Menu TR

S360Mag

30 April

 Toplulukları bir arada tutan yapıştırıcı: Sosyal sermaye

*Bu haberi 3 dakika içinde okuyabilirsiniz.

COVID-19 salgını fiziksel ve beşeri sermayeye zarar verdi. Firmalar  yatırım projelerini erteledi ya da iptal etti, işten çıkarılan ya da ücretsiz izin verilen çalışanların becerileri köreldi. Bununla birlikte, kriz, sık sık gözden kaçırılan sosyal sermayenin farkına varılmasını sağlayarak, sosyal sermayenin ekonomik büyümenin anahtarlarından biri olarak görülmesini sağladı.
 
1990'larda Harvard Üniversitesi’nde siyaset bilimci olan Robert Putnam tarafından yaygınlaştırılan sosyal sermaye kavramı, belirli bir topluluk içindeki insanlar arasında ortak fayda için hareket ve dayanışmayı tetikleyen ilişki ağları, normlar ve güven gibi özellikler  olarak tanımlanabilir. Belirsiz bir kavram gibi görülen sosyal sermaye, bir toplumun işlemesini sağlayan ortak değerleri, davranışsal gelenekleri, karşılıklı güveni ve ortak kimlikleri içerir. Bir grup ne kadar fazla sosyal sermayeye sahipse, ortak değerlere yönelik hedeflere ulaşmak için kolektif olarak hareket etme isteği ve yeteneği o kadar artar. Başka bir deyişle, sosyal sermaye, toplulukları ve ulusları bir arada tutan yapıştırıcıdır. Doğru koşullar altında, tekrarlanan ve karşılıklı yarar sağlayan sosyal etkileşimler, daha hızlı ekonomik büyümeye, daha fazla istikrara ve toplum sağlığındaki gelişmelere yol açar.
 
Pandemi sürecinde, sosyal sermaye, aşılar ve etkili tıbbi tedaviler henüz mevcut olmadığı sırada virüse karşı ilk savunma hattını oluşturdu. Büyük bir gruba bağlılık duygusu, insanları ihtiyatlı davranışların yüksek bireysel maliyetlerini tahammül etmeyi teşvik eder. Bu durumda da, Bulaşmayı önlemek için adımlar atan  bireyler kamuya yarar sağladı. Virüse maruz kalmayı azaltmayı amaçlayan her bilinçli eylem, toplumun geri kalanı için enfekte olma olasılığını düşürdü. 
 
Sosyal sermayenin gücü pandemide ortaya çıktı
 
Giderek daha fazla araştırma, sosyal mesafe kurallarının uygulanmasının gelişmiş sivil kültürlerde daha fazla olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin, Avrupa çapında yapılan ülkeler  arası bir karşılaştırma, "sosyal sermayedeki bir birimartışın, 2020 yılının Mart ortasından Haziran ayı sonuna kadar yaşanan toplam COVID-19 vakalarında % 14 ila % 40 azalma sağladığını, aynı zamanda bu ülkelerde %7 ile %16 arasında daha az ölüm yaşandığını ortaya koyuyor.
 
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, salgının ilk aşamalarında virüs Paris, New York, Londra ve Milano gibi yoğun nüfuslu şehirlerde daha hızlı yayıldı.Ancak, davranış değişikliklerine duyulan ihtiyaç ortaya çıkar çıkmaz bu bölgelerin sakinleri, resmi kısıtlamalar getirilmeden önce bile sosyal mesafe önlemlerini benimsedi ve sonrasında gelen devlet yönlendirmelerine karşıdaha duyarlı oldular.
 
Sosyal sermayenin yeni iş yapış biçimlerine etkisi
 
Sosyal sermaye, aylarca süren karantina ve uzaktan çalışma süresince de ekonomileri güçlendirmede önemli bir rol oynadı. Dijital teknolojiler insanların bağlantıda kalmasına yardımcı olurken, bu bağlantıları canlı tutan sosyal sermayeydi. Evden çalışanlar, meslektaşlarıyla karşılıklı güven, ortak kimlik ve ortak amaç duygusu oluşturdukları için üretken kalabildiler. Bu sayede, birçoğu tamamen yeni ve dijital çalışma biçimleri geliştirilebildi. Şirketler çoğunlukla, salgın sırasında iç sosyal sermayelerini genişletti. Çalışanları doğrudan kontrol etme imkanlarını kısmen yitiren şirketler, çözümü çalışanları güçlendirmede buldu. Zamanlarını ve iş dışındaki yaşamlarını yönetmek için daha fazla esneklik sağlanmasıyla, birçok çalışan daha da fazla sorumluluk alabilir ve daha yüksek kaliteli çıktılar sağlayabilir hale geldi. Boston Consulting Group tarafından yapılan bir ankete göre, çalışanların %75'i kısıtlamalara rağmen üretkenliklerini sürdürdü veya artırdı. Sosyal sermaye açıkça bu tür sonuçların arkasındaki en önemli faktörlerden birini oluşturuyor. 
 
“Köprüler kuran” sosyal sermayenin önemi 
 
Fiziksel karşılığı olan fabrikalar, teçhizat vb. gibi kaynakların tersine, sosyal sermaye kullanımla bozulmaz, aksine gelişir. Ancak diğer herhangi bir sermaye biçimi gibi, korunması ve geliştirilmesi gerekmektedir ve bu, özellikle pandemi sonrasında çok önemli bir ihtiyaç olacaktır. Normal koşullarda, bağlantılarımız ve ilişkilerimiz zamanla gelişir ve genişler. Pandemi sonrasındasosyal ağları yeniden etkinleştirmek için uygun önlemler alınmazsa, aylarca süren karantina süreçleri ve kısıtlamalar bazı ilişkileri tüketebilir veya gruplaşmalara yol açabilir. Putnam'ın "bağ kuran sosyal sermaye" kavramında açıkladığı gibi insanlar belirli bir gruba o kadar bağlanabilir ki popülizm ve milliyetçilik gibi sosyal sermayenin yozlaşmış biçimlerine neden olabilir. 
 
Bu nedenle hükümetler ve şirketler, COVID-19 pandemisi sırasında gelişen sorumluluk, dayanışma ve fedakarlık duygusundan yararlanarak daha fazla "köprü kuran sosyal sermaye" oluşturmaya çalışmalıdır. Bu sosyal sermaye biçimi, farklı gruplardaki insanları birbirine bağlayacak ve bundan sonra karşılaşma riskimizin olduğu salgınları önlemek, iklim krizi ile mücadele etmek konusunda yardımcı olacaktır. Bu açıdan bakıldığında, COVID-19’un insanlığa olumlu bir miras bıraktığını söyleyebiliriz. Pandemi, önümüzdeki zorluklarla yüzleşirken dünyanın ihtiyaç duyacağı sorumluluk ve paylaşımcılığı destekleyecek daha sağlam bir sosyal sermaye tabanı sağlanmış olabilir.
 

SHARE: