Menu

16 June

İklim davaları bir insan hakları meselesi olarak ele alınıyor

*Bu haberi 5 dakika içinde okuyabilirsiniz.

Geçtiğimiz haftalarda çevrecilerin çok uluslu petrol şirketi Shell’e karşı açılan davayı kazanması büyük yankı uyandırdı. Bu gelişme sadece fosil yakıt sektörünün değil, çelik üreticilerinden havayolu şirketlerine kadar tüm kurumsal kirleticilerin tehdit altında olduğunu gösteriyor. Mahkeme kararına göre Shell’in, 2030 yılı sonuna kadar karbon salımını yüzde 45 azaltmak zorunda olduğu dava, çevre hukuku avukatları tarafından iklim davalarında bir dönüm noktası olarak görülüyor. Bu davayla birlikte bir şirketin iklim politikası yalnızca “yetersiz” olarak görülmekle kalmadı, bu yetersizlik bir insan hakları sorunu olarak ele alındı. 
 
Özellikle net sıfır karbon salım taahhütlerinde bulunan ve daha temiz enerjiye geçiş sözü veren Avrupalı petrol devleri, bu geçişi hızlandırmaları için büyük baskı altında. Fransa’da ayrı bir dava da petrol grubu Total aleyhinde sürüyor. 14 yerel kuruluş ve birkaç STK, mahkemenin Total’in sera gazı salımını azaltma kararı almasını talep ediyor. Total aleyhindeki dava, hem Fransa'nın imzaladığı Paris İklim Anlaşması'na hem de Fransa'daki büyük şirketlere, ticari faaliyetleri sonucunda ortaya çıkabilecek insan hakları ve çevreye yönelik riskleri belirleme ve önleme sorumluluğunu yükleyen yasaya dayanıyor.
 
Şirketlerin iklim değişikliği riskleriyle uyumlandıramadıkları stratejileri hissedarlarında da hoşnutsuzluk yaratıyor. İklim krizinin etkileri ağırlaşırken petrol ve gaz üretimini iki katına çıkarmayı planlayan ExxonMobil’in, yıllık hissedar toplantısında şirketin yalnızca  %0,02'sine sahip olan Engine No. 1 adlı küçük bir yatırım şirketi iki yönetim kurulu üyesinin iklim değişikliğiyle mücadeleye daha uygun görülen yöneticilerle değiştirilmesi adına yeterli hissedar desteğini kazandı. Bir diğer önemli gelişme ise Chevron'un yıllık toplantısında yaşandı. Hissedarlarının %61'inin sadece üretim sürecinde değil, kapsam 3 sera gazı salımını azaltma önerisini desteklediği görüldü.  
 
Dünyada ilk kez örneği görülen bir diğer dava da Avustralya’da yaşandı. Avustralya federal mahkemesi, sekiz gencin açtığı davada çevre bakanı Sussan Ley'in gençleri iklim krizinden korumakla yükümlü olduğuna karar verdi.
 
Danimarka’da açılan ilk iklim davası ise Avrupa'nın en büyük domuz üreticisi olan Danish Crown'a karşı, domuz eti üretiminin “düşündüğünüzden daha iklim dostu” olduğunu söyleyen bir pazarlama kampanyasında karbon ayak izini yanlış tanıttığı için açıldı. 
 
Bütün bu örnek davalar ve gelişmelerden sonra şirketlerin iklim değişikliği faaliyetleri konusunda daha çok yasal tepkiyle karşılaşacağı düşünülüyor. Bu davaların şirketlerin faaliyetlerini ve iklim değişikliğini gelecekte nasıl etkileyeceği ve çevre hukuku açısından ne anlama geldiği konusunda daha fazla bilgi edinmek için S360 olarak Hollanda’da çevresel hukuk alanında çalışan Laura Burgers ile kısa bir röportaj gerçekleştirdik. Burgers, Hollanda'daki Amsterdam Dönüştürücü Özel Hukuk Merkezi'nde (ACT) yardımcı doçent olarak çevresel hukuk alanında çalışıyor. Kasım 2020’de iklim değişikliği davalarında yargının rolü üzerine olan doktora tezini tamamlayan Burgers, Shell davası sürecini yakından takip etme fırsatı yakaladı. 

1. İlk kez, büyük fosil yakıt üreticilerinin ticari faaliyetlerini ve taahhütlerini hedef alan bir dava başarıyla sonuçlandı. Fosil yakıt endüstrisi üzerindeki caydırıcı etkisini göz önünde bulundurarak bu habere çevre hukuku açısından nasıl yaklaşıyorsunuz? 

Mahkeme insan haklarına saygı göstermek, insan haklarını korumak ve yerine getirmek zorunda olan devletlerin aksine, şirketlerin insan haklarına saygı gösterme yükümlülüğü olduğunu belirtti. Yani hükümetlerin insan haklarını gerçekleştirmek için aktif olarak bir şeyler yapması gerekir, ancak özel şirketlerin yalnızca insan haklarını olumsuz yönde etkileyen davranışlardan kaçınması gerekir. İklim değişikliğinin etkilerinin tam bir felaket olacağını biliyoruz: deniz seviyesinin yükselmesi Hollanda'daki insanların evsiz kalmasına neden olacak, sıcak hava dalgalarının artması yaşlı insanların ölümüne sebep olacak ve kasırgalar ölümlere ve yaralanmalara yol açacak. Dolayısıyla iklim değişikliği aynı zamanda bir insan hakları meselesidir. Mahkeme de Shell’in insan haklarını tehlikeye atacak ölçüde salıma neden olmaktan kaçınma yükümlülüğünde olduğu sonucuna vardı. Shell'in bu karardan sonra üzerine düşeni yapması ve 2030 yılına kadar sera gazı salımının %45'ini azaltması gerekiyor ki bu tüm fosil yakıt üreticileri için gerekli bir rakam. 
 
2. Karar açıklandığında adliyedeydiniz, o günden özel bir anınız var mı? Adliyede ortam nasıldı ve Shell'in tepkisi ne oldu? Sizce bu karar bekleniyor muydu?  

Maalesef korona önlemleri nedeniyle davanın taraflarıyla aynı odada değildim ama başka bir odada oturup video yayınını izledim. Koridorlarda davayı kazananların kutlama yapıp tezahürat ettiklerini gördüm.  

3. Mahkeme bu kararları nasıl uygulayacak ve Shell buna uymazsa ne olacak? Bu kararın fosil yakıt endüstrisinin yanı sıra çevreyi kirleten faaliyetlere yatırım yapan, sigortalayan veya finansman sağlayan şirketlerin de içinde bulunduğu gerçek bir dönüşümü başlatacak kadar güçlü olduğuna inanıyor musunuz?  

Davayı açan çevre örgütleri, kararı uygulatmak için henüz ceza talep etmedi. Bu davaya herhangi bir maddi çıkar için değil, sadece Shell'in iklim değişikliğine karşı üzerine düşeni yapmasını sağlamak için başladıklarını belirtiyorlar. Gerekirse icra takibi başlatabilir ve ceza talep edebilirler. Ancak Shell gibi tanınmış ve büyük bir şirketin yasalara uyması bekleniyor. Mahkeme, yaygın olarak kabul edildiği gibi tüm şirketlerin insan haklarına saygı gösterme yükümlülüğü bulunduğunu vurguladı. Diğer şirketlere karşı yapılan iklim iddialarının da mahkemelerce kabul edilip edilmeyeceği ileride görülecektir, çünkü her şirket Shell kadar fazla miktarda sera gazı salımından sorumlu değil ve her şirket, neden olduğu salımlar üzerinde Shell kadar fazla etkiye ve kontrole sahip değil. 

4. Bu kararın zamanlaması, COP26'nın yaklaşmakta olduğu ve IEA'nın sıfır karbonlu bir gelecek için yol haritasına ilişkin en son raporunu yayınladığı düşünüldüğünde oldukça önemli. Artık iklim krizinin bir insan hakları sorunu olarak ele alındığını görüyoruz. Bu konunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve benzeri mercilerce örnek bir karar olduğunu düşünüyor musunuz?   

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin gelecekteki kararları hakkında tahminde bulunmak çok zor ama iklim değişikliğinin bir insan hakları meselesi olduğunu inkar ederlerse çok şaşırırım. Diğer şirketlerin tepkilerine gelince, stratejilerinde dava risklerini zaten hesaba kattıklarını düşünüyorum. Bunun önemli bir etkisi olacaktır. 
 
5. Bu kararın AB ülkeleri üzerinde büyük etkisi var ama AB üyesi olmayan, Paris Anlaşması’na taraf olmayan ülkeler ve özel sektörleri üzerindeki etkisini nasıl yorumluyorsunuz? 

Mahkeme, insan haklarına saygı gösterme yükümlülüğünün, OECD gibi kuruluşlara üye olup olmadıklarına bakılmaksızın tüm şirketler için geçerli olduğunu vurguladı. Bu, Birleşmiş Milletler İş ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’nde ortaya konan fikir birliğini doğru bir şekilde yansıtıyor. İklim değişikliğinin giderek insan hakları meselesi olarak görülmeye başlaması küresel bir gelişme olduğundan AB'ye özgü bir durum değil.

SHARE: