Menu TR

S360Mag

17 September

Tedarik zincirlerimizi nasıl geleceğe uygun hale getirebiliriz?

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz. 

COVID-19 salgınının etkilerine maruz kalan her türden işletme, tedarik zincirlerini daha dayanıklı hale getirerek kendilerini gelecekteki şoklardan korumanın yollarını arıyor. Bunu yaparken, sadece mevcut olumsuz duruma hazırlık yapmak yerine gelecekteki olası şokları da hesaba katmak gerekiyor.
 
Umarız ki yakın gelecekte, COVID-19'a verilen daha önce benzeri görülmemiş küresel yanıt ile onu yönetilebilir bir tehdide indirgeyerek kişisel ve profesyonel yaşamlarımızda normale yakın bir duruma dönmemizi sağlayabiliriz. Bunu gerçekleştirebildiğimizde ise tedarik zincirlerine yönelik en büyük anlık ve uzun vadeli risk virüs olmayacak. COVID-19 krizinden önce yeniden canlanan yerli ticari faaliyetleri koruma politikası, uluslararası tedarik zincirlerinin karşı karşıya kaldığı en büyük risk olarak ortaya çıkıyor ve iyileşmeye sürecinde ihtiyaç duyduğumuz can damarını kesmekle tehdit ediyor.
 
Global Trade Alert'e göre 2016 yılında uluslararası ticaret yapan ülkeler, ticareti serbestleştirmek için attıkları adımların iki katı oranında olmak üzere sübvansiyonlar, tarifeler, kotalar, lisans gereklilikleri benzeri birçok yeni engel koydular. 2018 yılına gelindiğinde ise koyulan yeni engeller, liberalleştirme adımlarının üç katıydı. Geçen yıl ise oran dörde bir olarak yükseldi ve bunun sonucu olarak küresel emtia ticaretinin değeri 2015'ten bu yana ilk kez düşüş yaşayarak %3 geriledi.
 
COVID-19 krizinin başlangıcından bu yana korumacılığı yoğunlaştıran adımlar atıldığını gözlemledik. Bu adımlardan bazılarının acil durumda gerçekleştirildiğini ve geçici olduklarını söyleyebiliriz. Virüsü kontrol altına almak veya tedavi etmek için gereken ilaçlara, makinelere ve koruyucu ekipmana erişimi sağlamak için hükümetler tarafından uygulanan adımlar örnek olarak gösterilebilir. Yerel halk için yeterli gıda tedarikini garanti etmek için uygulanan önlemler de buna benzer koruyucu politikalar. 
 
Ancak bu yeni önlemler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki ticaret geriliminin yükseldiği ve Almanya ve ABD başta olmak üzere ülkelerin 5G kablosuz ekipmanları, yarı iletkenler, çelik, nadir toprak mineralleri gibi önemli ürünler ve endüstriler için millileştirme ve alternatif tedarik kaynakları aradıkları söylemlerinin arttığı bir zeminde alındı. 
 
Ticaret savaşlarını bastırmak ve serbest ticaret için küresel uzlaşmayı desteklemek amacıyla kurulmuş olan ve 164 ulustan oluşan Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), çözüm sistemine olan inancın yitirilmesi ve ABD’nin desteğinin açıkça azalması ile ciddi miktarda güç kaybetti. Bloomberg durumu şu şekilde özetliyor: "İçinde yaşadığımız mevcut alternatif evrende, küresel ticaret çöküyor ve DTÖ ile liberal düzenin kendisi gerçek bir varoluşsal kriz içinde".
 
Dünyadaki ekonomilerin pandemiden çıktıkça talebin güçlenmeye başlamasını bekleyebiliriz. Her zaman olduğu gibi ticaret akışları, lojistik aktiviteleri ve stok seviyeleri normalleşmeye başlayacak ve arz ve talep yeni bir denge bulacaktır. Ancak normalleşme süreci, tam olarak eski normale dönüş anlamına gelmiyor. Dünya Bankası, 2020'de küresel GSYİH'de %5,2'lik bir daralma bekliyor. Banka gelişmiş ülke ekonomilerinin, gelişmekte olan ülke ekonomilerden daha hızlı toparlanmaları beklentisine rağmen %7'ye kadar küçülebileceğini söylüyor.
 
Son yıllarda küresel ekonomik faaliyetin %54 ila %60'ını oluşturan ticaret hacminin daha da gerilemesi bekleniyor. DTÖ, 2020'de küresel ticaret akışlarında %13 ila %32'lik bir düşüş öngörüyor. UNCTAD ise ticaretin %20 oranında düşmesini bekliyor. Bu bağlamda, geçmişte ticaret hacminde gözlemlenen üç aylık en büyük düşüş 2008 mali krizi sırasında %5 ile kaydedildiğini hatırlatmak gerek.
 
Uluslararası ekonomik yaptırımların ve cezaların yürürlüğe girmesindeki keskin bir artışı içeren yeni korumacılık dalgası ile beraber her kıtada tarihi düzeylerde işsizlik ve yoksulluğu deneyimlediğimiz bir zamanda ürünlerin maliyetleri önemli ölçüde artacak.
 
Korumacılık dalgası içinde dayanıklılığın sağlanmasının temel adımı kaynakların ve tedarikçilerin çeşitlendirilmesi. Çoğu ülke için bu yol, küresel üretimin %28'ini oluşturan Çin'e olan bağımlılığı azaltmaktan geçiyor. Ancak COVID-19'un neden olduğu ekonomik travma, tedarikçilerin ekosistemini büyütmek yerine daha da küçülmesine yol açacak. Korumacılık politikalarının yeni katmanları, şirketlere daha da az tedarikçi seçeneği bırakacak, çünkü Çin gibi ülkelerde yer alan verimli üreticileri rekabet güçlerinden yoksun bırakacak ve onları daha pahalı hale getirecek.
 
Özetle, Çin'e olan bağlılığın azaltılması göründüğü kadar kolay değil. Modernleşme adımlarının atılmasından kırk yıl sonra Çin, bugün başka hiçbir yerde elde olmayan avantajlara sahip: Yüksek sayıda vasıflı ve vasıfsız işçi; sofistike otomasyon, gelişmiş mühendislik kapasitesi; dünya standartlarında lojistik altyapısı, hem ülke içinde hem de Asya genelinde senkronize ve entegre tedarikçi ağları. Yirmi beş yıl önce Çin'den ayrılmak düşük maliyetli bir üretim merkezinden ayrılmak anlamına geliyordu. Bugün ise, dünyanın en büyük tüketici pazarından ve COVID-19 krizinden önce ABD'nin iki katı oranında büyüyen bir ekonomiden vazgeçmek anlamına geliyor.
 
Dayanıklı tedarik zincirleri oluşturmaya yönelik diğer çabalar da farklı sorunları beraberinde getirecek. Örneğin, pandemiyi “güvenlik stoğu” ekleyerek gelecekteki envanterini arttırmanın bir nedeni olarak gören işletmeler, tarihsel olarak baktığımızda düşük olan sermaye maliyetleri yükselmeye başladığında muhtemelen farklı düşünecek.
 
COVID-19 tehdidi azaldığında, neredeyse tüm endüstrilerdeki işletmeler verimlilik ve dayanıklılık arasında yeni bir denge bulmak zorunda kalacak çünkü ikincisi yüksek bir maliyet taşıyor. İşletmeler, tedarik zincirlerinin fiziksel uzunluğunu kısaltmaya veya 'küreselleşmeyi ortadan kaldırmaya' çalışmak yerine, hızlandırılmış dijitalleşme adımları ve teknoloji entegrasyonu ile ortaya koyulabilecek dayanıklılığı dikkate almalı. 
 
Pandemi, ilk günlerinden itibaren dijital liderler ile teknolojiye adapte olamayanları net bir şekilde ayrıştırdı. Lider şirketler, tedarikçi durumu, siparişler, sevkiyatlar ve envanter konusunda onlara doğru bilgiler sağlayan araçlara sahipti. Bu şirketler, özellikle nakliye şirketleri ve üçüncü taraf lojistik sağlayıcıları olmak üzere güvenilir tedarik zinciri ortakları ile yeni bilgileri neredeyse gerçek zamanlı olarak paylaşabildiler ve mevcut üretim ve nakliye kapasitesini bu bilgiler ışığında optimize edebiliyorlar. Bu sayede veriye dayalı kararları hızlı bir şekilde verebildiler. Bu altyapısı mevcut olmayan şirketler ise bocaladı ve bocalamaya devam ediyor.
 
Pandemi sürecinden öğrenilebilecek en önemli derslerden biri, tahmine dayalı modelleme, büyük veri ve iş ortağı entegrasyonu gibi dijital yeterliliklerin iş yapış esnekliğini arttırması oldu. Görece istikrarlı olan dönemlerde dijital araçlar rekabet avantajı sağlar. Kriz zamanlarında ise şirketlere, programlarını, sağlayıcılarını ve diğer değişkenleri optimize etme ve aksi takdirde yıkıcı olabilecek olaylara anında uyum yeteneği sağlıyor. Özetle şunu hatırlamak gerekiyor: Gerçek dayanıklılık, politik, ekonomik, siber veya pandemiyle ilgili olmak üzere her türlü krize hazırlıklı olmak anlamına geliyor. Bu dayanıklılığı nasıl inşa edileceğini bilmek, yarının liderlerini geride kalanlardan ayıracak.
 

SHARE: