Menu

27 October

Dünya liderleri, 2030 yılına kadar biyoçeşitliliği korumak için yeni hedefler belirliyor. Peki şimdiye kadar neler yapıldı?

*Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Geçtiğimiz günlerde COP15 olarak da bilinen Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 15. Taraflar Konferansı gerçekleşti. Konferansta kabul edilen Kunming Biyoçeşitlilik Bildirgesi’nde biyoçeşitliliği yoluna koymak için önümüzdeki on yılın belirleyici olduğu ve zorlu geçeceği belirtildi. Çevrimiçi toplantının amacı, hükümetlerin doğa için bir dizi hedef üzerinde anlaşmaya varmasını sağlamaktı. Bu etkinliğin ardından Ocak 2022'de Cenevre'de yüz yüze bir etkinlik gerçekleştirilecek, müzakereler Nisan 2022'de dünyanın önümüzdeki on yıl için küresel bir biyoçeşitlilik çerçevesi üzerinde anlaşmaya varacağı yer olan Çin'in Kunming kentinde resmi olarak sona erecek.

2019’da yayınlanan bir rapora göre dünyadaki yaklaşık dokuz milyon türden bir milyonunun bu yüzyılda neslinin tükenebileceği tahmin ediliyor. Bilim insanları biyoçeşitliliğin şu anda ciddi bir düşüşte olduğundan eminler. Biyoçeşitlilik azalmasını ele almak için iddialı hedefler belirlemek ve bunları karşılamak için güvenilir planlar geliştirmek giderek daha acil hale geliyor. 196 ülke, genlerden ve türlerden tüm ekosistemlere kadar dünyadaki yaşamın çeşitliliğini korumak için tasarlanmış bir dizi anlaşma olan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'ni finanse ediyor. Ancak bu ülkeler arasında Amerika Birleşik Devletleri’nin yer almaması oldukça kritik.

Dünya, 2010 yılına kadar biyoçeşitlilik kaybı oranını azaltma hedefini kaçırdı ve ardından 2020 için 20 hedef belirledi. Bazı ilerlemeler olmasına rağmen 20 hedefin çoğu karşılanamadı. Bunun nedeni, ülkelerin zararlı kimyasal kullanım oranı ve yenilenebilir olmayan enerji kaynaklarına olan talep artışı gibi biyolojik çeşitlilik kaybının temel sebeplerine çözüm bulmakta başarısız olması. Bu başarısızlığın en somut sonuçlarından biri, birçok farklı üründe kullanılan palmiye yağı ve soya yetiştirmek için tropikal ormanların yok edilmiş olması.

Bu sistemik meseleler, özellikle zengin ülkelerde, dönüşen ekonomileri, düzenleyici sistemleri ve seyahat alışkanlıklarından yemek alışkanlıklarına kadar toplumun bir kısmının yaşama şeklini değiştirmesi ihtiyacını doğuruyor.

COP15'te liderler bu karmaşık sorunlar üzerinde nasıl ilerleme kaydedilebileceği üzerine tartıştılar. Ulusal hükümetlerin küresel hedeflere ulaşmak için konferansta belirlenen reformları uygulamasını bekleniyordu. Ancak ülkeler, istilacı türler ve atmosferdeki ve okyanustaki kirlilik gibi sınırları aşan sorunları ele almakta zorlanıyor. Bu küresel hedeflere ulaşmak için ülkeler içinde planlama yapmak, genellikle uzlaşması zor olan sivil toplum grupları, işletmeler ve yerel yönetimlerle birlikte çalışmaya bağlı.

Bu sorunları ele almak için hükümetler, COP15'te iş ve finans liderlerinin yanı sıra yerli halklar, gençlik ve kadın gruplarıyla görüşmelerde bulundu. Ülkeler, önceki konferanstan sonra üç ila dört yıl boyunca, 2020 dönüm noktasından önce hedeflerine ulaşmak için bunları uygulamak için yeterli zamanları olmadan ulusal stratejiler geliştirmeye çalıştılar. Şimdi, 192 ülkenin ulusal biyoçeşitlilik stratejileri ve eylem planları var ve artık yola koyulmaları gerekiyor.

İşin finansal boyutuna bakarsak, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, gelişmekte olan ülkelerde biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik projeleri desteklemek için 1,5 milyar yuan (233 milyon ABD doları) tutarında yeni bir Kunming biyoçeşitlilik fonu kurarken, Japonya kendi biyoçeşitlilik fonunu 1,8 milyar yen (17 milyon ABD doları) kadar genişletti. Biyoçeşitlilik için fonu ikiye katlamayı planlayan Avrupa Komisyonu'nunki de dahil olmak üzere başka teminatlar da var.

Bunlar, 138 ülkede 3,2 milyar ABD dolar portföyü bulunan ve istilacı türlerin yönetimine, kaçak avcılıkla mücadeleye, mercan resiflerinin restorasyonuna ve korunan alanların bakımına yatırım yapan Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından koordine edilen fonlara kıyasla nispeten küçük miktarlar. Eylül 2021'de dokuz hayır kurumu doğayı korumak için 5 milyar ABD doları sözü verdi. Bir başka büyük fon artışı, yoğun gıda üretimi ve fosil yakıt çıkarımı gibi şu anda biyolojik çeşitliliğe zarar veren sübvansiyonların yenilenebilir enerji ve doğa dostu tarıma yönlendirilmesinden gelebilir.

Konferansın organizatörleri, ülkeleri, örneğin doğayı bozmak yerine restore eden çiftçilik ve ormancılık politikaları geliştirerek, biyoçeşitliliğin restorasyonunu ekonomilerinin tüm sektörlerine entegre etmeye çağırdı. Cesaret verici bir şekilde, 13,9 trilyon ABD dolarına eşdeğer varlığa sahip bir finans kurumları koalisyonu, konferanstaki yatırımları aracılığıyla biyolojik çeşitliliği korumayı ve eski haline getirmeyi taahhüt etti.

Biyoçeşitlilik, iklim, hava kirliliği gibi küresel krizler genellikle birbirinden bağımsız ele alınsalar da gerçekte birbirlerini etkileyen krizler. Bu krizleri ayrı ayrı ele almak, türler ve nihayetinde insanlık üzerindeki birleşik etkilerini gözden kaçırmamıza sebep oluyor. Örneğin, iklim değişikliğine yönelik bir eylem aslında biyolojik çeşitliliğe zarar verebiliyor. Biyoenerji bitkileri yetiştirmek veya ormanları tek bir amaç olan karbonu salımını azaltmak üzere yönetmek, biyolojik çeşitlilikteki habitatların değiştirilmesi anlamına gelebilir.

Alternatif olarak, karbonu emmek için turbalıkları yeniden ıslatmak ve taşkınları azaltmak için kıyı habitatlarını korumak gibi doğaya dayalı çözümler de biyoçeşitliliği eski haline getirebilir. Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Birleşik Krallık'tan Prens Charles, COP26 müzakereleri yoluyla ülkelerden ve işletmelerden yararlanılacak iklim fonlarının %30'unun biyolojik çeşitliliğin geri kazanılmasına doğrudan katkıda bulunmak için ayrılmasını önerdi. Bu gelişmeler gösteriyor ki ulusal liderler, çözümler hakkında her zamankinden daha fazla bilgi sahibi. Fakat gerekli değişiklikleri yapacak siyasi cesaretleri var mı?
 

SHARE: