Menu TR

S360Mag

19 March

Hidrojen dünyanın kirli enerji problemine çözüm olabilir mi?

*Bu haberi 4 dakika içinde okuyabilirsiniz.

Hidrojen, uzun bir süredir, fosil yakıtlara potansiyel olarak devrim niteliğinde bir alternatif olarak görülüyor. Yüksek maliyetleri ve üretiminin zorluğu, hidrojen merkezli yeni ekonomiler yaratmaya yönelik önceki girişimleri engellemiş olsa, 2015 yılında imzalanan Paris Anlaşması’ndan bu yana,  fosil yakıtlar olmadan ya da emisyonları yakalayarak ve depolayarak üretilen "düşük karbonlu hidrojen", yeniden gündemde. Net sıfır hedeflerini benimseyen hükümetler, ısınma, çelik gibi ağır endüstrilerde veya uzun mesafeli taşımacılık gibi alternatif seçeneklerin henüz bulunmadığı -ya da henüz emekleme aşamasında olduğu- en kirletici sektörlerde umutsuzca emisyonları azaltmanın yollarını arıyor. 
 
Hidrojen Konseyi’ne göre, geçen yıl AB ve en az 15 diğer ülke, üretim maliyetlerini düşürmeye yardımcı olmak için genellikle sübvansiyonlarla desteklenen hidrojen planları yayınladılar. Konsey, şimdiye kadar yalnızca 80 milyar dolar taahhüt edilmiş olsa da, hidrojene önümüzdeki on yılda kamu ve özel sektör tarafından küresel olarak en az 300 milyar dolar yatırım yapılmasının beklendiğini ve hidrojenin küresel enerji talebinin neredeyse beşte birini karşılayabileceğini belirtiyor.
 
İngiliz hidrojen şirketi ITM'nin piyasa değeri, halihazırda petrokimya gibi endüstrilerde yaygın olarak kullanılan hidrojene gösterilen ilgiyi kanıtlıyor. Şirketin hisseleri 2019'un başında 20p civarındayken, hidrojene olan ilgi arttıkça ITM'nin değeri yüzde 2.000'den fazla artarak 2,6 milyar sterlin oldu ve Britanya'nın Centrica gibi bazı geleneksel enerji şirketlerinin değeriyle rekabet edecek hale geldi. 
 
Yine de yatırımcıların, henüz emekleme döneminde olan bir teknolojinin üzerine kumar oynadıkları söylenebilir. Uluslararası Enerji Ajansı'na göre hidrojenin büyük çoğunluğu doğal gaz ve kömür gibi fosil yakıtlardan üretiliyor ve Endonezya ve Birleşik Krallık'ın toplamına eşdeğer emisyon oluşturuyor (yılda yaklaşık 830 milyon ton karbondioksit).Yenilenebilir enerji ile üretilen "yeşil" hidrojen, sektörün en büyük umudu olsa da şu anda küresel hidrojen arzının yalnızca yaklaşık %1'ini oluşturuyor. Bu sebeple bu teknolojinin verimliliği ve ticari olarak uygun bir fiyata, dünyanın ihtiyaçlarını karşılayacak ölçekte üretilip üretilemeyeceği konusunda şüpheler bulunuyor.
 
Petrol ve gaz şirketlerinin çıkış yolu
 
Hidrojen devriminin en büyük savunucuları arasında dünyanın en büyük petrol ve gaz şirketleri yer alıyor. Aslında, şirketler gazın daha fazla kullanılmasının uzun vadede geleceklerini güvence altına almaya yardımcı olabileceğine dair kumar oynuyorlar. ITM'nin fabrikasında üretilen ünitelerden birinin, büyük bir petrol ve gaz şirketi olan Shell’in dünyanın en büyük hidrojen elektrolizörünü kurduğu, Almanya'nın Bonn kentinin kuzeybatısındaki Rhineland rafinerisine gönderilmesi bunun bir örneği. Bu rafinerinin geleneksel yakıtlardan kükürdün ayrıştırılması gibi işlemlerde kullanılmak üzere yılda yaklaşık 1.300 ton hidrojen üretebilecek kapasitede olması planlanıyor. 
 
Shell'e göre, yeşil hidrojende ölçeklenmenin iki faydası var: Bunlardan ilki rafinerilerinde halihazırda kullanılan fosil yakıtlardan üretilen hidrojenin yerini alacak olması, ikincisi ise uzun vadede, şirketin ana operasyonu olan petrolün geleceğinin mutlak olmadığı bir durumda şirkete yeni pazarlar yaratacak olması. Shell’in hidrojenden sorumlu başkan yardımcısı Paul Bogers, şirketin yalnızca bir trendi kovalamadığını belirtiyor ve yatırımcılardan gelen baskıyla birlikte Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak için düşük karbonlu hidrojenin daha büyük bir rol oynaması gerektiğine karar verdiklerini söylüyor.
 
Temiz çelik mümkün mü?
 
Hidrojen konusunun yoğun olarak gündemde olduğu alanlardan biri de çelik sektörü. Modern yaşamın yapı taşlarından biri olan çelik, elektrikli araçlardan bina altyapısına kadar her alanda kullanılmakta, ancak aynı zamanda dünyanın en kirletici endüstrilerinden birini oluşturuyor. Dünya Çelik Birliği'ne göre sektörün, tüm doğrudan fosil yakıt emisyonlarının yüzde 7 ila 9'unu oluşturduğu tahmin ediliyor. 
 
İsveç'in kıyı kenti Lulea'da, ülkenin en büyük üç şirketi – maden şirketi LKAB, çelik üreticisi SSAB ve elektrik şirketi Vattenfall - bunu tersine çevirmek ve dünyanın en yaygın kullanılan metalinin "fosilsiz" bir versiyonunu üretmek için bir plan üzerinde çalışıyor. “Hybrit Projesi”nin merkezinde yeşil hidrojen yer alıyor. 
 
Yine de, çelik üretimi için yeşil hidrojenin yaygın olarak benimsenmesinin; yenilenebilir enerji fiyatından, uygun demir cevheri tedariğine kadar önemli engellerle karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz. SSAB, bu yeni yöntemin başlangıçta ton başına yüzde 20 ila 30 daha pahalı olacağını tahmin ediyor. Aynı zamanda, Japonya'nın yıllık 100 milyon ton çelik endüstrisini yeşil hidrojene dönüştürmek, dünyanın en büyük demir cevheri üreticilerinden biri olan BHP'ye göre, ülkenin toplam yenilenebilir enerji tedarikinin iki katından fazlasını gerektiriyor. 
 
Hidrojen hakkında karşıt görüşler
 
Endüstrideki “heyecana” karşı hala konuya kuşkuyla yaklaşan birçok kişi bulunuyor. Bazıları, hidrojenin kullanımını arttırmaya yönelik girişimlerin, enerji üreticileri tarafından sektörle ilişkili kalmanın ve mevcut gaz varlıklarının ömrünü uzatmanın bir yolu olarak görüldüğü için desteklendiği yönünde. Hidrojenin, lobilicik için ciddi bir hedef haline geldiği düşünülüyor.
 
Diğerleri, elektroliz yoluyla yeşil hidrojen üretmenin, yenilenebilir elektrik kullanmanın son derece verimsiz bir yolu olduğunu iddia ediyor. Oksijen ve hidrojen arasındaki kimyasal bağı kırmanın yaklaşık %30 oranında enerji kaybına yol açtığını ve enerjinin sonra nasıl dağıtıldığına bağlı olarak daha fazla verimsizlikler oluşabileceğini söylüyorlar. 
 
Sektördeki bazı kişiler ise bu eleştirileri haksız olarak nitelendiriyor ve bunların, karbonsuzlaştırmaya yönelik gittikçe hevesli planlar açıklasalar bile, petrol ve gaz şirketlerine karşı duyulan şiddetli güvensizlikten kaynaklandığını söylüyor. Konuya daha olumlu yaklaşan bu kişiler, artan karbon maliyetinin, kaynakları yenilenebilir enerji olan hidrojenin alımını hızlandırma potansiyeline sahip olduğunu düşünüyor. Üyeleri arasında BP gibi petrol şirketleri, BMW Grup gibi otomobil üreticileri ve 3M gibi üreticilerden oluşan Hidrojen Konseyi de, yeşil hidrojenin bu on yılın sonuna doğru, yenilenebilir enerji açısından zengin bölgelerdeki fosil yakıtlardan üretilen hidrojen çeşitleriyle fiyat eşitliğine ulaşabileceğine inanıyor. 
 
Olumlu ve olumsuz görüşler olsa da, hidrojen karbonsuzlaşma yolunda fosil yakıtlara alternatif önemli bir araç olarak görülüyor. Fakat yüksek maliyetler ve üretim teknolojilerinin henüz yeterince gelişmemiş olması hidrojen kullanımı önünde engel yaratıyor. Bunun yanında küresel olarak artan karbonsuzlaşma politikaları, bu alanda yatırımların ve hükümet desteklerinin artmasını sağladı. Henüz sektörde doğal gaz kullanılarak elde edilen gri ve mavi hidrojen daha yaygın olarak kullanılsa da, halihazırda üretimi oldukça pahalıya mal olan, temiz elektrik kullanılarak üretilen yeşil hidrojen, ölçeklendirmenin sağlanmasıyla karbonsuzlaşma hedefi doğrultusunda önemli bir araç haline gelebilir.
 
 

SHARE: