Menu TR

S360Mag

3 September

Yerel toplulukları güçlendirme adımları: Küresel Orman Restorasyonu

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

İklim krizinin etkilerini doğal afetlerle beraber daha da çok hissettiğimiz bu günlerde, akıllara krizle başa çıkmak için en bilinen ve desteklenen yöntemlerden biri olan “yeniden ağaçlandırma” geliyor. Yangınlar; tarımsal, hayvansal ya da ticari amaçlarla yapılan orman tahribatları her gün daha çok ormanın yok olmasına sebep oluyor. Buna çözüm olaraksa, ormanları restorasyon adı altında yeniden yapılandırma ve tahribatın yaşandığı bölgelerde geri ağaçlandırma politikaları uygulanıyor. Ancak maalesef konuyla ilgili yapılan araştırmalarda, politikaların sosyal ve çevresel adalete olan etkileri genellikle göz ardı ediliyor. Dünya üzerinde tahribata maruz kalan tropikal bölgelerde yaklaşık 300 milyon insan yaşarken, bu ormanların 8 kilometrelik havzalarındaki yoksul nüfus 1 milyara ulaşıyor. Bu da ağaçlandırmaya yönelik araştırmaların ve politikaların odağına insani kalkınmanın konulması gerektiğine işaret ediyor.
 
Son dönemde yapılan bir araştırmaya göre restorasyon projelerinin adil ve eşitlikçi bir tasarıma sahip olması, orman bölgelerinde yaşayan yerel halkların hayatlarını sürdürebilmeleri için kritik bir nokta olarak görülüyor. Bu noktada ormanların yerel dinamiklerden bağımsız olmadığını kabul etmenin ve ormanlara özgür erişim, arazi yönetimi ve kaynak kullanımı hakkı gibi konularda yerel toplulukları güçlendirici çalışmalar yapmanın gerekli olduğu söylenebilir. Bu konuda araştırmacı yazar Erbaugh, küresel orman restorasyonunun başarıya ulaşmasının ancak yerel toplulukları önceleyerek olacağını vurgularken, Michigan Üniversitesi profesörü Agrawal da yerel toplulukları güçlendirmenin dünyadaki yoksun ve dışlanmış milyonlarca insanın refahını arttıracağını ve bu öncelemenin insanların yanında çevreye de fayda getireceğini bulduklarını belirtiyor.
 
Söz konusu araştırmada atmosferin temizlenmesi, biyo çeşitliliğin desteklenmesi ve yerel toplulukların ihtiyaçları noktalarında tropikal bölgelerin potansiyeli yüksek olduğu için bu bölgelerdeki restorasyon fırsatlarına odaklanıldı. Tropikal orman çevresini kalkındırmak, iklim krizini önlemek ve o bölgelerde yaşayan 1 milyar insana fayda sağlamanın aynı anda mümkün olduğuna dikkat çeken araştırmada, 1-ton CO2’ye 20 dolar gibi orta dereceli bir karbon vergisi ile 30 yıl içinde yeniden ağaçlandırmanın mümkün olduğu sonucuna varıldı.
 
Çalışmada özellikle de Brezilya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Hindistan, Endonezya gibi eşitsizliklerin yüksek olduğu ülkelere odaklanıldı. Bu ülkelerdeki ormana dayalı iş kollarında çalışan, orman havzalarında yaşayan ve havzayı kültürlerinin önemli bir parçası olarak gören bu insanlarının hayatlarının iyileştirilmesinin ormanın restorasyonuyla ve insan-merkezli politikalar güdülmesiyle mümkün olduğu ortaya konuldu.
 
Tropik bölgelerdeki düşük gelirli ülkelerde nüfusun %12'sinin restorasyonun yapılabileceği orman havzalarında yaşadığı düşünülürse, bölgede yaşayıp altyapı ve kalkınmadaki standart yatırımlarla genellikle yetersiz hizmet alan milyonlarca insanın geçim ve refahını iyileştirme potansiyeli daha iyi anlaşılabilir. Peki nasıl? Araştırma, düşük gelirli ülkelerdeki gece zamanı uydu görüntüleri baz alınarak yapılan çalışmalarla yapay ışıklandırma olmayan alanların incelenmesi, bu ülkelerin karbon giderme potansiyellerinin en yüksek seviyede olduğunu ortaya koydu. Yani orman restorasyon projeleri kalkınma hedeflerini en iyi şekilde bu havzalarda gerçekleştirilebilir. Aynı zamanda Dünya Kalkınması adlı derginin editörü de olan akademisyen Agrawal, bahsedilen projeler için Orta, Doğu ve Güney Afrika’da büyük fırsatlar olduğunu vurgularken, hali hazırda çok katmanlı krizlerle karşılaşan yerel halkların restorasyon projelerinden sosyo-ekonomik ve yapısal faydalar elde edeceğini de belirtti. Agrawal’a göre ormanları yönetme ve eski haline getirme hakkını yerel topluluklara vererek onlara öncelik tanıyan orman arazi restorasyonları, iklim krizi için küresel ve bütüncül bir bakış açısı sağlamayı ve doğayı koruma, iklim adaleti ve sürdürülebilir kalkınma konusunda yol haritasında ortaklaşmayı mümkün kılabilir.
 
Tüm bunların yanında, restorasyondan etkilenecek yerli halkı karar verme hakkından mahrum bırakmak; özellikle de bazı topluluklar restorasyon sebebiyle yerlerinden edilirse ciddi etik sorunlar oluşturabilir. Karar ve yönetim süreçlerinden bu tarz bir dışlanma yaşanması, çoğu yönden yoksul olarak nitelendirilebilecek yerel topluluk üyelerinin yaşam alanlarından ayrılmasını ya da neredeyse hiç katkıda bulunmadıkları küresel karbon ve biyo çeşitlilik krizinin yaşam şekillerini değiştirmesini zorunlu kılabilir. Dolayısıyla bu durum, yerel toplulukların orman restorasyonu süreçlerini yönetme ile güçlendirilmenin yanı sıra, “ortak orman mülkiyeti”ni genişletmeye yönelik fırsatların da araştırılmasını gerekli kılıyor.
 
Araştırmada analiz edilen restorasyon bölgelerinde ortak orman mülkiyetine yönelik yasal dayanakların varlığı yasal haklara dair ortak orman mülkiyetine göre daha güçlü kaynakların varlığına işaret ediyor. Ortak orman mülkiyetini genişletmeye yönelik çabalar ise özellikle de nüfusun önemli bir miktarının orman havzalarında yaşadığı Orta Afrika Cumhuriyeti, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Tayland ve Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti gibi ülkelerde ciddi bir önem teşkil ediyor.
 
Bahsi geçen projeler, tarım, kereste ya da diğer ticari amaçlar için kullanılmış eski orman arazilerinin yeniden ağaçlandırılmasını kapsıyor. Halihazırda devlet ve sivil toplum nezdinde artan farkındalık ve görünür destek de bu projelerin gerçekleştirilmesi ihtimalini güçlendiriyor. Bu noktada, araştırmada kullanılan “Orman Arazi Restorasyonu” (FLR) adı verilen planlama ve yönetim aracı, yerel halkı restorasyon projelerine nasıl entegre edilebileceğine dair fikir vermek için kullanılabilir. Araştırmacılara göre FLR, "yerel paydaşların dahil edilmesi ve katılımı yoluyla ormansız ve bozulmuş topraklarda ekolojik bütünlüğü yeniden tesis etmeyi ve insan refahını artırmayı hedefliyor". Bu planlama yönteminin savunucuları ise, FLR’nin orman ürünlerinin kullanımı ve satışının yerel halkların refahına katkıda bulunduğunu, yerel gıda ve su güvenliğindeki artışları desteklediğini ve yerel halkların ağaçlar ve ormana içkin sahip oldukları kültürel değerlere saygı duyduğunu belirtiyorlar. Bu da çevresel adaletin sağlanması adına önemli bir adım olarak görülüyor.
 
Agrawal’a göre bu araştırma araştırmacıların, karar vericilerin ve yerel halk temsilcilerinin halkların ve ekosistemlerin iyiliği için ortaklaşma gereksinimini vurguluyor ve ekliyor: “İster devlet kurumları ister araştırmacılar olsun, ormanlar üzerinde çalışanlar, insanlara karşı değil, insanlarla dayanışma içinde çalışmanın gerekliliğini sık sık unutuyorlar.” İşte bu yüzden de insan odaklı ve topluluk-mekân ilişkisini göz ardı etmeyen çalışmaların sıklaşması ve hareketin savunuculuğunun yapılması, yerel halkları ve doğayı önemseyen herkes için bir amaç haline geliyor.
 
 

SHARE: