Menu TR

S360Mag

6 August

İklimi etkileyen yanlış beslenme politikaları

Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Her gıda sistemi birden fazla boyuttan oluşuyor. Bu sistemleri daha iyi hale getirmek, zirai ilaç kullanımı ve tarım arazilerinin biyoçeşitliliğinden gıda güvenliği ve sosyal adalete kadar her şeyi ele almak anlamına geliyor. 
 
Ancak gıda ve karbon analisti olan Jim Giles, bazı faktörlerin diğerlerinden daha öncelikli olduğunu ve sera gazı emisyonlarının bu listede en üst sırada yer aldığını ileri sürüyor. Zira bu emisyonların kontrol altına alınamaması sonucu ortaya çıkacak felaket boyutundaki iklim değişikliği, önem verilen diğer konulardaki geliştirme çabalarını anlamsız kılacak. 
 
Gıda sistemleri üzerine çalışmalar yayımlayan ve kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan EAT Forum’un yayımladığı ve G20 ülkelerinin gıda sistemlerinin ele alındığı son rapor, bu konu hakkında dikkat çekici analizler içeriyor. Araştırma ekibi, G20 ülkelerinin gıda sistemlerinde kişi başına düşen emisyon verilerini toplayarak bu verileri hem sağlıklı olan hem de küresel ısınmayı 1,5°C’nin altında sınırlayacak miktarda emisyon üreten “Gezegensel Sağlık Diyeti” ile karşılaştırıyor. Türkiye dışındaki tüm G20 ülkelerinin gezegeni 1,5°C’den daha fazla ısıtacak emisyona sebep olan bir beslenme biçimine sahip olduğu gözlemleniyor.
 
Rapordaki veriler daha detaylı incelendiğinde ve problemin nerede olduğu araştırıldığında daha ilginç sonuçlar ortaya çıkıyor. Fındık, balık, sebze, baklagiller ve meyve de dahil olmak üzere düşük karbonlu gıdaların tüketiminin belirtilen limitin altında olması çok da şaşırtıcı olmayan bir sonuç. Başka bir deyişle, bu yiyeceklerin tüketimi artırılabilir ve hala 1,5°C artış sınırı içerisinde kalınabilir.
 
Bununla birlikte, diğer kategoride yer alan ürünlerin tüketimi çoktan maksimum düzeye ulaşmış durumda. Ortalama olarak bakıldığında, G20 ülkeleri genelinde kümes hayvanları eti ve yumurtası tüketimi sınır seviyede bulunuyor. Ancak bu durum, bazı ülkelerde bu ürünlerin tüketiminin oldukça düşük miktarda olmasından kaynaklanıyor, zira yalnızca Amerika Birleşik Devletleri'nde bile süt ürünleri tüketimi sınır hedefin iki katından fazla.
 
Asıl can alıcı nokta ise kırmızı et tüketiminde ortaya çıkıyor. Tahmin edilebileceği üzere G20 ülkelerinin ortalaması hedefin yüzde 500'ünden fazla. Avustralya ise önerilen miktarın yaklaşık 10 katı üstünde yer alarak bu konuda en kötü performans sergileyen ülke konumunda.
 
Ulusal beslenme alışkanlıklarının çevresel etkilerinin azaltılması yolunda devlet tarafından hazırlanan sağlıklı diyete yönlendirici rehberler önemli bir etki yaratabilir. Politika kazanımları ve yönlendirmeleri sonucu insanların hamburger hakkındaki fikirlerinin hızlıca değişebileceğini düşünmek çok gerçekçi olmayabilir. Ancak Ulusal Beslenme Kılavuzları (UBK) gibi rehberler uzun vadede yeme alışkanlıklarını etkileyen iyi yiyecek tanımı hakkındaki söylemleri şekillendirir. Ne yazık ki, G20 ülkelerinin UBK’ları emisyon hedefleriyle uyumlu değil.
 
Avustralya, Arjantin, Brezilya ve ABD hükümetlerinin yüksek emisyonu olan bir beslenme programı önermesinin sağlıksal nedenlerden kaynaklanmadığını vurgulamakta fayda var. Düşünülenin aksine, alınan besin değeri ile açığa çıkan emisyon miktarı arasında bir çelişki bulunmuyor. Gezegensel Sağlık Diyeti bir insanın ihtiyaç duyduğu her şeyi sağlıyor; sadece bunu daha az kırmızı et, süt ve daha fazla baklagil ve sebze kullanarak yapıyor. 
 
Üzerinde durulması gereken bir diğer konu da ABD’nin önemli bir değişim fırsatını es geçmesi. Geçtiğimiz haftalarda ülkenin UBK’sını düzenleyen bilimsel komite, ilgili raporları hazırlarken neleri dikkate aldığının özetini yayımladı. Belge 835 sayfa uzunluğunda ancak "emisyon" ve "sera gazları" kelimeleri hiçbir yerde geçmiyor.
 
EAT raporunun yazarı Brent Loken, ABD’nin karanlık çağlarda olduğunu belirtirken gıda ile ilgili bir konuda çevresel kaygıların olmamasının delilik olduğunu söylüyor.
 
Sürdürülebilir bir gıda geleceği inşa etme yolunda devlet tarafından sağlanan finansal desteğin de önemli bir rolü bulunuyor. Hem dünyayı beslemek hem de iklim değişikliğini çözebilmek için 2050 yılında 2010 yılına kıyasla sera gazı emisyonları üçte iki oranında azaltılırken %50 daha fazla gıda üretilmesi gerekiyor. Yeni yayımlanan Dünya Bankası raporunun yazarlarından Tim Searchinger, bu hedefe ulaşmada devlet finansmanının önemine dikkat çekerken tarımsal desteklerin şu anda bu hedeflere ulaşmak için çok az şey yaptığını belirtiyor. Ancak reform için büyük bir potansiyel bulunuyor. 
 
Dünya tarımının üçte ikisini üreten ülke hükümetleri, tarımsal destek için yılda ortalama 600 milyar dolar kaynak sağlıyor. Katma değer olarak bakıldığında bu büyük miktarın ortalama %30’unu devlet desteği oluşturmakta. Ancak Dünya Bankası raporuna göre bu fonun sadece %5'i koruma hedeflerini desteklerken yalnızca %6'sı araştırma ve teknik yardımı destekliyor. 
 
Buradaki potansiyel, hükümetlerin toplam tarımsal desteklerin bir kısmını bile daha iyi yönlendirerek sera gazı emisyonlarını azaltırken dünyayı beslemek için daha fazlasını yapabilecek olmalarında yatıyor. Genel olarak bakıldığında sürdürülebilir bir gıda geleceği, beslenme alışkanlıklarının çevresel etkilerinin azaltılmasından ve hükümetlerin halihazırda sağladığı büyük mali desteğin daha iyi kullanılmasından geçiyor. 
 

SHARE: