Menu TR

S360Mag

4 June

İklim Anksiyetesi Artıyor

*Bu haberi 3 dakika içinde okuyabilirsiniz.

İklim krizinin sonuçları her geçen gün hayatımızda daha da belirgin hale geliyor. Uzun süreli kuraklıklar, aşırı yağış ve sel baskınları, orman yangınları ve özellikle kentlerde görülen sıcaklık artışları gibi aşırı iklim olayları, iklim değişikliğinin sonuçlarıyla yüzleşmemize sebep oluyor. Sosyal açıdan ise gıda ve konut güvenliğini tehdit etmesi ve gıda fiyatlarında artışa sebep olması nedeniyle iklim değişikliği; toplumsal ve ekonomik olarak geri kalmış, dezavantajlı kesimleri çok daha güçlü bir şekilde etkiliyor ve dünya genelinde eşitsizliklerin artmasına neden oluyor.
 
Bilim insanları, son zamanlarda bu etkiler dışında pek farkında olmadığımız ve üzerine çok konuşulmayan iklim krizinin yarattığı travma ve depresyonun etkilerine dikkat çekiyor. Araştırmacılar, önlem alınmadığı takdirde halihazırda milyarlarca insanı etkileyen ve trilyonlarca dolar maliyeti olan ruh sağlığı sorunlarının küresel ısınmayla birlikte daha da artacağını belirtiyor. Örneğin; Avustralya'da son zamanlarda çıkan orman yangınları hükümete ruh sağlığının desteklenmesini sağlamak için 76 milyon Avustralya dolarına (42 milyon sterlin) mal oldu. Imperial College London tarafından paylaşılan “İklim değişikliğinin ruh sağlığı ve duygusal refah üzerindeki etkisi” isimli raporun yazarlarından Emma Lawrance, gelecekte daha fazla insanın bu sorundan etkilenmesini ve eşitsizliklerin artmasını öngördüğünü belirtiyor.
 
Sıcak hava dalgaları intihar oranlarının artmasına neden olurken, seller ve orman yangınları gibi aşırı hava koşulları mağdurlarını travmatize ediyor, gıda ve konut güvenliğiyle birlikte yaşanan geçim sıkıntıları ciddi stres ve depresyona neden oluyor. Evini kaybeden, sel riski olan bölgelerde yaşayan, kuraklık nedeniyle geçim kaynağını kaybeden veya iklim krizi nedeniyle yaşanan yangınlarda bir yakınını kaybetmiş insanlar yaşadıkları şok ve travma nedeniyle anksiyete veya depresyon rahatsızlığı yaşayabiliyor, bu da uzun dönemde intihar riskinin artmasına yol açıyor.
 
Yapılan araştırmalar ayrıca gelecekle ilgili kaygıların insanların, özellikle de gençlerin ruh sağlığına ciddi zararlar verdiğini gösteriyor. Eko-kaygı, değişen iklim nedeniyle insanların yaşadığı varoluşsal endişeleri tanımlamak için kullanılabilir. İnsanların ileride güvende olup olmayacakları, çok daha sık meydana gelen doğal afetleri atlatıp atlatamayacakları veya dünyamızın geleceği hakkındaki endişeleri bu duruma örnek olarak verilebilir. Eko-kaygı, iklim krizinden doğrudan etkilenmemiş olanların da ruh sağlığını tehdit ediyor. 2020'de pandeminin ortasındayken bile, Birleşik Krallık'taki gençlerin çoğu iklim değişikliği konusunda Covid-19'dan çok daha fazla kaygılı olduklarını belirtiyor.
 
İklim krizi her ne kadar ruh sağlığı üzerinde ciddi etkilere neden olsa da bu konu görmezden gelinmekte. Öyle ki 2010-2020 yılları arasında yapılan, iklim değişikliğinden bahseden 54.000 tıbbi araştırma makalesinin sadece %1'inden azı ruh sağlığından da bahsediyor. İklim krizinin görmezden gelinen bu etkileri oluşturulan politika ve planlarda da yer bulamıyor. Görülüyor ki, iklim krizi ve ruh sağlığı arasındaki ilişkinin daha detaylı incelenmesi gerekiyor. Elde olan az veriye rağmen, şimdiye kadar yapılan araştırmalar sıcaklıkların artmasıyla intihar oranlarının da arttığını gösteriyor.  Bu ilişki belirli bir eşiğin üzerindeki ısıda her 1ºC’lik artış için %1'lik bir artış olarak belirtiliyor. Ayrıca, hava kirliliği, orman yangınları ve kasırgalar gibi aşırı hava olaylarının intihar oranlarının artmasına neden olduğuna dair kanıtlar da bulunuyor. Yüksek sıcaklıkların ruh sağlığını doğrudan nasıl etkilediği henüz tam olarak bilinmiyor, ancak bilim adamları beyne giden kan akışındaki değişikliklerin belki de ilaçlarla şiddetlendiğini ve uyku kaybının da etkisi olabileceğini öne sürüyorlar. Paylaşılan verilere göre, bir afetten kaynaklanan psikolojik travma vakalarının fiziksel yaralanma vakalarını 40'a bir oranında aşabileceği görülüyor.
 
Imperial College London tarafından paylaşılan raporda, bu döngünün kırılmasında iklim değişikliğiyle mücadelede atılacak adımların önemine dikkat çekiliyor. Bireylerin, toplulukların ve hükümetlerin iklim krizine karşı atacakları adımlar, yalnızca krizin etkilerini azaltmakla kalmıyor, aynı zamanda insanlara daha sağlıklı yaşamlar, umut ve harekete geçme duygusu vererek ruh sağlığını da artıyor. Örneğin; evlerdeki sıcak suyun güneş panellerinden elde edilmesi gibi bu artan kaygıyı eyleme dönüştürmek önemli bir ilk adım olabilir. Hükümetlerin de bu adımların atılmasını teşvik edici ve kolaylaştırıcı düzenlemeler yapması gerekiyor. Yürümeyi ve bisiklete binmeyi kolaylaştırmak, insanların ziyaret edebileceği doğa açısından zengin yerler sağlamak ve evlerin ısıtılmasında enerji verimliliği önlemlerine dikkat etmek bireylerin ruh sağlığına önemli faydalar sunulabilir.
 
İklim krizinin yarattığı çevresel ve sosyal problemler artık gündelik hayatımızın birer parçası fakat tüm bunların yanında iklim krizinin dünya çapında yüz milyonlarca insanın ruh sağlığına da önemli etkileri var. Bu krizle mücadeleyi sadece çevresel ve sosyal problemlere indirgemek ve ruh sağlığına etkilerini görmezden gelmek sorunu daha da derinleştirebilir. Bireylerin bu sorunu fark edip önceliklendirmesi kadar hükümetlerin de iklim kriziyle mücadele planlarında ruh sağlığına etkilerinden bahsetmeye başlamaları büyük önem taşıyor.
 

SHARE: