Menu TR

S360Mag

26 December

Minimum Standartlar ve Yeşil Badana

Markette alışveriş yaparken reyonlardan seçtiğiniz ürünlerin ambalajına baktığınızda etikette yazan bilgilerin ne kadarı söz konusu ürün için minimum zorunlu standart, ne kadarı markanın gönüllü olarak kabul ettiği sürdürülebilirlik standardı ayırt edebiliyor musunuz? Doğal, çevre dostu, yeşil, organik, adil ticaret damgalı ürünler raflarda rekabet ediyorlar. Peki ya bu iddiaların kurnaz bir pazarlama taktiği olmadığını ve gerçekleri yansıttığını nasıl anlarsınız?

Ürünler daha “yeşil” gözükmek için birbirleriyle yarıştıklarında, bu durum yeşil badana olarak adlandırılır. Hiçbir marka çalışan haklarını sömürmek, insan haklarına aykırı davranmak ve çevreyi kirletmekle tanınmak istemez. Küresel şirketlere baktığımızda basit de olsa kurumsal sorumluluk stratejisi (KSS) benimsememiş bir marka bulmamız oldukça zor. Ne var ki, KSS stratejileri ve ambalajlarda yer alan sertifikasyon damgaları, söz konusu şirketin çevresel ve sosyal standartlara uygun davrandığını her zaman göstermiyor. Oxfam'dan Franziska Humbert, ürün ambalajlarında yazan her şeye inanmayın diyor. Sertifika ve etiketler şirketlerin tüm üretim ve dağıtım ağı boyunca tedarikçileriini de kontrol ederek, çevre ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirdiğini ve ücretlerin adil olmasını sağladığını kanıtlamıyor. 

Bazı şirketlerin tedarikçilerinin ne kadar kötü koşullarda çalıştığı 2013 Nisan ayında Bangladeş'te yaşanan Rana Plaza felâketi ile gözler önüne serildi. Fabrikada yaşanan yangın üzerine çöken binada 1135 işçinin hayatını kaybettiği olayda, binanın sahibi ve çokuluslu şirketler suçlandı. İlginç bir şekilde bu şirketlerin hepsi websitelerinde sürdürülebilirlik ve kurumsal sorumlulukltan bahsediyorlardı. Humbert tüketicileri markaların verdiği mesajlara karşı kuşkucu davranmaları konusunda uyarıyor. 

Rana Plaza'da yaşanana benzer felaketler, grevler ve protestolar dünya çapındaki tüketicileri seçim yaparken daha bilinçli davranmaya teşvik ediyor. (Son olarak benzer bir skandal Apple'ın Çinli tedarikçileri için yaşandı.) Birçok ürün hâlâ endüstri çapında kabul edilmiş minimum sosyal ve çevresel zorunlu standarda uymak zorunda olmadan piyasalara erişebiliyor. 

Tüketici Enstitüsü ConPolicy'nin kurucusu ve direktörü Christian Thorun'a göre tüketicilerin ekolojik ve etik ürünlere inancı olması gerekiyor. Bunun sağlanabilmesi için iş dünyası, hukukçular ve tüketiciyi koruyan kuralların gelişmesi için işbirliği yapmak durumunda. Aksi takdirde Thorun'un da belirttiği gibi günlük alışveriş esnasında tek tek her ürünün aynı dikkat ve özenle incelenmesi, araştırılması ve seçimlerin bu edinilen bilgiler ışığında bilinçli şekilde yapılması çok zor. Üstelik tedarik zinrcirlerinde olup bitenlere dair bazı bilgilere şirketler dahi ulaşamazken tüketicilerin aydın davranmalarını beklemek biraz iddialı olabilir. 

Peki dünya çapında kabul görmüş uluslararası standartlar neler? 

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) zoraki çalıştırmayı ve çocuk işçiliğini katiyen yasaklıyor. Aynı zamanda çalışanların adil ücretlere tabi olmasını öngörüyor. Elbette bu kavramlar ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Thorun'a göre, bu kurallar minimum kurallar olarak zorunlu tutulsa ve tamamen benimsense bile, tüketici satın aldığı üründe çocuk emeği kullanılıp kullanılmadığını sormak zorunda bile kalmamalı. Onun yerine Almanya'da satın aldığı bir ürünün tüm gereken denetimlerden geçtikten sonra oraya ulaştığını, dolayısıyla toplum ve çevreye zararı olmayan bir ürün olduğunu bilmeli. 

Tüketiciler için yeterince rehberlik yok. Uluslararası bağlayıcı kuralların varlığı pek bilinmiyor.  Bugün bir ürünün kalite ve güvenlik geçmişine, ulaşabilecek olmamıza rağmen bunu yapan tüketici sayısı oldukça az. 

Henkel Sürdürülebilirlik Yöneticisi Uwe Bergmann sorumlu şirketlerin bu sorumluluğu şirketin her alanına yansıttıklarını belirtiyor. 47 bin çalışanı ve yıllık 16 milyar avroyu bulan cirosu ile Henkel dünya devlerinden biri. Bergmann ve departmanı son on yıldır sürdürülebilirliği tek bir departmanın işi olmaktan çıkarıp tüm üretim, dağıtım ve satış birimlerine dâhil etmeye çalışmışlar. Henkel'in sürdürülebilirlik anlayışı, ürün güvenliği ve çevreye zarar vermeme gibi konulardan, kullandıkları hammaddeye ve çalışma koşulları ve çalışanların kişisel ve profesyonel gelişimi gibi konulara kadar şirketin her alanını kapsayacak şekilde düzenlenmiş. Buna rağmen Bergmann, piyasadaki kalite belgelerinin iş süreçlerinin karmaşıklığını yansıtmadığını ve tek yönlü olduğunu belirtiyor. Sürdürülebilirlik raporlarını okuyamayan sıradan bir tüketicinin de şirketlerin diğer yönlerini tanımasına imkân yok. Ürün üzerindeki etiket ve standartlara gelince birçok tüketici de hâlâ bunların ne ifade ettiğinden bihaber. 

“%100 Kalite” veya “En iyi tercih” gibi etiketler ürün hakkında pek bilgi vermediği gibi, kimi etiketler kurum içinde kazanılmış bile olabiliyor. Örneğin, Almanya'da bir süpermarket kendi sattığı ürünlere “Pro Planet” (Dünya için iyi) etiketleri yapıştırıyor. “Adil Ticaret"  ve "Organik” sertifikaları ise bağımsız kuruluşlarca sıkı kontroller sonrası veriliyor. Bu sertifikaları tanıyan tüketicilerin de güveni daha yüksek. 

Christian Thorum, kanıtlanmamış sürdürülebilirlik iddialarının haksız rekabet ve yanıltıcı olmakla suçlanması gerektiğini ve belki de bu yola başvuran şirketlerin hukuken cezalandırılabileceğini savunuyor. 

Yeşil badana yaptığı için hem tüketicilerin tepkisini çeken, hem hukuken cezaya çarptırılan şirketler şimdiden mevcut. Bu örnekleri Yeşil Badana: Bunları Hiçbir Yerde Denemeyin başlıklı yazımızdan okuyabilirsiniz. 

 

SHARE: