Menu TR

S360Mag

18 December

COP21'den Umut Verici Anlaşma

Paris’te gerçekleşen İklim Zirvesi geçtiğimiz Cumartesi günü yaklaşık 200 ülkenin imzaladığı anlaşmayla sonuçlandı. Kimileri tarafından tarihin en büyük demokratik başarısı olarak kabul edilen anlaşma, Kyoto’nun sona ereceği 2020 sonrası yeni iklim politikalarını düzenleyecek olan çerçeveyi belirliyor. Anlaşmada sıcaklık artışının 2 derecenin olabildiğince altında ve mümkünse 1,5 derecede sınırlanması amaçlanıyor.

Paris İklim Anlaşması’nda kararlaştırılan ulusal hedefler yasal olarak bağlayıcı değil, bu nedenle anlaşmanın başarısı büyük ölçüde ülkelerin kararlılığına ve her ülkenin kaydettiği mesafe ile hedeflerin beş yılda bir tekrar üstünden geçerek hedefleri yükseltebilecek bir sistemin devamlılığına bağlı.

Karbonsuz ekonomiye geçişin hızı, ülkelerin kararlaştırılan bu yeni kurallara ne kadar hızlı uyum sağladığına bağlı olarak değişecek. Anlaşma, yürürlüğe gireceği 2020 yılına kadar ülkeleri yeşil dönüşüme öncülük etmeye ve 2018’de hedeflerini tekrar yükseltmeye davet ediyor. Şu anki hedefler, sıcaklık artışını kritik 2 derecenin altında tutmaya yeterli değil. Üstelik anlaşma uluslararası deniz taşımacılığı ve havacılık gibi iki önemli sektörü de hesaba katmıyor. Uzmanlara göre, anlaşmadaki hedeflerin tümü uygulansa bile 3 ile 7 derece arasında bir ısınma kaçınılmaz olacak. Bu yetersiz hedefler, ülkelerin hedeflerini periyodik olarak yükseltmeleri ile teknolojik gelişmelerin sıcaklık artışını kritik seviyelerin altında tutmakta belirleyici faktörler olacağını gösteriyor.

New York Times’a göre, anlaşmanın sıcaklık artışını 2 derecenin altına ve en sonunda 1,5 dereceyle limitleme hedefi, şirketlere yatırımlarını düşük karbonlu teknolojilere doğru kaydırmaları konusunda çok net bir sinyal veriyor. New Climate Economy’den Michael Jacobs’a göre, küresel olarak harekete geçildiği için, bu hareketi tüm pazarlar takip edecek. Bu anlaşma, bankalar ve yatırım portfolyolarını fosil yakıtlardan, rüzgar ve güneş gibi büyümekte olan yenilenebilir enerji sektörlerine kaydırmaları için teşvik edecek. Enerji ve teknoloji şirketleri daha iyi ve daha ucuz bir şekilde enerji depolayabilecek bataryalar üretmek için çalışacaklar. Otomobil üreticilerinin, pazarda daha geniş kabul görecek elektrikli arabalar üretmeleri gerekecek.  

Anlaşma, bir yandan da 2 derece limitine ulaşma hedefiyle yeşil enerjiye geçişle birlikte aynı zamanda birbiriyle yarışan taleplerin karşılanabilmesi için arazi yönetiminin de önem kazanacağını ima ediyor. Global Footprint Network CEO’su Mathis Wackernagel’a göre tüketim, tarım, gıda kaynaklı emisyonlar ve orman tahribi gibi farklı etmenler göz önünde bulundurulduğunda, gezegenin eko-sistemindeki bütün bu talepleri yönetebilmemiz için Ekolojik Ayak İzi gibi kapsamlı önlemlerin altını çizmemiz gerekiyor. 

Paris’teki görüşmeler sırasında gerçekleşen en çarpıcı gelişmelerden birisi, gelişmiş ülkelerin içerisinde yaşanan bir ayrılık ve kurulan yeni bir koalisyon oldu. Zirvenin bitmesinden dört gün önce açıklanan bu yeni ‘İddialı Hedefler Koalisyonu’, AB, ABD, Japonya, Kanada, Brezilya gibi zengin ülkeler ve birlikler ile iklim değişikliğinden en çok etkilenecek yoksul ve “kırılgan” ülkeleri birleştiriyor. Bu koalisyon, kırılgan ülkelerin yıllardır süren, uzun vadeli hedef olarak sıcaklık artışı limitinin 2 dereceden 1,5 dereceye çekilmesi mücadelesine destek verdi. Koalisyon, Hindistan, Çin ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle sera gazı azaltımı, uluslararası raporlama kuralları ve hedeflerin periyodik artırılması konusunda müzakerelerde bulundu. 

Geçtiğimiz haftalarda ise Bank of America, Citibank ve Goldman Sachs’in üst düzey yöneticileri, Bill Gates ve Richard Branson gibi liderler, Coca-Cola, HP ve Unilever gibi şirketlerin CEO’ları da COP21′den çıkacak bir anlaşmaya destek verdiklerini açıklamışlardı.



Peki, Bundan Sonra Ne Olacak?
Bir sonraki COP Zirvesi 7 Kasım 2016’da Fas’ta yapılacak. Bu zirvede, iklim değişikliğinin etkilerine adaptasyon ve sera gazı azaltımı için inovasyon odak noktası olacak.

COP21 zirvesinin ardından, akılda kalan en büyük soru ise ülkelerin koydukları ve periyodik olarak artırmaya karar verdikleri bu hedeflere pratikte nasıl ulaşacakları.

Paris anlaşması, küresel olarak alınan mesafenin kaydedilebilmesi için bütün ülkelerin sera gazı azaltımlarını doğru bir şekilde hesaplayıp kamuya açıklayabilmeleri için yeni kurallar ortaya koydu. Gelişmekte olan ülkelerin çoğu iklim politikalarının uluslararası raporlama standartlarına yabancı; bu nedenle doğru bilginin raporlandığından emin olmak için Birleşmiş Milletler’e önemli bir iş düşüyor.

Bir başka bilinmeyen ise ülkelerin, özellikle de gelişmekte olanların, anlaşmanın 2018’de ülkeleri belirlenen hedeflerini gözden geçirme davetine nasıl cevap verecekleri.  

Bu bilinmeyenlere rağmen, iklim zirvesi sırasında yaşanan birçok gelişme yeşil ekonomiye geçiş konusunda umut vermeye devam ediyor:

Ford Motor, geçtiğimiz hafta 13 yeni elektrikli araç modeline $4,5 milyar yatırım yapacağını açıkladı.
Küresel ekonominin büyümesine rağmen, geçtiğimiz yıl karbon salımında %0.6 düşüş yaşandığı ortaya çıktı.
Yeni bir Goldman Sachs araştırmasına göre, hibrid ve elektrikli araçlar ile rüzgar ve güneş enerjisi gibi düşük karbonlu teknolojilerin toplam pazar payı, geçtiğimiz yıl $600mm’ı aştı. Bir başka araştırma ise yenilenebilir enerji teknolojilerinin maliyetinin tahmin edilenden çok daha hızlı bir şekilde düştüğünü gösteriyor.
Almanya, C40 Şehirleri ve Inter-American Development Bank, gelişmekte olan şehirlerde yeşil altyapı projeleri için $1 milyara kadar fon sağlamaya karar verdi.
Düşük fiyatlar ve sıkılaşan yasalar nedeniyle daralma yaşayan fosil yakıt sektöründe bazı kömür yatırımcıları ve Alpha Natural Resources gibi büyük üreticiler pazardan çekiliyorlar.
Dünyanın en büyük karbon üreticisi Çin, iklim kontrol mekanizmalarını yürürlüğe koymak konusunda hızla ilerliyor: Çin’in planları arasında 2017 yılında ulusal bir karbon piyasası oluşturmak var.

SHARE: