Menu TR

S360Mag

30 January

Tekstil Tedarik Zincirinde Çocuk Emeğini Önleme Yöntemleri

Türkiye'de kendi sektörünün liderlerinden biri olan bir müşterilerimizle sürdürülebilir tedarik zinciri alanında çalışıyoruz. Günümüzde tedarik zincirleri son derece karmaşık bir yapıya sahipler ve çoğu zaman zincirin en ucuna ulaşırken tüm halkaları tanımak oldukça zor. Bu vesileyle sizinle The Guardian tarafından hazırlanan interaktif rehberi, paylaşmak istiyoruz. Özellikle gelişmekte olan üretici ülkelerde hala sık görülen çocuk emeği problemine değinen raporu buradan okuyabilirsiniz. 

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve UNICEF'in çocuk işçiliğine dair topladıkları verilere göre dünyada yaklaşık 260 milyon çocuk çalışıyor. Bu çocukların 170 milyonu BM tarafından “çalışma koşullarından ötürü minimum yaş sınır gerektiren dolayısıyla çocukların çalışmaması gereken işler” olarak tanımlanan işlerde çalışıyor. Çocuk işçiliği birçok ülkede kanunen yasak olmasına rağmen, dünyanın en yoksul bölgelerinde hala sıkça karşılaşılan bir fenomen olmayı sürdürüyor. 



Neden çocuk işçiliği? 

Hızlı değişen moda, trendler ve tüketim alışkanları, tekstil şirketlerini devamlı olarak maliyetleri ucuzlatmaya itiyor. Önemli maliyet kalemlerinden biri olan işgücü en ucuz olarak yoksul ülkelerde  bulunuyor. Bu bölgelerdeki atölyelerde tekstil işçisi olarak oldukça kötü koşullarda, özellikle kadın ve çocukların çalışıyor.

Çocuk işçiliğine son kampanyasının koordinatörü Sofie Ovaa, “Bangladeş ve Hindistan gibi ülkelerde düşük maaşlarla çalışmayı kabul eden birçok küçük kız çocuğu ve genç kız bulunuyor. Bu insanlar çoğu zaman kandırılarak bu sektörlere çekiliyorlar” diyor. 

Çokuluslu Şirketler Araştırma Merkezi'nin (SOMO) araştırmasına göre Hollanda Hint Komitesi özellikle Güney Hindistan'da yaptıkları çalışmalar sonucu aileleri kızlarını düzgün şartlarda, yeterli maaşlarla, gündelik yemek ve kalacak yer karşılığı işe göndermeleri için ikna etmeyi başarmış. Kızlar aynı zamanda günde yarı zamanlı çalışarak geri kalan vakitlerini öğrenim görerek geçiriyorlar. İyileştirilmiş çalışma şartlarının yanı sıra, ücretlerini yıl sonunda peşin ödeme olarak alma seçenekleri de var. Komitenin bu çalışmasının arkasında yatan neden, çalışanların yaşının küçüklüğü kadar, çalışma koşullarının zorluğu olmuş. Zira araştırmada, kanunların daha geniş olduğu veya uygulamasında sıkıntılar yaşanan yoksul bölgelerde, bilhassa aileler çocuklarının emeğini değerlendirmek istediğinde; söz konusu koşulları iyileştirmenin bu emeği kullanan çokuluslu şirketler olduğunu belirtiliyor. 

Tekstil endüstrisinin bir diğer çirkin yüzü, çocuk işçiliğinin bazı işler için daha uygun olması. Örneğin, pamuk toplama gibi işlerde çocukların ellerinin küçük olması, yetişkinlerin hasada verdikleri zararı vermelerini önlüyor. Çocukları yönlendirmek de daha kolay çünkü bir meslek birlikleri, sendika benzeri örgütleri yok. Haklarını savunamamaları da onları kolay hedefler haline getiriyor. İşverenler tekstil tedarik zincirinin karmaşık yapısı sayesinde radarın altından bu yasadışı aktivitelerini sürdürebiliyorlar. 

SOMO'ya göre çocuk emeğinin en çok kullandığını ülkeler Özbekistan, Hindistan, Bengladeş, Pakistan, Mısır, Tayland ve Çin. 

Şirketler Ne Yapabilir? 

Fair Wear Vakfı adil ticaret prensiplerine sadık kalacağına dair taahhüt veren 120'yi aşkın şirkete davranış kodu imzalattı. Bu şirketler çocuk emeğinden uzak duracaklarına dair söz vermiş oldular. İmzacı şirketler tedarikçilerini denetliyorlar. Fairtrade sertifikası, Küresel Organik Tekstil Standartları ve Etik Ticaret Girişimi gibi başka küresel garanti sistemleri de mevcut. 

Vakfın sözcüsü Lotte Shuurman, markaların birincil tedarikçilerini kontrol etmelerinin yeterli olmadığını, tedarik zincirinin en alt tabakalarında çocuk emeği kullanılma riskinin her zaman olduğunu vurguluyor. ABD ve AB menşeli bir çok giyim şirketi için, ürettikleri kıyafetlerdeki pamuğun nereden nasıl toplanarak geldiğini bilmek, günümüzün kompleks tedarik sistemlerinde neredeyse imkansız. Bu durum tedarikçilerin de sorumluluk almasını gerektiriyor, taşeron firmalara iş devrederken yapılan kontratların daha ayrıntılı denetim mekanizmaları getirmesi gerekliliğini belirtiyor. Shuurman'a göre tekstil markaları tedarikçilerini şeffaf bir biçimde listeleyerek işe başlayabilirler. Genellikle bu giyim markalarının 200'den fazla tedarikçisi olabiliyor, bunların arasında büyük fabrikalardan, atölyeye dönüştürülmüş evlere kadar farklı tedarikçiler bulunabiliyor. Shuurman “büyük şirketler bu üretim yerlerini mutlaka ziyaret etmeli ve kimler tedariklerini sağlıyor bilmeli. Eğer bu gezilerde, fabrikada üretilen sayıda tişörtü sağlayabilecek miktarda makina/çalışan yoksa o zaman marka temsilcileri "sweatshop"lardan şüphelenmeli.” diyor.




Ayrıca satınalma politikaları da kötü çalışma pratiklerinin giderilmesinde önemli bir fark yaratabilir. Sıkı teslimat tarihleri, son anda verilen siparişler gibi durumlar olmazsa fabrikalar da taşeron mukavalelerini yapmak zorunda kalmayabilirler. Markaların tedarikçileri üzerindeki baskısı da bu gibi riskleri önlemek için azaltılmalıdır. 

Diğer yandan, çalışanlar hakları konusunda bilinçlendirilmelidir. Bu sayede, kötü koşullarla karşı karşıya kaldıklarında şikayette bulunabilirler. 



Kaynak: Josephine Moulds / Guardian Sustainable Business

SHARE: