Menu TR

S360Mag

4 February

4°C’lik sıcaklık artışı nasıl hissedilecek?

*Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Zorlu bir yıl, yeni bir rekoru da beraberinde getirdi ve 2020 yılı, küresel olarak kaydedilen en sıcak yıl olarak 2016 yılıyla birlikte zirveye oturdu. 2020'de kaydedilen ortalama yüzey sıcaklığının, 1850 ile 1900 arasındaki küresel ortalamanın 1,25°C üzerinde olduğu belirtiliyor. Bu artış, büyük ölçüde insan faaliyetlerinden kaynaklanan sera gazı salımlarının sebep olduğu yükselen trendin bir parçası.
 
Ortalama küresel sıcaklık artışını 1,5°C gibi belirli dereceler ile sınırlamak iklim değişikliğinin zararlı etkilerinden bazılarının önlenmesine yardımcı olabilir. Ancak, dünyanın 1,5°C veya 4°C ısınmasından bağımsız olarak sıcaklık artışları her bölgede eşit derecede hissedilmeyecek. İklim modellerini dikkate alan araştırmalar, Kuzey Kutbu, Orta Brezilya, Akdeniz Havzası ve kıtasal ABD’nin küresel ortalamadan çok daha fazla ısınabileceğini belirtiyor.
 
Peki bu durum bizim için ne anlam ifade ediyor? "Küresel ortalama sıcaklıklar" ve "bölgesel sıcak noktalar" gibi takip edilen istatistikler politika yapıcılar için faydalı olsa da bireysel olarak yaşayacağımız tecrübeleri anlatmak noktasında yetersiz kalıyor. Yaşanacakları tam olarak anlayabilmek için şehirlerin sokakları, iş yerleri, kamusal alanlar ve evlerimiz bu durumdan nasıl etkilenecek, bunları tartışmamız gerekiyor.
 
Hesaplamalarda dikkate alınmayanlar
 
Birleşik Krallık Meteoroloji Ofisi’nin yaptığı analizlere göre endüstri öncesi seviyelerin 4°C üzerinde olan küresel sıcaklıklara 2060'lı yıllarda ulaşılabilir. Bu da 38,7°C ile Birleşik Krallık’ta dış mekanlarda ölçülen en yüksek hava sıcaklığına sahip Cambridge’de sıcaklıkların 43 dereceye ulaşabileceğini gösteriyor. Ancak 2060 yılına yönelik bu tahmin, iklim modellerinin hava istasyonlarından topladığı ortalama sıcaklık verileri üzerinden yapılıyor. Bu istasyonlar, yapay ısı kaynaklarından uzakta ve genellikle çim ve bitki örtüsünün olduğu alanlarda bulunuyor. Ancak asfalt yüzeyler ve şehir merkezleri kırsal hava istasyonlarının bulunduğu bölgelerden çok daha farklı karakteristiklere sahip ve genellikle de birkaç derece daha sıcak. İklim modellerinin şehir merkezlerini dikkate aldığı durumlarda bile aylık ortalama sıcaklıklar hesaplanırken günlük değişimler, sokaklar arasındaki farklar hesaba katılmayabiliyor ve ileride şehirlerde karşılaşacağımız iklim değişikliği konusunun ciddiyetini yansıtmıyor.
 
İklim bilimini iç mekanlara taşımak
 
İklim değişikliğinin etkilerini gerçek anlamda anlayabilmek için hayatımızın çoğunu geçirdiğimiz ev ve iş yeri gibi iç mekanlardaki koşulları da simüle etmemiz gerekiyor. Hissedilen sıcaklığı anlayabilmek için nem, havalandırma, yüzeylerden yayılan ısı ve bina sakinlerinin metabolik hızı, giysileri gibi faktörleri de dikkate almalıyız. Örneğin; 38°C'lik bir hava sıcaklığı, %30 bağıl nem ile birleştiğinde tehlikeli olarak nitelendirilir. Ancak, bu oran %80'e ulaştığında ölümcül olabilir. Herhangi bir yalıtım veya soğutucu mekanizma olmadan yüksek nem oranına sahip iç mekan sıcaklıkları milyonlar için dayanılmaz, hatta ölümcül hale gelebilir.
 
Loughborough Üniversitesi Profesörü Robert Wilby’nin yürüttüğü bir araştırmaya göre metal bir çatının altındaki yalıtımlı bir katman, dışarıdaki sıcaklık artışı 4°C’den daha fazla olsa bile iç mekan sıcaklıklarını mevcut seviyede tutabiliyor. Ne yazık ki, gün boyu içeride biriken ısı geceleri dışarıya daha az çıkabildiğinden, bu çözüm yolu gece vakti içeride hissedilen sıcaklığı yükseltme potansiyeline sahip. Bu nedenle ileride iç mekan sıcaklıkları için gündüzle gece arasında bir seçim yapılması gerekecek gibi gözüküyor. 
 
Eğer hızlı bir şekilde harekete geçmezsek, dayanılmaz derecede sıcaklıklara maruz kalacak şehirlerin ve evlerin sayısı giderek artacak. Bu durumu engellemek için iklim müzakerelerinde yapılacak tartışmaların yalnızca tahmini sayılar üzerinden değil, “hissedilen sıcaklıklar” üzerinden olması gerekiyor. Karar vericilerin doğru adımları atabilmesi için, geçmişte yaşanan sıcaklara dair kişisel tecrübelerinden yararlanıp, hem dış hem de iç mekanlarda hissettikleri en yüksek sıcaklıkları hatırlaması iyi bir başlangıç noktası olabilir. 
 

SHARE: