Menu

26 November

COP26 zirvesi başarısızlık ve hayal kırıklığıyla mı sonuçlandı?

*Bu haberi 6 dakika içinde okuyabilirsiniz.

İki hafta süren zorlu müzakerelerin ardından, Birleşmiş Milletler 26. Taraflar Konferansı  (COP26) sona erdi. 197 katılımcı ülkenin tamamı, Hindistan'ın itirazıyla kömürün “aşamalı olarak kullanımının sonlandırılması” ifadesinin “aşamalı olarak kullanımının azaltılması” olarak değiştirildiği Glasgow İklim Paktı'nı kabul etti.

2015 Paris Anlaşması, ülkelere iklim değişikliğiyle mücadele için bir çerçeve sağladıysa, altı yıl sonra Glasgow, küresel diplomasinin nabzını yoklamak için ilk büyük test oldu. Peki COP26 başarısız mıydı?

Bu soruyu zirvenin orijinal hedefleri üzerinden değerlendirirsek, cevap evet, zirve yetersiz kalmış durumda. Bu cevabın ardında iki büyük hedefin gerçekleştirilememiş olması yer alıyor: 2030 için ısınmayı 1,5? ile sınırlamaya yönelik hedeflerin yenilenmesi ve kömürün aşamalı olarak kaldırılmasına ilişkin bir anlaşma. Ancak başarısızlıklar arasında önemli kararlar ve dikkate değer parlak noktalar da bulunuyor. Öyleyse zirvenin belirleyici konularına bir göz atalım.

Zayıf 2030 hedefleri

Paris Anlaşması'nın amacı, bu yüzyılda küresel sıcaklık artışını 2°C'nin altında tutarak ısınmayı 1,5? ile sınırlandırmaktı. COP26'dan önce dünya, ülkelerin taahhütlerine ve teknolojideki değişim beklentilerine göre 2,7? ısınma yolundaydı. Bazı kilit ülkeler tarafından bu on yılda salımların azaltılmasına yönelik yeni taahhütler de dahil olmak üzere COP26'daki duyurular, bunu en iyi tahmin olan 2,4?'ye indirdi.

Zirvenin son metni, mevcut ulusal olarak belirlenmiş katkıların (NDC) 1,5? için gerekenden çok uzak olduğunu belirtiyor. Bu doğrultuda, ülkelerin gelecek yıl yeni güncellenmiş planlarla geri gelmeleri talep ediliyor. Paris Anlaşması’na göre, her beş yılda bir yeni iklim planlarına ihtiyaç duyulurken, Glasgow’da alınan kararla gelecek yılki yeni iklim planları, beş yıl daha beklemek yerine kampanyacılara hükümetin iklim politikasını değiştirmeleri için bir yıl daha verebilir.

Bir sonraki yıl güncellenecek hedeflerle teknik olarak, 1,5? sınırı hala ulaşılabilir durumda olsa da COP26 Başkanı Sharma'nın dediği gibi “1,5 dereceye karşı eğilim zayıf”.

Örneğin Avustralya hükümetinin son duyurularına rağmen, ülkenin 2030 hedefi 2015'tekiyle aynı kaldı. Tüm ülkeler bu şekilde yetersiz kısa vadeli hedefler benimsemiş olsaydı, küresel sıcaklık artışı 3?'ye kadar devam edecekti. Avustralya'nın deneyiminin gösterdiği gibi, iklim politikasını yönlendiren güç genellikle uluslararası baskıdan ziyade iç politika. Dolayısıyla Avustralya'nın veya diğer ulusların 2022'de daha büyük hedeflere ulaşacağının garantisi yok.

Kullanımı sonlandırmak değil, azaltmak

Hindistan'ın anlaşmada yer alan ifadeyi kömür kullanımını “sonlandırmak" yerine "azaltmak" olarak değiştirme müdahalesi, kömürden uzaklaşma aciliyetinin üzerine gölge düşürüyor.

Hindistan, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri'nden sonra dünyanın en büyük üçüncü sera gazı salımına sahip ülkesi. Üretim büyük ölçüde kömüre dayanıyor ve kömüre dayalı üretimin 2024'e kadar her yıl %4,6 artması bekleniyor. Hindistan, "aşamalı sonlandırma" ifadesinin en önde gelen itirazcısıydı, ancak Çin'den de destek aldı.

Önemli bir diğer sonuç olarak, COP26 ayrıca Paris Anlaşması’nın 6. Maddesi olarak bilinen küresel karbon ticareti kurallarını da sonuçlandırdı. Ancak belirlenen kurallara göre, fosil yakıt endüstrisinin karbon salımlarını “dengeleme”sine ve çevreyi kirletmeye devam etmesine izin verileceği anlaşılıyor. Bu durum “aşamalı azaltma” değişikliği ile birleştiğinde, fosil yakıt salımlarının devam edeceği anlamına geliyor.

Gelişmiş ülkelerin yetersiz vaatleri

COP26 özellikle gelişmiş dünyadaki küresel liderlerin iklim sorununun ciddiyetini hala kavrayamadığını gösterdi. Konuşmalarında bunun ciddiyetini ve aciliyetini kabul etseler de çoğunlukla kısa vadeli ulusal çıkarlar peşinde koşuyorlar ve harekete geçme konusunda net ve acil taahhütler olmaksızın, uygun mesafeli “net-sıfır” salım taahhütlerinde bulunuyorlar.

İşin kötüsü, Glasgow'daki birçok gelişmiş ülke liderinin açıklamaları, gerçek iklim stratejileriyle çelişiyor. Örneğin, Glasgow'daki son konuşmasında ABD Başkanı Joe Biden, enerji fiyatlarındaki değişimlerin temiz enerji hedeflerinden vazgeçmek için değil, bir eylem çağrısı olarak görülmesi gerektiğini söyledi. Ancak sadece üç gün sonra Biden yönetimi, OPEC+'nın petrol üretimini artırmayarak küresel ekonomik toparlanmayı tehlikeye attığını iddia etti. Hatta ABD'nin yakıt fiyatlarını düşürmek için gerekli "tüm araçları" kullanmaya hazır olduğu konusunda uyardı.

Açıklanan COP26 vaatleri, gelişmiş dünyanın çifte standardını da ortaya koymakta. Aralarında ABD'nin de bulunduğu 20 ülkeden oluşan bir grup, kömürle çalışan projeler de dahil olmak üzere fosil yakıt projelerine yönelik kamu finansmanını 2022'nin sonuna kadar sona erdirme sözü verdi. Ancak yasak, yerel projeler için değil, yalnızca uluslararası projeler için geçerli olacak. ABD ve diğer bazı imzacılar, sınırları içinde yeni kömür santrali projelerini durdurmayı ve mevcut kömür altyapısını aşamalı olarak kaldırmayı ayrı ayrı taahhüt eden 23 ülkeye katılmayı reddetti.

Bugüne kadar küresel karbondioksit salımlarının baskın payından sorumlu olan gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı sağlamak için uzun süredir devam eden taahhütlerde tereddüt ediyor. Kopenhag'daki COP15'te gelişmiş ekonomiler, gelişmekte olan ülkelere yılda 100 milyar dolar sağlama sözü verdi, ancak bu nispeten mütevazı taahhüt bile yerine getirilemedi. 2019'da gelişmekte olan ülkelere yönlendirilen toplam iklim finansmanı 80 milyar dolardan azdı; 2013'ten bu yana her yıl ortalama miktar sadece 67 milyar dolardı.

Buna karşılık, gelişmekte olan ülkeler, iklim felaketlerinin yol açtığı “kayıp ve hasar” için finansman sağlamaları konusunda gelişmiş ülkelere çağrıda bulunuyorlar. Küçük ada devletleri ve kırılgan ülkeler, büyük kirleticilerin tarihsel salımlarının bu etkilere neden olduğunu ve bu nedenle finansmana ihtiyaç olduğunu söylüyor. ABD ve AB liderliğindeki gelişmiş ülkeler, bu kayıp ve zararlar için herhangi bir sorumluluk almaya direndiler ve çoğu ülke tarafından istenilmesine rağmen, savunmasız ülkeleri desteklemenin bir yolu olan yeni bir “Glasgow Kayıp ve Hasar Tesisi” oluşturulmasını reddettiler.

Gelişmiş ülkelerinGelişm yeşil teknoloji transferi vaatleri de sözde kaldı. Gelişmiş ülke hükümetleri, yerli şirketlerin, iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması ve adaptasyonu için kritik bilgilerin yayılmasını engelleyen fikri mülkiyet haklarına tutunmalarına izin verdi. Çin ve Hindistan gibi ülkeler kendi yenilenebilir enerji endüstrilerini teşvik etmeye çalıştıklarında, özellikle ABD, Dünya Ticaret Örgütü'ne şikâyette bulundu.

Parlak noktalar

Bütün olumsuzluklara rağmen, COP26 bir dizi önemli olumlu sonuca da yol açtı. Dünya, bir enerji kaynağı olarak fosil yakıttan açık bir şekilde uzaklaştı. İlk defa bir BM iklim müzakereleri bildirgesinde fosil yakıtlardan bahsediliyor. Bu, iklim acil durumuyla mücadele için kömür ve diğer fosil yakıtların kullanımının hızla azaltılması gerektiğini kabul eden önemli bir değişim. Fosil yakıtların sonu hakkında konuşma tabusu sonunda kırılmış gibi gözüküyor. 1,5? küresel ısınma hedefi, bu hedefe ulaşmanın, 2010 seviyelerine kıyasla 2030 yılına kadar %45'lik hızlı, derin ve sürekli salım azaltımları gerektireceğinin kabul edilmesiyle ön plana çıktı.

Birçok ülke uzun vadeli net sıfır hedeflerini açıkladı. En önemlilerinden biri, Hindistan'ın 2070 yılına kadar net sıfır salıma ulaşma taahhüdü. Ülke, önümüzdeki on yıl içinde yenilenebilir enerjide büyük bir genişlemeyle hızlı bir başlangıç yapacağını ve böylece salımlarını 2030'da mevcut toplam 2,5 milyardan 1 milyar tona azaltarak üretimdeki toplam kullanımın %50'sini oluşturacağını söyledi. Dünya GSH'sinin %90'ını oluşturan ülkeler bu yüzyılın ortasına kadar net sıfır taahhüdü vermiş durumda.

Bir diğer olumlu gelişme, ormanları ve biyolojik çeşitliliği koruma alanında yaşandı. İmzalanan Pakt, bu konuların önemini vurgularken, Avustralya ve diğer 123 ülke 2030 yılına kadar ormansızlaşmayı sona erdirme sözü veren bir yan anlaşma imzaladı.

Ülkeler ayrıca 2022'nin sonuna kadar Paris Anlaşması hedefine uyum sağlamak için 2030 hedeflerini yeniden gözden geçirmeye ve güçlendirmeye davet edildi. Bunu desteklemek için, 2030’a kadar her yıl hedefleri artırmaya odaklanan, üst düzey bir bakanlar yuvarlak masa toplantısı yapılması kararlaştırıldı.

Küresel sera gazı salımlarının yaklaşık %40'ını oluşturan ABD ve Çin arasında imzalanan iklim anlaşması da temkinli iyimserlik için bir neden. Dünyanın en büyük iki ekonomisi, bilim insanlarının 1,5?'de kalmak için önümüzdeki 10 yıl içinde gerekli olduğunu söyledikleri salım kesintileri konusunda yakın iş birliği içinde olduklarını gösteren ortak bir deklarasyon yayınladılar. İki ülke, metan gazı ve ulaşım, enerji ve endüstri kaynaklı salımların kesilmesi gibi bazı kilit alanlarda birlikte çalışacak.

COP26, özel sektörü de harekete geçirmeyi başardı. ABD Başkanlık İklim Özel Temsilcisi John Kerry ile Dünya Ekonomik Forumu arasındaki ortaklıktan ortaya çıkan First Movers Coalition, sıfır karbon teknolojisine olan talebi hızlandıracak. First Movers Coalition, teknoloji ihtiyaçlarının yoğunlaştığı sekiz sektörde inovasyonu hızlandırmaya odaklanıyor: çelik, kamyon taşımacılığı, nakliye, havacılık, çimento, alüminyum, kimyasallar ve doğrudan hava yakalama.  John Kerry, COP26'da First Movers Coalition'ı başlatırken, işletmelerin net sıfıra giden yarışı yönlendiren "kritik bir bileşen" olduğunu belirtti.

Gelişmiş ülkelerin çok yavaş hareket ettikleri ve hem karbon salımı hem de az gelişmiş ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlamalarına ve fosil yakıt çağını atlamalarına yardımcı olacak finansman sağlamada geri kaldıkları açık. Dünya 1,5°C hedefi için henüz istenen noktada olmasa da doğru yönde ilerliyor. Ve Glasgow İklim Paktı’nda doğrudan kömür kullanımında bir azalmaya değinilmiş olması, olumlu bir değişime işaret ediyor. Ancak ihtiyaç duyulan değişimin, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini engellemek için gereken zamanda olup olmayacağı belirsizliğini koruyor.
 

SHARE: