Menu TR

S360Mag

29 January

Çeşitliliğe Yeni Bir Bakış Açısı: İçe Dönük Kadınlar

*Bu haberi 8 dakikada okuyabilirsiniz.

Daha önce “sessiz”, “utangaç”, “soğuk” gibi sıfatlar sizi tanımlamak için kullanıldı mı? Eğer öyleyse, siz de dışa dönüklerin dünyasında yaşayan içe dönüklerden olabilirsiniz.

Yaygın olarak nüfusun dışa dönük olarak kabul edildiği Amerika’da bile toplumun üçte birinin içe dönük olduğu tahmin ediliyor. Asya’da bu oranın çok daha yüksek olduğu düşünülmekte. Türkiye’de ise içe dönük kişi sayısıyla ilgili herhangi bir istatistiki veri maalesef bulunmuyor.

İçe ya da dışa dönük olmak hayatımızda belirleyici bir öneme sahip. Carl Jung’un Psikolojide Tipler (Psychological Types) kitabında içe dönük/dışa dönük olmak kişiliğin vazgeçilmez bir parçası olarak tanımlanıyor. Bugün de kişilik belirlemede yaygın olarak kullanılan Beş Faktör Kişilik Envanteri’nin bir boyutunu içe dönük/dışa dönük olmak oluşturuyor. Ancak içe dönüklük farklı bir kişilik özelliği olarak kabul edilmektense, toplumun yalnızca dışa dönüklüğü ödüllendirmesi nedeniyle genellikle bir rahatsızlık olarak nitelendiriliyor. TDK’nın kavramı tanımlama şekli de bu görüşü yansıtıyor: “Çevresiyle iletişim kurmada güçlük çeken, içine kapalı, sosyal ilişkileri zayıf olan (kimse)”.

Susan Cain, İçe Dönüklerin Gücü (The Power of Introverts) adlı kitabında, bu kalıplaşmış düşüncelerin neden doğru olmadığını bize gösteriyor: İçe dönükler farz edilenin aksine asosyal değiller, yalnızca farklı şekilde sosyalleşiyorlar. Kalabalık gruplar yerine samimi olunan birkaç yakın arkadaşla görüşmeyi, daha az uyaranın olduğu sakin ortamlarda vakit geçirmeyi, konuşmadan önce dinlemeyi ve düşünmeyi tercih ediyorlar.

Ancak toplumda standartlar daha çok uyarana ihtiyaç duyan dışa dönüklere göre belirlendiğinden, içe dönükler hayatları boyunca farklı ortamlarda ayrımcılığa ve önyargıya maruz kalıyor. Çocukluktan itibaren daha sosyal olmamız için uygulanan baskı, üniversite döneminde artıyor; derslerde söz almak bir başarı kriteri olarak değerlendiriliyor. Sunum yapabilme ve iletişim kurma becerisinin başarılı olmak ile doğrudan ilişkisi olduğu düşünüldüğünden, iş hayatında da dışa dönük olma beklentisi peşimizi bırakmıyor, “etkili iletişim becerileri” iş ilanlarında sık sık karşımıza çıkıyor.

Halihazırda iş hayatında birçok engelle karşı karşıya olan kadınlar için ise durum daha karışık. İş Dünyasında Kadın Olmak adlı kısamızda bahsettiğimiz gibi; iş hayatında kadınlar ve erkekler aynı davranışları sergilediğinde cinsiyetleri nedeniyle çoğunlukla bu davranışlar farklı yorumlanıyor. Örneğin eşitlikçi karar alma süreçleri feminen liderlik olarak algılanırken, bu özelliğe sahip olmayan kadınlar, erkek çalışma arkadaşlarının aksine “zorba” (bossy) ve “aceleci” (pushy) olarak algılanıyor. İçe dönüklük de toplumsal cinsiyet algısının getirdiği engellerle birlikte kadınların iş hayatında pek çok farklı problem yaşamasına yol açıyor.

Geçtiğimiz günlerde iş hayatında içe dönük kadınlarla ilgili araştırmalar yapmak için oluşturulan Kaktüs Projesi’ni anlatan bir yazıyla karşılaştıktan sonra, konuyu daha detaylı dinlemek için projenin yaratıcılarından Hilal Erkoca ile bir röportaj gerçekleştirdik.

Kaktüs Projesi nedir? Bu projeye başlamanızın arkasındaki hikâyeyi paylaşabilir misiniz? 

İş hayatındaki dışa dönük kurallarla epey hırpalanmış iki içe dönük kadın olarak bir araya gelip, içe dönüklerin buluşabileceği bir platform kurmaya karar verdik. Adını da Kaktüs Projesi koyduk. Biliyorsunuz, kaktüs, çiçek bahçesindeki en ilgi çeken bitki değil, kendini göstermekle o kadar da ilgilenmeyen bir bitki. İçe dönüklük de dikenli bir kaktüs gibi hissetmek bazen. Kendi halinde, kimi zaman yalnız ama hayat dolu olmak, az su ve bol güneşle kendi yağında kavrulabilmek. Belki başka bitkiler kadar ilgiye, muhabbete ihtiyaç duymamak. Yine de dikenleriyle ve farklılığıyla güzel olmak ve hatta isteyince çiçek bile açmak…

Pandemide evden çalışmaya geçmemizle birlikte, içe dönük kavramının ne olduğunu kendisinden öğrendiğim Norveçli ev arkadaşımla evden çalışmaktan ne kadar zevk aldığımızdan, açık ofis ortamının zorluklarından konuştuk. İkimiz de dış uyaranlara karşı aşırı hassasız. Karşı masamızda birinin o gün üzgün ya da asık suratlı olması, yüksek sesli telefon konuşmaları ya da farklı teknolojik cihazlardan yayılan sesler kolayca kötü bir gün geçirmemize sebep olabiliyor. Bu dönemde özellikle neden bizim gibilerin nasıl hissettiğinin ve düşündüğünün önemsenmediğini sorguladık. Sonra Impact Hub'un Medyada Değişim Yaratanlar hibe programına başvurduk, sorguladığımız her şey, başkaları da yanıt bulabilsin diye bir multimedya hikâyeye ve bir internet sitesine dönüştü.

İş hayatında “içe dönük”olmak konusunda bir farkındalık mevcut mu? 

Benim gözlemim konuyla ve kavramla aşina olanların çoğunlukla içe dönükler olduğu. İnsanlar bu kavramı, ya bana olduğu gibi bir arkadaşından duyuyor ya da “bende bir terslik mi var” diye internette araştırırken kişilik testlerinde denk gelerek öğreniyorlar. Toplumumuzda içe dönüklük 'utangaçlık', 'asosyallik', 'tuhaflık' olarak görüldüğü için bu durumu inkâr etme ve dışa dönük gibi davranmaya çabalama söz konusu. İş ortamlarında da bu durum devam ediyor çünkü çoğunlukla dışa dönüklük ödüllendiriliyor. İşe alımlarda klasik anlamda iletişim yeteneği gelişmiş, iş görüşmesinde beden dili ve cevaplarıyla 'parlayan' adaylar tercih ediliyor. O yüzden iş görüşmelerinde çoğu içe dönüğün işi alabilmek için dışa dönük taklidi yaptığını düşünüyorum. En azından ben çok yaptım, görüşmelerimin çoğu da olumlu sonuç verdi.

Hal böyle olunca, içe dönüklük iş ortamında gizli gizli acı çektiğimiz bir konu oluyor ve gizlemek zorunda olduğumuz için de umursanmayan bir kavram olarak kalmaya devam ediyor. Dile getirmedikçe kırılamayacak bir kısır döngü aslında; iş dünyası dışa dönüklere göre tasarlanmış, içe dönükler rol yapıyor, sorun olduğu gibi kalmaya devam ediyor.

Peki toplumsal cinsiyet lensinden konuya bakacak olursak; içe dönük bir kadın iş yerinde neler hissediyor? 

İş ortamında maalesef toplumsal cinsiyet rolleri dayatılabiliyor. Kadınların, erkeklerin yönettiği ve aktif olarak oynadığı bir futbol maçında daha az değerli görülen rolleri üstlenmesi gerektiği bir oyuna benzetiyorum bunu. Oyun kuran orta saha, gole giden forvetler, baş hakem erkek, dördüncü hakem ise kadın. Bir kadının önemli rolleri üstlenmesi için bir şekilde sivrilmesi gerekiyor. Bunun için de işini çok iyi yapmasının yanında- ki her zaman dikkate alınan bir kriter değil- sesini duyurabilmesi gerekiyor. Yani bir kadının çoğunlukla iş yerinde dikkat çekebilmesi için dışa dönük olması gerekiyor, bu nedenle de içe dönük kadınlar arka planda kalıyor. İçe dönük karakterini rahatça gösteremeyen kadınlarda bu durum huzursuzluk hissine yol açıyor. Çoğunlukla sorun hissettiği alanlarda, değişmesi ve iş hayatının gerekliliklerine ayak uydurması gerekenin kendisi olduğunu düşünüyor.

Bu çerçeveden bakacak olursak, içe dönük erkeklerin de kadınlarla benzer problemleri olduğunu düşünüyorum. Kendilerine sorarsak muhtemelen anlaşılamamaktan muzdarip olduklarını söyleyeceklerdir. Ancak kadınlar erkeklere kıyasla iş hayatında yükselme ve kendini ifade etme konularında daha dezavantajlı. Yöneticilik pozisyonlarında kadın-erkek oranına bakmak aradaki uçurumu görmeye yetiyor. İçe dönük kadın iş hayatında çifte dezavantaj yaşıyor; hem toplumsal cinsiyet algısının getirdiği engeller hem de içe dönük karakter özelliği.

İş hayatında içe dönük ve dışa dönük olan kadınlar dışarıdan nasıl algılanıyor?

İçe dönük kadınlara yönelik “asosyal”, “sessiz”, “utangaç”, “özgüvensiz”, “o bu işi yapamaz” şeklinde bir algı var. Kendini daha az ifade etmek hala yetersizlik olarak görülüyor ve bunun bir iletişim tercihi olduğu göz ardı ediliyor. İçe dönüklüğümle barıştıktan ve bu halimle gurur duymaya başladıktan sonra bu konuyu her yerde dile getirmeye başladım. İnsanların ilk tepkisi beni teselli etmek ister gibi “ama sen içe dönük değilsin ki” oldu. Bu kalıbı bir iltifat gibi kullanıyoruz. Oysa kimseye, “sen dışa dönük değilsin ki” deyip iltifat ettiğimizi düşünmeyiz.

İş hayatında da buna benzer bir yaklaşım var. İçe dönüklüğün uygun görüldüğü dikkat ve bağımsız çalışma isteyen finans ve IT gibi alanların haricinde dışa dönüklük, aranan, yükseltilen ve övülen bir karakter özelliği. Performans açısından içe dönüklüğün yetersizlik olarak algılanmasının yanı sıra, içe dönük kadınların daha az konuşmayı tercih etmeleri asosyallik olarak nitelendirilerek iş arkadaşlıklarını da olumsuz etkileyebiliyor. Bir taraftan da bu işe dışa dönükler tarafından bakacak olursak, az konuşmak ne kadar olumsuz değerlendiriliyorsa fazla sıcak kanlı ve konuşkan olmak da yanlış algılanabiliyor. Özellikle networking arayışında kadınların davranışları kimi zaman flört olarak anlaşılabiliyor ya da suistimal ediliyor. İş hayatında kadınların da belirli bir dereceye kadar dışa dönük olması hoş karşılanıyor diyebiliriz.

İçe dönük bir kadın iş hayatında ne tür engellerle karşılaşıyor?

Ofis ortamı ve iş yapma biçimleri karşılaşılan en büyük engellerden. Ofis ortamımız, en az günde sekiz saatini orada geçirecek olan kişiler biz olduğumuz halde, başkaları tarafından biçimlendiriliyor. Bir çiçeğin nerede mutlu olacağı, yerini sevip sevmeyeceği tartışılırken çalışanların nerede mutlu olacağı, çiçek açıp açmayacağı ise maalesef göz ardı ediliyor.

Ofis ortamlarının nasıl şekillendiği, hangi tür iletişim araçlarının kullanıldığı, toplantıların hangi yöntemle yürütüldüğü çalışanlarda büyük bir fark yaratabiliyor. Verimliliğe bir katkısı olmadığı ispatlandığı halde sıklıkla kullanılan açık ofis düzenini eleştirememek, 'beyin fırtınaları'nın ve ardı kesilmez ekip toplantılarının işi sürdürmek ve birlikte çalışmak için tek yöntem olmadığını dillendirememek içe dönüklerde baskı yaratıyor.

İş dünyasının önemli bir uygulaması olan networking’ler de içe dönükler için büyük bir stres kaynağı olabiliyor. Çoğu içe dönük insanın networking kelimesinden bile nefret ettiğini biliyorum. Çünkü kalabalıkları, bir sürü insanla konuşmayı ve onları etkileme zorunluluğunu çağrıştırıyor. Yine dışa dönük dünya kuralları çerçevesinde şekillenmiş bir kavram. Oysa farklı şekilde kurgulandığı durumda, içe dönükler de güçlü noktaları sayesinde derin ve amacına ulaşan sohbetle sağlam networkler kurabilir.

İş hayatında doğal kabul edilen bu kavramları sorgulamaya açamıyoruz. Örneğin alternatif iletişim yöntemleri tartışmaya açılarak, toplantıların herkesi kapsayıcı, herkes için verimli hale gelebilmesi için yaratıcı bir yol üzerine düşünülemez mi? Bunları sorgulayabilmenin temel hakkımız olduğunu düşünüyorum.

İçe dönük olmak iş hayatında performansı nasıl etkiliyor?  İçe dönük kadın çalışanların dışa dönük çalışma arkadaşlarından daha güçlü olduğu alanlar var mı? 

İçe dönüklük; yüksek konsantrasyon kapasitesi, yaratıcılık, bireysel çalışma yetisi, empati gibi özelliklerle bağdaştırılıyor. Bunlar aynı zamanda başarılı liderlerin özellikleri. Özellikle empati yeteneği, içe dönüklerin birlikte çalıştıkları insanların hislerini ve beklentilerini anlamalarına yardımcı olabilen bir özellik. Sanılanın aksine dünyada pek çok başarılı içe dönük lider var. Bill Gates, Albert Einstein, Mahatma Gandhi, Rosa Parks gösterilen örneklerden bazıları.

Türkiye'de kendini içe dönük olarak tanımlayan yönetici ya da lider konumunda kaç kişi olduğunu araştırmak çok ilginç olurdu. Tahminim iş hayatında yönetici kadrosunda bu sayının çok olmayacağı yönünde. Bunun farklı sebepleri olabilir; içe dönüklük toplumda negatif algılandığı için kişilerin bu özelliklerini saklamaları ya da gerçekten de içe dönüklerin yükseltilmemesi ve üst kademelerde kendilerine yer bulamamaları.

İçe dönük olmak bir kadının kariyer yolculuğunu nasıl etkiliyor?  

İçe dönüklüğünün erken farkına varmış bir kadın kendine uygun olacağını varsaydığı mesleklere yönelebilir. Bu sayede sevmediği, uyum sağlamakta zorlanacağı iş ve ortamlarda rol yapmak durumunda kalmaz. Erken keşfetmenin ve kabul etmenin çok kuvvetli bir dönüştürücü etkisi olduğuna inanıyorum. Tabii hiçbir zaman geç değil. Kendin olamayarak sürdürülen bir iş yaşamında doyum ve mutluluk yakalanamıyor. Bizim kuşağımızda sık iş değiştiren ya da kendi işini kuran insanlar arasında içe dönüklerin çok olduğunu sanıyorum. Ofis ya da iş arkadaşı değiştirmekle, dikkate alınmamanın baskısı, kendin olamamanın tatminsizliği dinmiyor. Bu yüzden insanlar, belki hayalleri bile olmadığı halde, sırf kendi işlerinin başında olabilmek, bir nevi kendileri olabilmek için risk alıyor, yeni bir iş kuruyorlar.

Bunu cesurca bulsam da içinde bulunduğumuz ortamları dönüştürmeye çalışmayı da cesurca buluyorum. Örneğin şirketlerin çeşitlilik yaklaşımının bir katmanı da bu olabilir. Biz dışa dönük rolü yaptıkça, rahatsızlıklarımızı ve çözüm önerilerimizi dile getirmedikçe bu konu konuşulmamaya devam edecek. Pek çok içe dönük değişmesi gerekenin kendisi olduğuna inandığı ve sevmediği ortamlarda çalışacak.

Son olarak, içe dönük kadınlar iş hayatında nasıl güçlenebilir?  

İçe dönüklüğü rahatça konuşarak, söylemekten çekinmeyerek, sayıca ne kadar çok olduğumuzu, bizim ihtiyaçlarımızın da iş hayatında dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak değişim başlatabiliriz. İş hayatında huzursuz olduğumuz her noktanın sorgulanabilir olduğunu kendimize hatırlatabilirsek, suçu her zaman kendimizde aramayız diye düşünüyorum. Alice Miller'ın “Beden Asla Yalan Söylemez” kitabı bu noktada iyi bir örnek. Miller, gürültülü açık ofis ortamında, ya da çevrimiçi katıldığımız toplantıda huzursuzluk duyuyorsak duygularımız gerçektir, bize bir mesaj vermeye, acı çeken bir noktayı göstermeye çalışıyordur, diyor. Sessizce acı çeken noktalarımızı kontrol ederek işe başlayabiliriz. Bu şekilde belki önce yüksek sesle acı çeker, başkaları tarafından duyulur ve bir gün bu sorunlardan da kurtuluruz.
 

SHARE: