Menu

2 July

NATO ve iklim değişikliği: Durum ne kadar kötü?

*Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz

Haziran ayında gerçekleştirilen zirvede dünyanın en güçlü savunma ittifakı olan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), ilk kez ilkim değişikliğiyle ilgili mücadele çabalarını hızlandırma kararı aldı.  Karara göre NATO üyelerinin, personel güvenliğini veya operasyonlarının etkinliğini etkilemeyecek şekilde “askeri faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı salımlarını önemli ölçüde azaltma” sözü verdiği belirtildi.

Brüksel'deki bir zirvenin ardından yayımlanan bildiride, grubun organizasyon başkanından, NATO salımlarını azaltmak için gerçekçi, iddialı ve somut bir hedef geliştirmesine ve ayrıca 2050 yılına kadar net sıfır salıma ulaşmanın fizibilitesini değerlendirmesine yönelik istekleri yer alıyor. Ayrıca açıklamaya göre iklim değişikliği "zamanımızın tanımlayıcı zorluklarından biri" olarak ifade ediliyor. Bu doğrultuda NATO, iklim değişikliğinin dünya güvenliğini nasıl etkileyeceğini öngörme ve bunlara uyum sağlama konusunda önde gelen bir uluslararası güç olmak istediğini vurguluyor.

Avrupa ve Kuzey Amerika’dan 30 ülkenin oluşturduğu güçlü bir siyasi ve askeri ittifak olan NATO’nun dünyanın dört bir yanındaki birliklerle birlikte hareket eden zırhlı araçlar veya uçakların yanı sıra yoğun gaz yakan ekipman cephanelikleri kullanması çeşitli çevresel zararlara neden oluyor. Ancak Avrupa Parlamentosu'nun bazı üyeleri tarafından bu yılın başlarında hazırlanan bir raporda, orduların genellikle sera gazı salımlarını alenen bildirmekten muaf olduklarından, çevresel etkilerinin ne kadar büyük olduğunu doğru bir şekilde ölçmenin zor olabileceği belirtildi. 2019'da yayınlanan bir araştırmaya göre eğer ABD ordusu bir ülke olsaydı, yalnızca yakıt kullanımı ve salımında dünyada 47. sırada yer alacağı varsayılıyor. Ek olarak Uluslararası İklim ve Güvenlik Askeri Konseyi (IMCCS) son yıllık raporunda, savunmanın dünyadaki yakıt ve gaz gibi hidrokarbonların en büyük tüketicisi olmaya devam ettiğini söylüyor.

Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan açıklamada NATO, "Müttefiklerin askeri faaliyetlerden ve tesislerden kaynaklanan sera gazı salımlarını ölçmelerine yardımcı olacak bir haritalama metodolojisi" geliştireceğini ve bu salımları azaltmak için "gönüllü hedefler" belirlemelerinde yardımcı olabileceğini belirtti. Reuters’ın haberinde bazı NATO müttefiklerinin güneş enerjisi gibi enerji kaynaklarını kullanarak silahlı kuvvetlerini daha yeşil hale getirme çalışmalarına başladığı belirtiliyor.

Ayrı bir üst düzey askeri liderler grubu olan Uluslararası İklim ve Güvenlik Askeri Konseyi yayınladığı yıllık raporunda, savaş gemileri gibi askeri teçhizatın uzun ömürlü olmasının, savunmanın kendisini yıllarca fosil yakıtlara bağımlı hale getirdiğini vurguladı. Ayrıca 2021 raporunda, teknolojideki herhangi bir ilerlemenin havacılık gibi sivil sektörler için de faydalı olabileceğine dikkat çekerek askeri kara, deniz ve hava araçlarının karbon nötr yakıtlarına ve yakıt sistemlerine yönelik araştırma ve geliştirme yatırımlarının öneminin altı çiziliyor.

İklim değişikliğinin dünyanın güvenliğini tehdit edebilecek zorluklara yol açabileceği konusundaki farkındalık gün geçtikçe artıyor. Bu farkındalığa sebep olan önemli etkenler ise genellikle insani yardım gerektiren ve toplu yer değiştirmelere neden olabilen sıcak hava dalgaları, sel ve kuraklık gibi aşırı hava olaylarındaki artışla ilişkilendiriliyor. Ayrıca uzmanlar, iklim değişikliğinden kaynaklanan çevresel değişikliklerin aynı zamanda "tehdit çarpanları" olarak da hareket edebileceğini belirtiyor. Örneğin, çevresel değişikliklerin kaynak kıtlığı üzerindeki mevcut gerilimleri yoğunlaştırabileceği veya bölgesel istikrarsızlığa ve çatışmalara yol açabileceği düşünülüyor. Zaten günümüzde, BM Mülteci Ajansı’na göre, hava olaylarının yılda ortalama 20 milyon insanı yerinden ettiği belirtiliyor.
 
Aşırı hava olaylarının NATO üyeleri üzerinde oluşturabileceği en önemli etki ise yurtdışındaki askeri personelinin refahını veya operasyonlarının ve teçhizatının bütünlüğünü riske atabilmesi. NATO'dan yapılan açıklamada, "İklim değişikliği dayanıklılığımızı ve sivil hazırlığımızı test ediyor, planlamamızı, askeri tesislerimizin ve kritik altyapımızın dayanıklılığını etkiliyor. Bu durumlar da operasyonlarımız için daha sert koşullar yaratabilir." diye ifade edildi.

Gündemdeki bir diğer tartışma konusu ise NATO’nun iklim değişikliğine yönelik önlemler almakta neden bu kadar geç kaldığı. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, daha önce Norveç'te çevre bakanı ve iklim değişikliği konusunda BM özel elçisi olarak görev yapmış olması sebebiyle konuyla ilgili kişisel olarak endişeli bir konumda olduğu ve bu nedenle bir süredir örgütü iklim değişikliğine öncelik vermeye teşvik ettiği söyleniyor.

Eylül ayındaki bir görüş yazısında Stoltenberg, "Gezegen ısındıkça havamız daha vahşi, daha sıcak, daha rüzgarlı ve daha yağışlı hale geliyor, toplulukları baskı altına alıyor, çünkü gıda, tatlı su ve enerji kaynakları tehdit ediliyor. Bugün bunu, iklim değişikliğinin göçü tetiklediği Afrika'nın Sahel bölgesinde görebiliyoruz. Buzların eridiği, jeopolitik gerilimlerin arttığı Kuzey Kutbu'nda. Veya burada, rekor kıran sel ve orman yangınlarının her yıl arttığı Avrupa'da." diye belirtiyor.

Yapılan açıklamanın, NATO'nun en büyük mali katkısı olan Beyaz Saray'daki büyük bir ideolojik değişimin ardından geldiği düşünülüyor. Donald Trump, hem ABD'nin NATO'ya verdiği desteğe hem de iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik küresel çabalara açıkça şüpheyle yaklaşıyordu, ancak onun yerine geçen Başkan Joe Biden, her ikisini de politikalarında çok daha merkezi hale getirdi. Göreve geldikten sonra, Başkan Biden, ABD'yi Paris iklim anlaşmasından çekme kararını direkt geri aldı ve dış politika ve ulusal güvenlik alanları da dahil olmak üzere yurtiçinde ve yurtdışında iklim kriziyle mücadele etmek için bir yürütme emri yayınladı.

NATO’nun en büyük maddi destekçisi olan Joe Biden ile başlayan ABD’deki bu denli değişimlerin NATO’daki öncelik sıralamasını etkilediği belirtiliyor. Biden’ın iklim krizini gündeminin merkezine almasının sonrasında da NATO’nun iklim değişikliğine karşı çalışmalara başladığı düşünülüyor.
 
 

SHARE: