Menu TR

S360Mag

1 October

Çalışma Hayatının Geleceği: Evden/uzaktan Çalışma Sürdürülebilir mi?

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Koronavirüs pandemisi hayatın her alanını geri dönülemez bir şekilde etkilerken aynı zamanda hayata olan bakış açımızı da değiştiriyor. Günlük hayattaki tüm ritüel, pratikler ve zaman algımızın farklılaştığı bu dönemde, hayatın en belirleyici dinamiklerinden biri olan “iş” veya “kariyer” süreçleri de mekânsal anlamda büyük bir değişiklik yaşamak durumunda kaldı. İngiltere’nin önde gelen finans şirketi Barclays’in CEO’su “7.000 kişinin aynı binada çalışmasının, pandemi sonrasında geçmişe has bir şey olarak anılacağını” söylüyor. Pandemi, öğrenciler için online eğitimi, mavi yakalılar için kontrollü, sosyal mesafeli fiziki çalışmayı, beyaz yakalılar için ise evden çalışmayı beraberinde getirdi. Bu değişimin farklı gruplar üzerine olan etkisi uzun bir süre boyunca devam edecek gibi gözüküyor. İkinci dalganın da başlamasıyla beraber Mart ayından bu yana çeşitli farklı modellerin mümkün olduğunu gören kurumsal şirketler, ofis ve buna bağlı maliyetleri yeni hibrit modellerle azaltmak istiyor. Biz de S360 olarak bu yazıda beyaz yakalıların yaşadığı değişimi ve evden/uzaktan çalışma modelinin ne kadar sürdürülebilir olup olmadığını ele alacağız ve halihazırda tartışılan ara geçiş-hibrit modellerden bahsedeceğiz.

Yapılan son araştırmalara göre trafikte kaybedilen vakit ya da toplu taşımanın getirdiği yorgunluk olmadan geçirilen bir iş günü kulağa başta mükemmel gelse de evden çalışmanın getirdiği iyi ve kötü birçok yenilik olduğu ortaya konuluyor.

• Evden çalışmanın başlıca iyi yanları arasında önemli olan işlere daha çok odaklanıldığı belirtiliyor. Pandemi öncesinde ofisteyken uzun süren toplantılar gibi işlere daha çok vakit ayrılırken, pandemide benzeri etkinliklere ayrılan vakit evden çalışmayla beraber %12 azaldı, dış paydaşlara ve müşterilere ayrılan zaman ise %9 arttı.
• Evden çalışma ile çalışanlar çalışma programlarını diledikleri gibi belirleyebiliyor ve işleri daha rahat bir şekilde önceliklendirebiliyorlar. Çalışanların bu dönemde günlük iş aktivitelerini %50 oranında kendi tercihine göre planladığı gözlemlenirken, bu sayede sorumluluk duygusunun arttığını işaret ediyor.
• Karantinada evden çalışmak, yapılan işin daha değerli görülmesini ve sahiplenilmesini sağlıyor. İşverene karşı mevcut sorumlulukların yanı sıra çalışanlar tarafından değer verilen işlerin oranı bu dönemde artarken, sorumlulukların yoruculuğu %27’den %12’ye düşüyor.
Genel olarak bu çıktılar ışığında, evden/uzaktan çalışma sayesinde verimliliğin kısa vadede arttığı söylenebilir. Bunun dışında evden çalışmanın getirdiği fırsatlar, şirketler için de faydalı gözüküyor: Evden çalışma modeline geçen şirketler fiziki imkanlara daha az yatırım yapıyor, yol giderleri gibi ek masraflardan ve büyük iş seyahatlerinin çıkardığı yüklü harcamalardan tasarruf sağlıyor.

Uzaktan çalışmanın diğer artılarından biri de çevre ve iklim kriziyle ilgili. Daha az trafik ve ulaşım, daha az karbon salımı demek. Önümüzdeki yıllarda iklim krizinin giderek etkisinin artacağı da hesaba katıldığında evden çalışma modelleri iklim kriziyle mücadeleye katkıda bulunabilir.

Ancak mesele bundan ibaret değil. Evden/uzaktan çalışmanın getirilerinin yanında götürüleri de olduğu ifade ediliyor. Dünyanın en geniş çaplı evden çalışma deneyi olarak tanımlanan karantina döneminde 25.000 kişiyle yapılan bir ankete göre katılımcıların %75’i en azından isteğe bağlı ve ara sıra olmak üzere uzaktan çalışmaya devam edebileceğini belirtirken, karantinadaki “zorunlu” evden çalışmanın bir alternatif sunmadan getirilmesinin beraberinde birçok problem getirdiğini söylüyor. İngiltere merkezli İstihdam Çalışmaları Enstitüsü (TIES)’nün pandemiyle beraber başlayan evden çalışmanın çalışan psikolojisi ve fizyolojisine olan etkilerine yönelik yürüttüğü araştırmada ise bu dönemde bedensel ağrıların belirgin şekilde arttığını ortaya koydu. Ayrıca araştırma katılımcılarının yüzde 50’sinin iş-özel hayat dengesi açısından bu dönemde “mutsuz” olduğu gözlemlendi. Tabi ki bu verilerde karantina döneminin getirdiği belirsizlik ve yaşanan ani değişime adapte olamamanın da büyük bir etkisi var. Ancak evden çalışmanın en azından daha uzun bir süre belirli bir oranda hayatımızda kalacağı düşünüldüğünde, kalıcı olarak yaşanabilecek sorunları ve dezavantajlı senaryoları dile getirmekte fayda var.

Koronavirüs öncesi evden/uzaktan çalışmaya dair yapılan çalışmalarda stres faktörü öne çıkıyor: Birleşmiş Milletler tarafından 2017’de yürütülen çalışmada ofis ortamında ortalama stres %25 oranında belirtilirken, uzaktan çalışmada bu oranın %41’e çıktığı gözlemleniyor. Organizasyonel psikoloji alanında çalışan akademisyen Dr. Rivkin’e göre bunun sebebi kendi kendini kontrol etme gerekliliğinin artması ile gelen mental enerjinin daha çok tüketilmesi zorunluluğu ve bu durumu iyi yönetememenin getirdiği baskı.

İş-özel yaşam dengesi kurmaya çalışmanın getirdiği mental yük ve stresin artması özellikle de toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıldığında daha da belirgin hale geliyor. Çocuk bakımı veya ev işleri gibi birçok sorumluluğun cinsiyetçi geleneklerden dolayı kadının sorumluluğu olarak algılanması, kadınların evden yürüttüğü işlerde partnerlerine oranla çok daha fazla ev işine maruz bırakılmasına sebep oluyor ve iş-özel yaşam dengesini kurmasını imkansızlaştırıyor. Bir araştırmaya göre, evden çalışan anneler evden çalışan babalara göre günlük 49 dakika daha çok ev işi yapmak zorunda kalıyor. Pandemide zaten işlerini kaybeden çalışanların ağırlıklı olarak kadınlar olduğu düşünüldüğünde, bu sürecin kadınlar için işleri olsa da olmasa da ağır geçtiğini gözler önüne seriyor.

Başka bir araştırma da uzaktan çalışmanın izolasyon ve sosyalleşememeyle birleştiğinde özellikle birçok problemi beraberinde getirdiğini ortaya koyuyor. Pandemi kaynaklı eve kapanmayla beraber gelen uzaktan çalışmanın bireyler için gergin ve olumsuz olarak nitelendirilmesi bu sebepten dolayı şaşırtıcı değil. İnsanlar için sosyalleşme basit bir istekten öte bir ihtiyaç olduğu göz önünde bulundurulduğunda izolasyon sürecinin en büyük zorluğunun insanlardan uzaklaşmak zorunda kalınması olduğunu belirtebiliriz. Zoom, teams, skype gibi çeşitli dijital iletişim araçlarıyla bir araya gelen insanlar beraber çalışabiliyor olsalar da sosyalleşme ihtiyaçlarını giderebilmeleri için çoğu senaryoda yeterli görülmüyor. Dijital araçlar üzerinden yapılan toplantıların ya da sosyalleşme aktivitelerinin çokluğu ise, bireylerin ekran başında geçirdiği süreyi arttırarak “zoom fatigue- yorgunluğu” olarak da belirtilen bir çeşit tükenmişliğe de sebep oluyor.

İş kalitesi olarak bakıldığında, verimliliğin arttığına dair veriler var olsa da geribildirime ulaşmanın zorluğu, topluluk, ekip ve aidiyet hislerinden yoksun bırakılmak gibi etmenler, uzaktan çalışmanın profesyonel başarıyı da olumsuz etkileyebileceğini gösteriyor. Şirketler ve yöneticiler de ne kadar bu konuya odaklansalar ve çalışanlarını önemseseler de bazı uzmanlar çalışan psikolojisinin uzaktan tam olarak kavranamayacağını söylüyor. Özellikle uzun vadede yeni çalışanların ve stajyerlerin şirkete entegrasyonu gibi durumlarda sıkıntılara neden olabiliyor.

Avantajlara ve dezavantajlara dair araştırmalar ve analizler yapıladursun, araştırmacı, danışman ve insan kaynakları yöneticileri en ideal hibrit modeli kurgulamak için çalışıyor. Yahoo şirketinin bundan önce hibrit model denemesi ve bundan vazgeçmesine sebep olan görüş, fiziksel olarak ortamda bulunmayan çalışanların o gün var olan önemli toplantıları kaçıracağını ve online takiple aynı verimin alınamayacağını savunuyor. Ancak yıllardır operasyonlarının hepsini online ve farklı zaman dilimlerinden çalışanlarla senkronize bir şekilde yürütebilen yenilikçi firmaların varlığı da bir gerçek. En son olarak Deloitte, KPMG ve PwC tarafından ortaya koyulan “hub and spoke” modeli, çalışanların ihtiyacı olduğunda gerekli hijyenik önlemler ve şartlar sağlanarak bulundukları şehirden toplantılara ve çalışma ofislerine erişim sağlamasını ön görüyor. İletişim teknolojilerinin herkes için önem kazandığı bu günlerde efektif iletişimi ve ekip ruhunu yansıtabilecek aracı platformların daha çok gündeme gelmesi ve uzaktan çalışmayı iyileştireceği beklenebilir. Bu gibi yeniliklerle beraber de hibrit modellerin çalışma hayatının vazgeçilmez bir parçası olması, yakın gelecekte hep beraber karşılaşacağımız ve kaçınılmaz olan bir senaryo gibi duruyor.

SHARE: