Menu

24 December

2021’de sürdürülebilirlik hakkında neler konuştuk?

*Bu yazıyı 6 dakikada okuyabilirsiniz.

2021 yılı; pandemi etkilerinin hala devam ettiği, pandemiden çıkışta yeşil iyileşme paketlerinin çokça gündeme geldiği, iklim krizinin sonuçlarının daha da görünür olduğu bir yıl oldu. Sürdürülebilirlik ve iklim krizi hakkında uzmanların önemli uyarılarda bulunduğu, birçok çevresel felaketin yaşandığı, toplumsal cinsiyet eşitliğine erişmenin zorlaştığı, ülkelerin iklim değişikliğini ve net sıfır taahhütlerini uzun süre gündemlerinde tuttukları bir seneyi geride bırakıyoruz. Peki sene sonunda sürdürülebilirlik ve iklim değişikliği konusunda neredeyiz, sene boyunca yapılan uzman yorumları bize neler anlatıyor ve 2022 yılında sürdürülebilirlik konusunda neler gündemde olacak?

Sene içinde pek çok kez S360Mag’de önemli uzmanların ve raporların iklim değişikliği ve sosyal konulardaki yorumlarına yer verdik. Paylaştığımız en çarpıcı raporlardan biri Dünya Ekonomik Forumu’nun her sene çıkardığı Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu oldu. Rapora göre, cinsiyet eşitliğinin sağlanması için pandemi öncesinde 99,5 yıl gerekirken bu sayı 136,5 seneye çıktı. Geçtiğimiz senenin sonuçlarına kıyasla bu geri gidiş, pandemi ve ilgili ekonomik krizin kadınları erkeklerden daha şiddetli etkilediği ve kapatılmış olan eşitsizliklerin kısmen yeniden oluştuğunu gösteriyor.

İklim eylemi konusundaki görüşlerin ortak noktası ise harekete geçmek için zamanın gittikçe azaldığı ve doğanın tüm sistemleriyle kırmızı alarm verdiğiydi. Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan Küresel Riskler Raporu’nda gelecek on yıl için en yüksek olası riskler arasında aşırı hava olayları, iklim krizi ile mücadelede başarısızlık, insan kaynaklı çevresel hasarların yanı sıra dijital güç konsantrasyonu (digital power concentration), dijital eşitsizlik ve siber güvenlik yer aldı. Bununla birlikte gelecek on yılda en yüksek etkiye sahip olması beklenen riskler ise bulaşıcı hastalıklar, iklim krizi ile mücadele başarısızlık ve diğer çevresel felaketler olarak belirtildi. Bu risklerin yasal olarak da tanınmaya başlandığını gördüğümüz bir yıl oldu. Hollanda’da çevrecilerin çok uluslu petrol şirketi Shell’e karşı açtıkları davayı kazanması tüm kirletici sektörlere tehdit altında olduklarını gösterdi. Mahkeme Shell’in, 2030 yılı sonuna kadar karbon salımını yüzde 45 azaltmak zorunda olduğuna karar vermişti.

Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency- IEA)’nın Mayıs ayında yayımladığı iklim kriziyle mücadelede koyulan hedeflere ulaşmak için nelere ihtiyaç duyulduğuna ilişkin en kapsamlı raporunda 2050'ye kadar net sıfıra ulaşma ve küresel sıcaklıklardaki artışı 1,5°C ile sınırlama şansımızın taahhütler ile eylemler arasındaki farkın kapatılmasında yattığını belirtti. IEA, raporda hükümetlere 2035'ten itibaren yeni fosil-yakıtlı otomobillerin satışının durdurulması ve 2040 yılına kadar küresel elektrik üretiminin karbonsuz hale getirilmesi gibi net sıfır hedefine ulaştıracak çok ciddi 400 önlem sundu.

Yıl içinde iklim kriziyle ilgili paylaşılan en önemli rapor Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin raporuydu. Kırmızı kodlu bu rapor insan kaynaklı iklim değişikliğinin dünyanın birçok bölgesinde hissedilmeye başlanan etkilerini eşi benzeri görülmemiş olarak yorumluyor ve en azından kısa vadede iklim krizinin bazı etkilerinin artık geri döndürülemeyeceği gösteriyordu. Ayrıca küresel ısınma seviyelerini sanayi öncesindeki gibi 1,5 derecede tutma hedefinin gerçekçi olmadığını, 1,5 derece sınırının yakın zamanda aşılacağı belirtildi. Ayrıca, raporun yazarları dünyanın daha dezavantajlı bölgelerindeki tehditler hakkında yeterli bilgi sağlanamadığını ve bazı ülkelerin hala uluslararası bilimsel çabalarda yetersiz temsil edildiğini belirtiyor.

İklim değişikliğinin yıkıcı sonuçları birbiri ardına gelirken Kasım ayında Glasgow’da merakla beklenen Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı (COP26) Kasım ayında gerçekleşti. Katılan 197 ülkenin Glasgow İklim Paktı’nı imzaladığı zirve bazı önemli gelişmelere rağmen 2030 için ısınmayı 1,5 derece ile sınırlamaya yönelik hedeflerin yenilenmesi ve kömürün aşamalı olarak kaldırılması olmak üzere iki ana hedefini kabul ettiremediği için başarısız olarak yorumlanıyor.

İklim finansmanı bu sene dillendirilen önemli araçlardan biriydi ve bu sene önemli bir büyüme kaydetti.  COVID-19'u geride bırakan ve COP26'da ön plana çıkan trendin 2022'de yavaşlaması pek olası görünmüyor. Öte yandan, sürdürülebilir borç ürünlerinin (sürdürülebilir krediler ve tahviller) mali çevrelerde yarattığı düşünülen tüm faydalı değişikliklere rağmen, çevresel, sosyal ve yönetişim ölçütlerinin (ÇSY) çerçevesi ile ilgili önemli problemler bulunuyor. Kurumsal ÇSY verileri, genellikle şirketler ve sektörler arasında tutarlılıktan yoksun, düzensiz ve eksik olarak tutuluyor. Şirketlerin sürdürülebilir finansman ve ÇSY ölçütlerine artan ilgisinin “yeşil badana”dan öteye gitmediğini savunanlar da var. Macquarie Asset Management tarafından yapılan bir anket de, iklim değişikliğinin kurumsal yatırımcılar için öncelikli bir ÇSY sorunu olarak görüldüğünü, ancak çoğunun iklim risklerini yatırım portföylerine entegre etmede zorluklarla karşılaştıklarını ortaya koyuyor.

Yeşil enerjiye küresel geçişi finanse etmek ve daha aşırı hava koşullarıyla başa çıkmak için trilyonlarca dolara ihtiyaç var. Paranın en çok ihtiyacı olan gelişmekte olan ülkelere nasıl kanalize edileceğini bulmak, karbondan arındırma hedefinin geride bıraktığımız senede de 2022 yılında da en büyük parçasını oluşturuyor. Bu konuda tartışılan önemli noktalardan biri, yeşil dönüşümün ne kadarının hükümetler ne kadarının özel sektöre bırakılması gerektiği oldu. Yatırımcılar temiz enerji projelerine ve elektrikli araç şirketlerine açık olsa da, iklim değişikliğinin etkilerine karşı korunmak için gerekli olan çoğu "uyum" önleminin bir getirisi olmadığından yatırımcılar için çekici görünmüyor.

COVID-19 pandemisiyle birlikte küresel enerji piyasalarında 2020 yılından beri dinamik bir süreç yaşanıyor. Enerji talebinde meydana gelen büyük ve çoğu zaman ani değişimler küresel elektrik üretimini 2020 yılında %12 düşürmüştü. Fakat yenilenebilir enerji kaynaklarında bunun tam tersi bir büyüme trendinin olduğu görülüyor. Rüzgar enerjisi üretimi son on yılda %16,6'lık büyüme oranına, güneş enerjisi ise %38.8'lik bir orana sahip. Bu durum, bu teknolojilerin sırasıyla beş yıldan ve iki yıldan daha az bir sürede ikiye katlanabileceği anlamına geliyor.

Fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişin hızlanması gerekirken bir yandan da enerjiye olan talep gün geçtikçe artıyor. Talep artışı, üreticileri fosil yakıtlara yönlendirirken aynı zamanda enerji fiyatlarındaki önemli artışlar nedeniyle tüketicilerin bütçelerini de etkiliyor. Hem dezavantajlı tüketici grupları için hem de çevresel zararı azaltmak adına 2022 yılında yeni düzenlemeler acil bir ihtiyaç olarak görülüyor.

Küresel elektrikli araç satışları, 2021'in ilk yarısında 2020'ye kıyasla %168 arttı ve elektrikli araçların maliyetinin en geç 2028 yılına kadar benzinli ve dizel içten yanmalı motorlu otomobillerle aynı veya daha az olması bekleniyor. Birçok ülkede içten yanmalı motorlu araçların satışına ilişkin hükümet yasaklarının önerilmesiyle birlikte, elektrikli otomobillerin önümüzdeki on yılda giderek daha yaygın olacağı düşünülüyor.

2022’de sürdürülebilirlik gündeminde bizi neler bekliyor?

Hem COP26 hem de COVID-19’la birlikte yaşanan gelişmeler, önümüzdeki sene sürdürülebilirliği hayatın her alanına yerleştirmek için bir katalizör görevi görmeye devam edecek.

Verinin önemi anlaşılıyor: Sürdürülebilirliğin farklı sektörlerde ön plana çıkmasıyla düzenleyiciler, yatırımcılar ve diğer paydaşlar için şirketlerin ÇSY verilerini ölçmek, yönetmek, kaydetmek ve sergilemek daha da önemli hale gelecek.

ÇSY yatırımında artış: Özellikle COVID-19 sonrası yatırımlar, giderek daha fazla ÇSY değerlendirmeleri tarafından yönlendirilmeye başlandı. ÇSY yatırımlarındaki artışın son olmayan yeni koronavirüs varyantı Omicron’un oluşturduğu ortamda artması bekleniyor.

Yenilenebilir enerji için baskı: Kömür ve fosil yakıt kullanımının aşamalı olarak azaltılmasını Glasgow İklim Paktı'nda 197 ülke tarafından kabul edilmesinin enerji üretiminde yenilenebilirlerin payının artmasına neden olması bekleniyor. Fosil yakıt tesislerine kıyasla güneş, rüzgar ve diğer yenilenebilir enerji tesislerinin kurulması için 2022 yılında daha fazla yatırım yapılması bekleniyor.

Karbon denkleştirme piyasasının gelişmesi: Karbon denkleştirme, karbon salımlarının değiştirilmesi veya azaltılması için ağaç dikmekten karbon salımlarını yakalayan yüksek teknolojilerin kullanılmasına kadar pek çok farklı alternatif sunuyor. Karbon piyasası kurallarının çerçevelenmesiyle birlikte önümüzdeki sene bu piyasada da önemli gelişmeler yaşanabilir.

Net-sıfırdan iklim-pozitife: Net sıfıra veya iklim nötrlüğüne bağlı hedefler açıklayan uluslar ve şirketler artarken bunların bir noktada iklim-pozitif veya karbon-negatif hedefleri belirlemeleri bekleniyor. Salımların azaltılması ve karbondioksitin ortadan kaldırılmasının küresel ısınmayı kontrol etmesi beklenirken, bozulmayı tersine çevirmek için çevreyi zenginleştirmek için iklim pozitifliğine ihtiyaç var.

Daha katı düzenlemeler: Salım azaltma düzenlemesi sıkılaşmaya devam ederken, net-sıfır taahhütlerinin tarihleri yaklaşırken raporlama ve uyumun sıkı bir şekilde kontrol edilmesi bekleniyor.

Paydaşların etkisinde artış: Sürdürülebilirlik konusundaki kitlesel farkındalık artışıyla birlikte sadece yatırımcıların değil, müşterilerin, çalışanların ve iş arayanların bile şirketleri sürdürülebilirlik merceğinde incelemesinin yolu açılıyor. Şirketler, yalnızca hissedar merkezli olmaktan çıkıp, paydaşlara duyarlı hale gelmek zorunda kalacaklar.

Yeşil ürünler için talep yoğunluğu: Özellikle genç nüfus arasında artan eko-anksiyete, eko-bilinçli bu nüfusun gıdadan modaya ve yaşam tarzına kadar pek çok alanda, yeşil ürünleri tercih etmesine neden olacak.

Ofislere dönüş: Pandemiyle hayatımıza giren evden çalışma kavramı bu sene de bizlerle olmaya devam edecek gibi gözüküyor. İşe gidip gelmeyi, yoldaki araçları ve ofis binalarında enerji kullanımını azaltarak salımları azalttığı için çevre için de faydalı olan bu uygulama kimi zaman çalışanlar için iş- özel hayat dengesini kurmada sıkıntı yaratsa da en azından çeşitli hibrit modellerle bu sene de hayatımızda olacak.

Elektrikli araç satışları artacak: Elektrikli araçların son senelerde yakaladıkları ivmeyi bu sene de koruması bekleniyor. Bazı ülkelerin de bu noktada önemli taahhütleri bulunuyor. Örneğin; Hindistan, 2030 yılına kadar %100 elektrikli araç vizyonuna ulaşmaya çalışacak. Bu dönüşümü sağlarken, sektör sorumlu hammadde tedariği ve şarj sıkıntısını için yenilenebilir kaynaklarla çözme gibi zorluklarla karşı karşıya kalacak.

2021 yılı aşırı hava olayları ve çeşitli felaketlerle iklim krizine karşı harekete geçmekte geç kalındığında karşılaşacağımız sorunların büyüklüğünü gözler önüne serdi. Ülkelerin ve şirketlerin verdiği taahhütler etkili olsa da iklim eyleminin başarısı eylemler ve hedefler arasındaki farkın kapatılmasında yatıyor.
 

SHARE: