Menu

2 July

Çevre suçları uluslararası suçlar kapsamına alınacak mı?

*Bu haberi 2 dakikada okuyabilirsiniz. 

Günümüzde var olan birçok düzenlemeye ve dünya genelinde artan çevre bilincine rağmen petrol sızıntıları, açık ocak madenciliği, trolle balıkçılık gibi çoğunluklu şirket faaliyeti olan birçok faaliyet nedeniyle insanlar çevre tahribatı yaratmaya devam ediyor. Bazı çevre hukukçuları bir ekosistemin yok edilmesine sebep olan bu tahribata yol açanların tıpkı soykırım ve savaş suçluları gibi uluslararası suç kapsamında yargılanmasını istiyor. Mayıs ayında Hollanda mahkemesinin Shell’in çevreye verdiği zararları insan hakları meselesi olarak ele alması ve şirketi suçlu bulması bir dönüm noktası olsa da tanımın genişliği ve hangi faaliyetin suç teşkil ettiğini belirleme zorluğu genel bir düzenlemenin oluşmasını zorlaştırıyor.
 
İngilizcede bu suçu betimlemek için Yunanca’da ev anlamına gelen oikos ve yıkmak veya öldürmek anlamına gelen Latince caedere kelimelerinden türetilen “ecocide” terimi kullanılıyor. İklim davaları, soykırım, savaş suçları ve insanlığa karşı suç işleyenleri yargılamak için kurulmuş, merkezi Lahey'de bulunan daimi, bağımsız bir mahkeme olan Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni (ICC) kuran ve 1998’de hazırlanan Roma Statüsü'nün ilk taslaklarına dahil edilmişti. Ancak, ABD, İngiltere ve Hollanda'nın iklim davalarının yetersiz tanımlandığını savunmasının ardından suç kategorisi olmaktan çıkarıldı.
 
Hollanda merkezli Stop Ecocide Foundation, bu karışıklığın üstünden gelmek için uluslararası hukuk kapsamında yargılanabilecek iklim davalarını “çevreye ciddi ve yaygın veya uzun vadeli zarar verme olasılığı olduğu bilindiği halde işlenen yasadışı eylemler” olarak tanımlıyor. Bu sayede, iklim davalarını ICC’nin yargı yetkisi talep edebileceği suçlara eklemek hedefleniyor.
Teklif üzerinde çalışan avukatlar, iklim davalarında insanlığa karşı işlenen diğer suçlarda olduğu gibi suçun insanlar üzerindeki etkisinin kanıtlanmasının gerekmediğini söylüyor. Bu tanıma göre küresel ısınmaya neden olan sera gazı salımlarındaki artışı önlemede yaşanan bir ihmal de suç kapsamında değerlendirilebilecek. Önerinin destekçileri ayrıca, çevre katliamını savaş suçları ve soykırımla aynı kategoriye konmanın ve Lahey'de tutuklanıp diktatörlerle birlikte yargılanma tehdidinin caydırıcı olacağını düşünüyorlar.
 
1978 yılında yürürlüğe giren bir Birleşmiş Milletler sözleşmesi, önemli çevresel tahribatları yalnızca savaş zamanlarında da olsa kısmen yasaklamıştı. Ayrıca bazı ülkelerde iklim davalarının önünü açan yasalar da bulunuyor. Son zamanlarda da ulusal mahkemeler hükümetleri ve ülkeleri kirlilik ve iklim değişikliği konusunda hesap vermeye zorlamak için giderek daha başarılı bir arena haline geldi. Hollanda’da görülen Shell davasında ise dönüm noktası niteliğinde bir karar çıkarıldı. Mahkeme Shell’in sera gazı salımlarını azaltmak için daha fazlasını yapması gerektiğine karar verdi ve "şirketlerin insan haklarına saygı gösterme sorumluluğu olduğunu" hatırlattı. İklim davalarının insanlık suçu olarak ele alma çağrısı uluslararası arenadan da destek görüyor. 2019'da Papa Francis, Uluslararası Ceza Hukuku Birliği'ni çevreyi yok etmeyi "barışa karşı suçların beşinci kategorisi" olarak tanımaya çağırmıştı ve iklim aktivisti Greta Thunberg, desteğini Stop Ecocide Foundation'a 100.000 Avro para ödülü bağışlayarak gösterdi.
 
Öte yandan iklim davalarının önünü açacak yeni suç tanımlamasına karşı çıkanlar, ICC'nin kusurlu bir kurum olduğunu ve bir çevre katliamı yasasının ekonomik kalkınmayı kısıtlayabileceğini söylüyorlar. Dünyayı bir kaynak olarak görenler, iklim yasalarının doğayı koruma hedefine çok fazla odaklanıp insan ihtiyaçlarını karşılamaktan uzaklaştığını düşünüyorlar. ICC ayrıca zayıf yönetimi ve etkisiz kovuşturmaları nedeniyle yavaş olmakla eleştiriliyor. Mahkemenin, Myanmar veya Sri Lanka gibi yerlerde tahribatı engelleyememesi örnek olarak veriliyor.
 
İklim davalarının uluslararası bir suç olabilmesi için Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin taraf 123 devletinden birinin öneride bulunması, çoğunluğun bu değişikliği kabul etmesi gerekiyor. Bu sebeple sivil toplumun yanı sıra üye ülkelerdeki parlamenterlerin de bu sürecin hızlanması için harekete geçmesi ve takipçisi olması gerekiyor.
 

SHARE: