Menu TR

S360Mag

22 December

İklim krizi ile mücadelenin neresindeyiz?

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Son beş yıldır ülkeler, şehirler, şirketler ve topluluklar iklim krizi ile mücadelede çok daha iyisini yaptıklarını iddia ediyor. Birçok ülke lideri ardı ardına 2030 ve 2050 yılları için karbon nötr olma hedeflerini ve Ulusal Olarak Belirlenen Katkılar’ını (INDCs - Intended Nationally Determined Contributions) açıklarken aynı zamanda yıllık açıklanan raporlarda üretim süreçleri sonunda ortaya çıkarılan sera gazı salımı oranı düşüş gösteriyor. Peki ama bu gelişmeler yeterli mi? Dünya, iklim krizi ile mücadelede ne aşamada?
 
2020 yılı sera gazı salımı dikkate alındığında olumlu bir yıl oldu. Sera gazı salımının bu sene düşüş göstermesinin ardında pandemi sebebiyle küresel ekonominin durağanlaşması, üretimin azalması ve sokağa çıkma yasakları gibi karantina tedbirleri yatıyor. Fakat ortaya çıkan bu olumlu sonuçların gelecek yıllarda da korunması oldukça önemli. Pandemi sonrası dünyada ekonomik iyileşme yaşandığında ve üretim miktarı ve hızı tekrar arttığında sera gazı salımı oranlarında yaşanan bu düşüşün devam etmesine kuşkuyla bakılıyor.
 
Aynı zamanda, dünyanın önemli ekonomilerinin Paris Anlaşması çerçevesinde verdikleri iklim taahhütleri ve CAT’in (Climate Action Tracker) cesaretlendirici bulguları umutların artmasına sebep oldu. Dünyanın küresel ısınma ile mücadelede uyguladığı yol ve yöntemleri değerlendiren bu araştırmaya göre ülkeler sera gazı salımı miktarlarını azaltmak adına yaptıkları taahhütleri yinelemeli ve verdikleri sözleri yerine getirmeliler.
 
Sadece Eylül sonrasında, Çin 2060 yılı itibarıyla, Japonya, Güney Kore ve Güney Afrika ise 2050’ye kadar karbon nötr olma hedeflerini açıkladı. Bunlara ek olarak AB’nin 2050 yılında karbon nötr olma hedefi doğrultusunda uygulamaya sunduğu Avrupa Yeşil Mutabakatı, Joe Biden’ın taahhüdünü verdiği Yeni Yeşil Plan eklendiğinde, küresel sera gazı salımının %63’ünün gerçekleştiği bölgeler karbon nötr olma taahhütleri doğrultusunda yönetilecekler.
 
CAT’in tahminlerine göre hükümetler ve dünya liderleri verdikleri taahhütleri gerçekleştirirlerse dünya sıcaklığı 2,1°C seviyelerinde olacak. Her ne kadar ABD ve diğer ülkelerin verdiği sözler yasal statüye sahip olmasa da CAT şu anda sahip olunan iklim taahhütleri gerçekleştirilirse dünya sıcaklığındaki artışın 2,24°C olmasının mümkün olduğunun hesaplıyor. ‘Görev tamamlandı.’ demek için yapılması gerekenler hala fazla olsa da gidişat 2,7 °C veya 3,7°C gibi olumsuz senaryoların uzağında yer almakta.
 
NewClimate Institute’te görev yapan Prof Dr. Niklas Höhne’ye göre geride kalan son üç ayda sürpriz gelişmeler yaşandı. Business Green’e konuşan Höhne, ‘Bizim için bu tarz olumlu gelişmelere şahit olmak oldukça şaşırtıcı’ değerlendirmelerinde bulundu. Senelerdir yaptıkları çalışmaların sonucunda çok az şeyin değiştiğini söyleyen Höhne son üç ayda yaşanan hızlı gelişmelerin oldukça olumlu olduğunu söyledi.
 
Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2060 yılı için verdiği iklim taahhüdünün ardından Japonya, Güney Kore ve Güney Afrika’nın haftalar içinde harekete geçmesi ve kendi eylem planlarını kamuoyu ile paylaşmasını domino efekti olarak değerlendiren Höhne, ‘Bu çok dinamik bir süreç dört ay öncesinde bunların olacağını beklemezdim’ yorumlarında bulundu.
 
Bu optimist yaklaşımın yükselmesinin temel sebebi yeni ekonomik ve teknolojik trendlerin karbon nötr hedefleri destekler nitelikte olması. Son beş yıl içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının maliyetlerinde ciddi düşüşler gözlemlendi, akıllı teknolojilerde olumlu yeni gelişimler yaşandı ve karbon yoğun endüstrilerin karbon nötr eylem planlarını açıklamalarının yanında elektrikli araçlar ana akım olmaya başladılar. Gelişmiş sanayilere sahip olan devletlerin birçoğu, sera gazı salımını azaltıp enerji kaynaklarında yeşil ve yenilenebilir enerjiye geçiş yaparak hala insanların yaşam standartlarının geliştirilebileceğini ortaya koydular.
 
İklim mücadelesinde, mevcut durumun gidişatı ile ilgili optimist yaklaşımlar olduğu kadar hedeflenenlerin ve bu hedefler doğrultusunda atılan adımların yeterli olmadığı değerlendirmelerinde bulunanlar da var. ClimateWorks Foundation’ın hazırladığı rapora göre dünya, 5 yıl öncesinde Paris Anlaşması’nda konulan 1,5°C hedefinin oldukça gerisinde. Enerji, gayrimenkul, endüstri, ulaşım, tarım ve orman olmak üzere iklim mücadelesinde etkili olabilecek 6 önemli sektörün incelendiği raporda, küresel sera gazı salımında büyük rol oynayan sektörlerin Paris Anlaşması’nda belirlenen hedeflerden bir hayli uzağında olduğu değerlendirildi. Raporu hazırlayan uzmanlardan biri olan ve aynı zamanda Dünya Kaynakları Enstitüsü’nde (WRI) çalışan Kelly Levin’a göre ‘Şu anda iyi performans gösterdiğini düşündüğümüz sektörlerde ve alanlarda dahi belirlenen hedeflerin gerisindeyiz.’
 
Örneğin 2019 yılı ile birlikte güneş ve rüzgar enerjileri kullanılarak elde edilen yenilenebilir elektrik %72 seviyelerine yükseldi. Fakat bu on yılın sonunda hedeflenen sonuçlara ulaşılması için şu anda var olan bu değişimin 5 kat daha hızlı olması gerekiyor. Her ne kadar daha az ekonomik olsalar ve kapansalar dahi, kömür madenlerinin de çok daha hızlı bir şekilde kapatılmaları gerekiyor.
 
Dünya sıcaklığını 1,5°C’de tutmak için bu yüzyılın ortalarına kadar sera gazı emisyonlarında konulan karbon nötr hedeflerine ulaşılması ve 2030 yılına kadar bu hedeflerin yarısı kadarının hayata geçirilmesi kritik bir eşiği oluşturuyor. 21 göstergenin incelendiği raporda göstergelerin sadece 2 tanesi olması gerektiği gibi ilerliyor. Örneğin tarımsal üretimin sahip olduğu büyüme hızı yeterli düzeyde. Şu anki hızla devam edildiği takdirde 2050 yılında, daha fazla orman yok edilmeden 10 milyar insanın gıda ihtiyacı karşılanabilecek. Büyükbaş hayvancılıktaki üretkenlik hızı için de aynı yorumlar yapılabilir. Fakat bahsedilen 2 olumlu göstergenin dahi gelecek yıllarda aynı performansı sergileyebileceğine kuşkuyla bakılıyor. Diğer göstergeler için ise durum daha kötü. 13 tanesi doğru yönde ilerlese de şu andaki değişim hızı olması gerekenin altında. Hazırlanan raporun bir diğer yazarı olan Katie Lebling’e göre ‘Göstergelerin 2 tanesi hedeflenenin tam aksi yönünde ilerliyor ve bu oldukça kaygı verici.’
 
Rapora göre, yeni inşa edilen binaların karbon ayak izi daha hızlı küçülmeli ve enerji tasarrufu için yapılan tadilatlar hız kazanmalı. Çimento ve çelik sektörlerinde çok daha hızlı bir şekilde sera gazı salımı miktarı düşürülmeli. Elektrikli araçlara geçiş bir an önce gerçekleştirilmeli. 2030 yılındaki hedeflere ulaşılabilmesi için satış oranlarının 12 kat daha fazla olması gerekli. Her ne kadar Norveç gibi bazı yerlerde satılan araçların %59’u elektrikli araç olsa da bu sadece caddelerdeki toplam arabaların %1’ini oluşturmakta. Bunlarla birlikte ormanlaştırma çalışmaları da hız kazanmalı ve bugün ekildiğinden 5 kat daha fazla ağaç ekilmeli.
 
Her sektör kendi içinde farklı zorluklarla karşı karşıya. Levin’e göre enerji sektörü yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırma çalışmaları ile doğru istikamette ilerliyor fakat hükümetler fosil yakıtlara yönelik yatırımları hala teşvik ediyorlar. Bu durumun oldukça problemli olduğunu vurgulayan Levin, yapılanların aksine hükümetlerin, yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandıracak teşviklerin uygulamaya konması gerektiğini belirtiyor.
 
İklim krizi ile mücadelede ilerlemenin yavaş olmasının sonuçları ise oldukça ürpertici. Şu ana kadar küresel ortalama sıcaklık 1°C artmış durumda. Bu sene Kaliforniya’da aşırı hava sıcaklıkları sebebiyle oluşan yangınlar sonucunda 4 milyon hektarlık alan kül oldu. Avustralya’da ise bu rakam 46 milyon hektara kadar ulaştı. Atlantik’in üzerinde oluşan 30 fırtınanın 6’sı büyük kasırgalara evrildi. Şiddetli yağmurlar sonucunda oluşan sel felaketleri yüzünden Bangladeş’te milyonlarca insan evlerinden ayrılmak durumunda kaldı. Kaliforniya’daki ölüm vadisi, yeryüzünde şu ana kadar ölçülmüş en yüksek sıcaklığa ulaştı.
 
Yapısal değişiklikler uygulanmadan kaydedilen küçük gelişmeler iklim krizi ile mücadelede oldukça yetersiz kalıyor. Her ne kadar 2020 yılı olumlu atılımların yaşandığı, büyük ekonomilerin sürece dahil olmaya başladığı bir yıl olsa da önemli olan bu gelişmelerin sürdürülebilir kılınması. Bunun için ise 2021 Bileşmiş Milletler İklim Konferansına ilerlerken, en kötü senaryolara hazırlıklı eylem planlarına ve bu planları hayata geçirecek siyasi ve toplumsal iradeye ihtiyaç var.
 
 

SHARE: