu taşıma, taksi ve özel araçlardan, uzmanların ACES (Autonomous driving, Connected cars, Electrified vehicles, and Shared mobility) olarak adlandırdığı otonom, birbiriyle bağlantılı ve elektrikli araçlar ile paylaşımcı hareketliliğe doğru değişim geçirmişti. Karantina sonrası artan çevresel farkındalıkla birlikte bu dönüşümün daha iddialı yaklaşımlar ve eylem planlarıyla devam etmesi beklentiler arasında. Bugünden ortaya çıkan bazı gelişmeleri ise aşağıda özetledik:
 
Daha yaşanılabilir kent merkezleri
 
UEA (Uluslararası Enerji Ajansı) ve C40 Kentleri’ne göre yol taşımacılığı küresel sera gazı salımlarının yüzde 11,7’sini oluşturuyor ve bunun yüzde 70’ini kent merkezleri üretiyor. Fakat şehirler aynı zamanda, hareketliliğin karbondan arındırılmasıyla beraber küresel iklim değişikliği için çözüm arayışlarında önemli bir enstrüman da olabilir.
 
Bu kapsamda salımların azaltılması ve elektrikli araçlara geçiş en önemli konu başlıklarını oluşturuyor. Bazı markalar ise bu hususta adımlar atmayı önceden başladı. Örneğin Cabify İspanya ve Latin Amerika’da 3 yıl önce, operasyonlarında karbon nötr olma hedefine ulaştı. Bu süre zarfında 310.000 ton karbondioksit salımını dengeleyen Cabify, aynı zamanda 2025 ve 2030 yıllarında İspanya ve Latin Amerika’da elektrikli araçlara geçiş ve salımların azaltımı konularında çalışmalar yapmaya devam ediyor.
 
Bunun yanında, Climate Trade ile yapılan iş birliği sonucunda Peru, Şili ve Brezilya’da yeni temiz enerjiler ve çevreci projeler Cabify tarafından desteklenirken, blok zinciri teknolojisi ile de denkleştirme fonlarının takip edilmesi sağlanıyor.
 
Eylül’de Greentech Festivali’nde sergilenen, otonom hava taksileri, 3D yazıcı ile üretilmiş bisikletler, elektrikli motosikletler ve katlanabilir e-bisikletler, teknolojinin iklim değişikliği ile mücadelede ne kadar önemli bir rol oynayabileceğini gözler önüne sermiş oldu. Bütün bu fütürist alternatiflerin yanında büyük firmaların farklı önemli taahhütleri de var. Örneğin Amazon, Rivian, Volvo ve Daimler ile birlikte ağır yük taşıyan tırlar için hidrojen yakıtı geliştirmeyi ve satmayı tasarlayan bir girişim başlattı. Hyundai ise dahili yanma motorlu araçların çevreye duyarlılığını arttırmaya devam ederken, çevreye duyarlı elektrikli araçlarını üretmeyi ve geliştirmeyi de ihmal etmiyor.
 
Göz önünde bulundurulması gereken diğer önemli bir gelişme ise, şehirlerin insan merkezli olacak şekilde sürdürülebilir kentsel hareketliliğe geçişte kritik adımlar atması. Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo’nun 15 dakikalık şehir konsepti bu konuda bakılması gereken önemli vaka çalışmalarından bir tanesini oluşturuyor. Parislilerin günlük ihtiyaçlarını karşılayacak alışverişlerini kısa bir yürüyüş veya bisiklet ile ulaşım sağlayabilecekleri şekilde tasarlayan, pandemiden etkilenen kesimler için çeşitli çözümler sunan bu öneri araba merkezli planlama içeren Amerika’daki vaka çalışmalarından daha farklı bir yerde konumlanıyor.
 
Siyasi irade
 
Avustralya Eski Başbakanı Kevin Rudd’un da Eylül’de düzenlenen Sürdürülebilir İnovasyon Forumu’nda belirttiği gibi ülkelerin Paris Anlaşması kapsamında karbon nötr olma hedeflerine ulaşmak için hazırladıkları eylem planlarını hızlı bir şekilde hayata geçirmeleri bekleniyor. Aynı şekilde pandeminin etkilerini azaltmak, küresel iklim krizine yönelik çalışmaları arttırmak ve daha sürdürülebilir şehirler inşa etmek adına Küresel Belediye Başkanları COVID-19 İyileştirme Platformu kuruldu.
 
Kaliteli halka açık alanlar
 
Şehirlerin gelecek yıllardaki önemli hedefleri arasında halka açık alanları genişletmek ve zenginleştirmek bulunuyor. İnsanlar şehirleri birbirine bağlayan ve şehir hayatını var eden en önemli aktör. Bu kapsamda insanları önceleyecek şekilde şehirleri tasarlamak önem arz ediyor. Pritzker ödüllü yazar Richard Rogers’ın Cities for Small Planet kitabında da belirttiği gibi şehirlerin ulaşım için kullandıkları alanları yenilemesi ve halka açık alanlarını iyileştirmesi gerekiyor. Dünya şehirlerinden bazıları bu hususta adımlar atmaya başladı. Örneğin Berlin, pop-up bisiklet şeritlerini uygulayan ilk şehir oldu. Bogota ise 600 km’lik bisiklet yoluna sahip ender şehirlerden. Her ne kadar bu gelişmeler önemli olsa da yeterli değil. Gelecek 10 yıl içerisinde altyapıya ulaşımın ve şehirlerdeki elektrik şarj noktalarının sayısının arttırılması büyük bir önem arz ediyor.
 
Hedeflere ulaşmak için işbirlikleri
 
Son günlerde hareketlilik endüstrisi iklim krizi ile mücadele kapsamında çeşitli işbirliklerine sahne oluyor.  Elektrik enerjisine geçişi desteklemek, yeni iş alanları yaratmak ve karbon kirliliğinin önüne geçmek için kurulan ZETA (Zero Emission Transportation Association) bunlardan bir tanesi. Global Optimism ve Amazon tarafından güçlendirilen The Climate Pledge ise diğer bir örneği oluşturuyor. İş dünyası ve teknolojiyi birleştirmeyi amaçlayan oluşum Paris Anlaşması hedeflerini 10 yıl öncesinden karşılamayı planlıyor. Dünyanın pek çok büyük şirketi bu oluşum içerisinde bir sinerji yakalanması ve daha yeşil bir dünyanın oluşması için katkıda bulunuyor.
 
Pandemi süresince kentlerin ve kentlerde hareketliliği sağlayan araçların daha sürdürülebilir olması gerektiğinin farkındalığının artmasıyla birlikte, gelecek dönemde siyasi yönetimlerin ve iş dünyası liderlerinin kanun tasarıları geliştirmeleri ve daha fazla yatırım yapmaları bekleniyor. Kentsel hareketlilik için şu anda yapılan çalışmalar ve kazanılan ivme göz önünde bulundurulduğunda, pandemi sonrası dünyada kentsel hareketliliği sürdürülebilir bir biçimde yeniden tasarlamanın iklim değişikliği ile mücadeleye oldukça olumlu bir etkisi olabilir.
 
 

SHARE: