Menu TR

S360Mag

19 February

Platform ekonomisine yeni bir bakış

*Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Donald Trump’ın destekçilerinin ABD Kongre Binası’nı basmasıyla birlikte Facebook ve Twitter’ın halkı şiddete teşvik ettiği gerekçesiyle Trump’ın sosyal medya hesaplarını kapatması, Big Tech'in yol açtığı siyasi gücü görmezden gelmenin imkansız olduğunu gösterdi. Sosyal medya platformlarının sahip olduğu siyasi güce dair tartışmalar yeni başlamış olsa da ekonomik güçleri tartışılmayacak kadar büyük. ABD'nin en büyük beş teknoloji platformunun (Alphabet (Google), Amazon, Apple, Facebook ve Microsoft) toplam piyasa değeri 2020'de 2,7 trilyon dolar arttı. Tesla'nın S&P 500'e eklenmesiyle Big Six adını alan teknoloji firmaları, endeks değerlemesinin neredeyse dörtte birini oluşturuyor.
 
Pandemide teknoloji firmalarının önemi artmış olsa da Big Tech ile ilgili sorgulamalar devam ediyor. Bu teknoloji platformlarının güçlerini kötüye kullandığı, tüketici mahremiyetini kullanarak kâr elde ettiği, rekabeti ortadan kaldırdığı ve potansiyel rakipleri satın aldığı konusunda giderek artan bir fikir birliği var. Bu nedenle konuyla ilgili pek çok önlem alınmaya başlandı bile. Örneğin, Birleşik Krallık'ta, bir uzman paneli, Google gibi büyük şirketlerin bölünmesi gerekip gerekmediğine ve düzenleyici kurumların Big Tech'i dizginlemek için nasıl güçlendirilebileceğine dair bir soruşturma yürütüyor. OECD, dijital inovasyondan elde edilen değeri ölçmek ve önde gelen teknoloji platformlarını vergilendirmek için yeni küresel standartlar oluşturmaya çalışıyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde ise uzun bir kongre soruşturması, bu platformların kapsamlı bir düzenleyici gözetimi gerektirecek kadar çok pazar gücü topladıkları sonucuna vardı.
 
Tüm bu sorunlar, daha iyi bir platform ekonomisini inşa etmek için ne tür bir inovasyon ekosistemi olması gerektiği sorusunu beraberinde getiriyor.
 
Big Tech ve değişen pazar yapısı
 
1970'lerden itibaren, bir pazarın sağlıklı olup olmadığını değerlendirmek için tüketicileri dezavantajlı duruma sokan uygulamalar tespit ediliyordu. Ancak Google, Amazon, Facebook gibi platformların hizmetlerini “ücretsiz” sunmasıyla bu denklem değişti.  Alışılmışın aksine bu pazarlardaki ana değer kaynaklarından birini, reklamları belirli kitlelere yönlendirmek için kullanıcı verilerini toplamak oluşturuyor. Bu nedenle, düzenleyicilerin denklemin diğer tarafına, özellikle de hizmet sunanlara bakması gerekiyor. Tüketiciler doğrudan zarar görmese bile Google'ın içerik oluşturuculara, Amazon'un satıcılara, Uber'in sürücülere nasıl davrandığına bakmak büyük önem taşıyor.
 
Örneğin, internet aramasında tekel konumunda olan Google, web içerik sağlayıcıları ekosistemine giden reklam gelirlerini kendisine yönlendirmek için internet trafiğini kendi lehine olacak şekilde tasarlayabilir. Alıcı tercihleri, arama sorguları vb. konularda zengin bir veri içeriğine sahip olan Amazon, kendisine ait ürünleri tüketiciye sunarak mevcut satıcıları görünmez kılabilir. Burada ana sorun platformların, ekosistemlerindeki satıcıları ve içerik sağlayıcıları güçsüzleştirmek ve sömürmek için konumlarını kullanabilmesinde yatıyor.
 
Her koşulda, teknoloji platformlarının oluşturduğu yeni ekonomik düzen, geleneksel çevrimdışı ve tek taraflı pazarların ekonomisinden farklılaşıyor. Bu nedenle, politika yapıcıların en temel varsayımlarından bazılarını yeniden gözden geçirmelerine ve platform gücünü net bir şekilde tanımlayacak yeni pazar gücü ölçütlerinin geliştirilmesine ihtiyaç var.
 
Kamusal değer yaratımının önceliklendirildiği bir paydaş modeline geçiş
 
Platformlar söz konusu olduğunda en temel sorunlardan bir tanesi verinin değerinin, veri üreten bir hizmet sağlayarak yaratılan değerden nasıl farklılaştığını belirlemek. Google'ın kurucu ortakları Larry Page ve Sergey Brin'in 1998 tarihli bir makalede öngördüğü gibi, reklam veya üçüncü partilerden hizmet alma durumunda temel odak, kullanıcılar için değil, reklam verenler için üretilen değere kayabilir. Bu nedenle belirli bir hizmetin tasarımından en çok kimin yararlandığını sormak büyük önem taşıyor.
 
Teknoloji platformlarının zenginlik yarattığı gerçeği, kamusal değer yarattıkları anlamına gelmiyor. Büyük miktarda veriye ve ağ etkinliklerine erişimi olan bir firma, teoride, konumunu sosyal refahı iyileştirmek için kullanabilir. Ancak, ürün ve hizmetlerin performansı da dahil olmak üzere reklam geliri oluşumunu diğer her şeyin üzerinde ödüllendiren bir iş modeli çerçevesinde çalışıyorsa, bunu yapması olası değildir. Platform ekonomilerini değer çıkartan değil, değer yaratan bir şekilde yeniden tasarlamak için yaratılan servetin “nasıl” yaratıldığına bakmak gerekiyor.
 
Yeni bir ekonomik temel oluşturmak, hissedar modelinden kamusal değer yaratımının önceliklendirildiği bir paydaş modeline geçişi gerektiriyor. Bundan sonraki süreçte, servet üretiminin toplumu gerçekten iyileştirip iyileştirmediği ve sosyal problemlere yanıt verme yeteneğini güçlendirip güçlendirmediği konularının da sorgulanması gerekiyor.
 
Kamu sektörü ne yapmalı?
 
Tartışılan konuları ele almaya başlamanın birkaç yolu var. İlk olarak, teknoloji ve inovasyon ekosisteminin yönünü belirlemek için koordineli endüstriyel ve düzenleyici politikalara duyulan ihtiyaca işaret edilmesi gerekiyor. Kilit nokta, devletin pazarları yaratmak ve şekillendirmek için girişimcilik potansiyelinin farkına varmasında yatıyor. Çünkü tarihsel olarak, kamu yatırımı, bugün internet de dahil, birçok teknolojinin temelini oluşturuyor. Platformların yönetimi söz konusu olduğunda, değerin nasıl yaratıldığını ve tahsis edildiğini belirlemede proaktif bir rol üstlenmeye yatkın girişimci bir devlete ihtiyaç var.
 
İkinci önemli adım, Big Tech platformlarının çeşitli veri çıkarıcı özellikleri arasında ayrım yapmaya başlamak. Platform tabanlı modellerin mutlaka veri çıkarıcı olması gerekmez, fakat bunlar genel olarak veri yoğunlukludur. Bu nedenle verilerin nasıl kullanıldığı ve ilk etapta hangi verilerin toplandığı önemli soruları oluşturmakta. Şu anda reklam tabanlı var olan bu sistemin reklamlar olmadığı durumda nasıl görünebileceğinin düşünülmesi gerekiyor. Ve ortaya şöyle bir soru çıkıyor: Kullanıcılardan kesin rızaları olmadan ayrım gözetmeksizin veri toplamak artık geçerli değilse, dijital girişimler zamanlarını ve enerjilerini nasıl ve nereye yönlendirecekler?
 
Son olarak, kamu sektörünün kendisine yeniden yatırım yapmaya başlaması önemli bir adım olabilir. Çevrimiçi platformları yönetmek konusunda devletin, yeni riskleri anlamak ve bunlara etkili bir şekilde yanıt vermek için kendi kapasitesini geliştirmesi gerekiyor. Big Tech'in kendisinin kamu sektöründeki dijital dönüşümünü yönlendirmesi, devletin gelecekteki düzenleyici ve operasyonel bağımsızlığı için sorun oluşturabilir.
 
Gelinen nokta itibarıyla, özel hayatının gizliliğine saygı duyan, insanı geliştiren bir platform ekonomisine sahip olmanın ne anlama geldiği hakkında daha derin düşünmenin tam zamanı.
 

SHARE: