Menu

2 April

COVID-19, mülteci hakları ihlali için bir bahane haline mi geldi?

*Bu haberi 3 dakika içinde okuyabilirsiniz.

Dünyayı etkisi altına alarak milyonlarca kişinin ölümüne neden olan koronavirüs salgını özellikle mültecileri ağır şekilde etkiledi. Pandemi nedeniyle hak ihlalleri yaşayan mülteciler için bu durum salgın koşulları devam ettikçe artacak gibi gözüküyor.
 
Mülteciler dışlayıcı politikalara ve hak ihlallerine pandemiden önce de maruz kalıyordu. Politikacıların siyasi amaçları için mültecilerle ilgili korku üretmesi ve insanları manipüle etmesi mülteci haklarını uzun süredir tehlikeye atıyor. Avrupa'da 2015'teki "göç krizi" ile birlikte göç siyaseti özellikle zararlı bir hal aldı. Suriye, Afganistan, Irak ve Afrika'nın dört bir yanındaki ülkelerden gelen mülteciler denizde boğulurken veya kötü yönetilen kamplarda sıkışıp kalırken, AB üye devletleri sınırları kapatmak, çitler çekmek ve kısıtlamalar getirmek gibi önlemlerin yanında son olarak arama kurtarma çabalarını suç haline getirmişti.
 
Amerika Birleşik Devletleri’nde de Donald Trump’ın göç siyasetini seçim kampanyasının merkezi haline getirmesiyle benzer bir durum meydana geldi. Meksika'dan göçü "bir duvar inşa ederek" durdurmak ve bir zamanlar dünyanın en büyük mülteci yerleştirme programı aracılığıyla ABD'ye girebilen mülteci sayısını büyük oranda azaltmak seçim kampanyasının önemli vaatlerindendi. Zaten ciddi olan bu sorunlara salgının eklenmesi mülteciler üzerinde orantısız bir olumsuz etkiye yol açtı.
 
Sağlık alanında karşılaşılan zorluklar
 
Sağlık; mülteci, göçmen ve sığınmacı grupları için, özellikle sağlık hizmetlerine erişimin büyük bir zorluk olduğu pandemi sırasında en büyük endişe haline geldi. Göçmenler ve mülteciler, yasal statülerine bakılmaksızın, COVID-19 test ve tedavisine erişebilme hakkına sahip olmalıyken uygulamada pek çok sorunla karşılaşılıyor. Bu konuyla ilgili olarak, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi, geçtiğimiz Nisan ayında yaptığı açıklamada, bazı kayıtsız göçmenlerin COVID-19 belirtileri taşımalarına rağmen hastaneye kabul edilmediği duyumları aldıklarını kaydetmişti.  Bununla birlikte çok sayıda göçmen ve mülteci, özellikle kayıt dışı durumda olanlar, sağlık sigortasına veya sağlık hizmetlerine erişim için gerekli maddi imkanlara sahip değiller. İdari gözetim ve sınır dışı edilme korkusu bu grupların hastaneye müracaat etmesinin önündeki bir diğer engel.
 
Sonuç olarak, çoğu durumda, bu grupların sağlık hizmetlerine erişimleri insani yardım programlarına bağlı kalıyor. Ancak COVID-19, mültecilerin sosyal güvenlik ağlarına erişmelerini ve pandemi nedeniyle sahada faaliyet gösteremeyen insani yardım kuruluşlarından destek görmelerini de zorlaştırdı. Çoğu göçmen; hükümetlerin salgın için sunduğu mali desteğe, yiyecek paketlerine ve sağlık hizmetlerine erişemiyor çünkü başvuru süreci bu gruplardaki çoğunluğun sahip olmadığı kimlik belgelerini gerektiriyor.
 
Bununla birlikte birçok mülteci "evde kal" ve "sosyal mesafe" terimlerinin çok az anlam taşıdığı ve uygulanabilirliğinin düşük olduğu kamplarda, gayri resmi yerleşimlerde ve kentsel alanlarda, kötü konutlarda ve aşırı kalabalık koşullarda yaşıyor. Temiz su ve sanitasyona erişimin sınırlı olduğu bu alanlarda COVID-19’a yakalanma riski de artıyor. Dahası, mülteciler genellikle hijyen ve sağlık direktiflerini anlamalarını ve önleyici tedbirleri uygulamalarını engelleyen dil bariyerleriyle de karşı karşıyalar.
 
Sosyoekonomik etkiler
 
2008 küresel ekonomik krizi gibi önceki krizler, göçmenlerin ve mültecilerin işlerinden keyfi olarak çıkartılma riskinin daha yüksek olduğunu veya ücret ödememe, ücretin azaltılması da dahil olmak üzere çalışma koşullarının kötüye gitme olasılıklarının ev sahibi ülke vatandaşlarına göre daha yüksek olduğunu gösteriyor.
 
Mülteciler, konaklama, yiyecek-içecek ve perakende gibi salgına karşı hassas olan sektörlerde yoğun şekilde istihdam edildiğinden pandeminin ekonomik etkilerine karşı daha savunmasızlar. Bu sektörlerde çalışan mülteci sayısı ev sahibi nüfustan %60 daha fazla.
Ayrıca göçmen ve mültecilerin günlük ücretli işçi olarak kayıt dışı ekonomiye dahil olma olasılıkları da daha fazla. COVID-19 önlemlerinin bir sonucu olarak işlerini kaybedenler nadiren sosyal koruma programlarına erişebiliyorlar ve COVID-19'un tetiklediği olumsuz ekonomik ortamda alternatif iş bulma konusunda büyük zorluk yaşıyorlar.
 
Sınırların kapatılması ve korumaya erişim alanında problemler
 
Mültecilerin karşılaştığı sorunlar, yalnızca salgının doğrudan bir sonucu değil. Bazı hükümetler, sınırların kapanışlarını hızlandırmak için COVID-19’u bir bahane olarak kullanıyor ve virüsün yayılmasından mültecileri ve diğer göçmenleri sorumlu tutuyor. Oysa iltica arama ve sığınma hakkı uluslararası insan hakları, mülteci ve AB hukuku kapsamında güvence altına alınmıştır. Ülkeler sağlık gerekçesiyle sınırları kapatma hakkına sahip olsalar da zulümden korunmak isteyenler için iltica erişimini yine de sağlamalıdırlar.
 
Macaristan'da salgın, ülkenin zaten çok kısıtlayıcı olan iltica sistemini kapatan acil durum yasalarını çıkarmak için bir bahane olarak kullanıldı. İtalya ve Malta limanlarını “güvensiz” ilan ederek denizde kurtarılan insanların karaya çıkması için bile sınırlarını kapattı. Buna rağmen İtalya’nın güçlü aşırı sağ muhalefet partisi virüsü hükümete saldırmak için kullandı ve COVID-19’un yayılmasını göç sorununa bağlamaya çalıştı. Belçika, Brüksel’deki varış merkezlerin kapatarak mültecilerin koruma başvurusunda bulunmasının önüne geçti.
 
Mülteci haklarının geleceği
 
COVID-19'un gelişinden bir yıl sonra, mülteci haklarının geleceği her zamankinden daha belirsiz. COVID-19, korku yaratarak mülteci haklarını azaltmak ve pandemi sona erdiğinde kalıcı hale gelebilecek kısıtlayıcı politikalar getirmek için uygun bir kılıf haline geldi.
Ülkelerin, göçmenleri ve mültecileri korumak, güçlendirmek, COVID-19 salgınının anlık ve uzun vadeli etkilerinin üstesinden gelmelerini sağlamak ve bunları yaparken kimsenin geride kalmadığından emin olmak için doğrudan önlem almaları gerekiyor. Hak ihlallerini durdurmak için hükümetlerin göçmenlerin ve mültecilerin bölgedeki toplumlara, ekonomiye ve ev sahibi ülkelere katkılarını tanımaları, yabancı düşmanlığı ve ayrımcılıkla mücadele etmeleri önemli.
 

SHARE: