Menu TR

S360Mag

20 August

Moda sektöründe sürdürülebilirliğinin anahtarları: dijital teknoloji ve yeşil finansman

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Moda endüstrisinde uzun vadeli başarının yolu trendlere öncülük etmekten ve sınırları sürekli zorlamaktan geçiyor. Bu bakış açısı Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) öncelikleri için de geçerli. Paulson Enstitüsü’nden Phylicia Wu, paylaştığı yazısında endüstrinin sürdürülebilir dönüşümü için adım atılması gereken iki ana konu üzerine odaklanıyor.
 
2,5 trilyon dolar değerindeki moda endüstrisinin değer zincirinin tamamı göz önüne alındığında, moda endüstrisi dünyadaki karbon salımlarının yaklaşık %8'ini oluşturuyor. Bu salım miktarı tüm demir ve çelik üretim endüstrisinin toplamından daha yüksek. Herhangi bir önlem alınmaması durumunda, bu sayının 2030 yılına kadar %60'tan fazla artacağı tahmin ediliyor. Ancak, sektör genelinde çevresel etkilere dair artan kolektif farkındalık da göz ardı edilmemeli. Şirketler sürdürülebilirliğin sadece bir akım değil, aynı zamanda kalıcı olan yeni bir standart olduğunun farkına varıyorlar.
 
Bu sorunun üstesinden gelmek için politik adımların atılması, tedarik zincirlerinin yarattığı karbon ayak izini iyileştirmeye yönelik önlemlerin öneminin anlaşılması, döngüsel ekonomi uygulamalarının teşvik edilmesi ve giderek daha popüler hale gelen sürdürülebilir markaların ön plana çıkmasıyla beraber sektörde yer alan oyuncuların sürdürülebilirlik alanındaki girişimleri çoğaldı. Öte yandan, moda endüstrisindeki trend öncülerinin çeşitli yeşil girişimlerine rağmen özellikle tedarik zinciri stratejileri söz konusu olduğunda sürdürülebilirliğin yaygınlaşması yolunda büyük zorluklar mevcut.
 
Çevresel etki bilgisi eksikliği ve güncelliğini yitirmiş teknoloji, genel olarak endüstriyel tedarik zincirlerinin ön plana çıkan iki sorunu. Bu sorunlar özellikle moda endüstrisi açısından büyük bir öneme sahip. Eski teknoloji kullanımının neden olduğu verimsizliklerin en çarpıcı örneklerinden biri, geleneksel yollarla tipik bir pamuklu tişört yapmak için hala 2.700 litre su (ortalama bir insanın 3 yıllık içme suyu tüketimi) kullanılan üretim sürecidir.
 
Fiyat açısından oldukça rekabetçi bir endüstri olması sebebiyle, şirketlerin tedarik zinciri iyileştirmelerine yatırım yapmak için motivasyonları genel olarak düşük. Güçlü markalar ve perakendeciler gibi tedarik zincirinin önemli paydaşları kişisel çıkarlarından dolayı daha küçük paydaşların sürdürülebilirliği önceliklendirilmesini pek teşvik etmiyor.
 
Phylicia Wu konuyu şöyle özetliyor: “Açığa çıkan salımın büyük bir miktarının tedarik zinciri boyunca üretildiği düşünüldüğünde şirketler bu verileri izleyemediği ve takip edemediğinden dolayı çevresel ayak izlerini iyileştirmek için bir başlangıç noktası bulamıyorlar.
 
Tedarik zinciri boyunca yetersiz veri toplama altyapısı, çevresel verilerin toplanmasında ve bilgi şeffaflığında eksikliğe sebep oluyor. Şeffaflık Endeksi’nin 2020 yılında yaptığı ankete göre markaların %78'inin enerji ve karbon salımları konusunda politikaları varken, yalnızca %16'sı tedarik zincirlerinin yıllık karbon ayak izlerine ilişkin verileri yayınlıyor.
 
Ancak bu bir felaket senaryosu değil. Bu noktada yeşil finans ve teknolojinin devreye giriyor. Bu iki alanın beraber benimsenmesi, çevresel verilerin izlenmesindeki eksikliği gidermeye başlayabilir ve aynı zamanda moda endüstrisinin daha sürdürülebilir olması için gerekli olan tedarik zincirindeki verimliliği artırabilir.
 
Dijital teknoloji, tedarik zinciri boyunca veri toplamayı kolaylaştırarak moda endüstrisinde bilgi şeffaflığının ve çevresel raporlamanın ele alınmasında önemli bir rol oynayabilir. Bir dizi girişimler, blockchain ve bulut tabanlı teknolojiyi kullanarak bu alanda temelleri atıyorlar. Örneğin, blockchain platformu Provenance, etik satın alma kararlarını etkinleştirmek için tedarik zincirlerinin izlenmesine ve kritik kararların verilmesine yardımcı oluyor.
 
Girişimlerin yanında moda devleri de adımlar atıyor. Kısa süre önce Stella McCartney ve Google Cloud, çeşitli hammadde türlerinin çevresel etkilerini saptamak için kurdukları ortaklığı duyurdu. Tüm bu çabalar tedarik zinciri boyunca farklı noktalarda veri toplamanın ilerlemesine ve şeffaflık sağlanmasına katkıda bulunuyor.
 
Tedarik zincirinde verimliliği arttıran, daha iyi kaynak tahsisini destekleyen, potansiyel maliyet tasarruflarını belirleyen, talebi tahmin eden ve endüstrinin çevresel etkisini azaltan iyileştirmeler ve güncellemeler bir diğer önemli konu. Optoro ve ShareCloth gibi girişimler fazla stok taşıma maliyetini ve tekstil israfını azaltmak için süreçleri dijitalleştiren, yapay zeka, makine öğrenimi ve diğer gelişen teknolojileri kullanıyor. Ancak, çevre dostu malzemelerin daha geniş bir çevre tarafından benimsenmesini engelleyen maliyet engellerine benzer olarak, bu yeni teknolojilerin hayata geçirilmesi için yüksek sermaye yatırımı şirketler tarafından olumsuz karşılanıyor.
 
Tedarik zinciri iyileştirmeleri için sadece dijital teknoloji alanında atılan adımlar yeterli değil. Moda endüstrisi büyük ölçekli dönüşümü sağlamak için yeşil finansmana da ihtiyaç duyuyor. Boston Consulting Group, bu yenilikleri ticarileştirmenin ve ölçeklendirmenin yılda 20 milyar ila 30 milyar dolar arasında finansman gerektireceğini tahmin ediyor.
 
Moda endüstrisinin geleceğinde önemli yer alacağı düşünülen yeşil finans alanındaki gelişmeler halihazırda devam ediyor. Geleneksel borç veren kurumlar, yeşil tahvilleri ve sürdürülebilirlikle bağlantılı kredileri ön plana çıkarmaya başladı. Kasım ayında Prada, Crédit Agricole ile 59 milyon dolarlık sürdürülebilir adımları teşvik eden kredi imzalayan ilk moda şirketi oldu. Moda endüstrisinde yenilikçi çözümlerin uygulanmasını teşvik etmeye odaklanan ilk yatırım fonunu temsil eden 30 milyon dolarlık İyi Moda Fonu Eylül 2019'da başlatıldı.
 
Markalar ayrıca yeşil finans alanında fırsatlar yaratmak için kurumsal risk sermayesi departmanları oluşturmaya başladılar. Örnek olarak Patagonia’nın 2013 yılında 20 milyon dolarlık bir fon olarak başlattığı Tin Shed Ventures ve sürdürülebilir moda için 1 milyon ila 20 milyon dolar arasında değişen yatırımlar yapan H&M’nin CO:LAB'ı sayılabilir.
 
Moda endüstrisini daha yeşil bir yöne taşıyabilecek fikirler, sürdürülebilir çözümler için planları içeren uzun vadeli iş stratejileri oluşturmayı, tedarik zincirlerinde sürdürülebilirliği uygulamaya yönelik yaratıcı yaklaşımları kullanmayı, çevresel veri izleme ve raporlama için en iyi uygulamaları geliştirmeyi içermelidir. Google ve WWF İsveç bir çevresel veri platformu oluşturma planlarını yakın tarihli bir basın açıklaması duyurdu. 
 
Sürdürülebilirliğin sektörde ve tedarik zincirinde benimsenmeye devam etmesiyle gelecek gerçekten umut verici. Yeşil finans ve dijital teknoloji, daha temiz ve daha sürdürülebilir tedarik zincirlerinin gelişimi için giderek daha kritik itici güçler olacaktır. Moda endüstrisi, tasarımlarında her zaman yaratıcı, yenilikçi ve cesur olmuştur; yeşil ve sürdürülebilir, modaya uygun bir geleceği güvence altına almak için bu nitelikleri kanalize etmenin şimdi tam zamanı.

SHARE: