Menu TR

S360Mag

1 October

İklim odaklı akıllı şehirler COVID-19 sonrası dönemde nasıl inşa edilebilir?

Bu haberi 5 dakikada okuyabilirsiniz.

Dünya nüfusunun yüzde 55’ine ev sahipliği yapan ve trafik, endüstri ile ticaret gibi sebeplerle salım ya da atıkların kaynağı olan şehirler, iklim krizini en çok hızlandıran ve aynı zamanda krizin etkilerini en çok hisseden bölgeler. Pandemiyle de kırılganlıkları daha çok ortaya çıkan şehirler, nüfus ve yerleşim yapıları itibariyle virüsün yayılmasına olanak tanıyor. Bu yayılma sonucunda da şehirlerin en kırılgan ve muhtaç grupları virüse ve krizlere karşı savunmasız hale geliyor.
 
Covıd-19 vakalarının %95’inin kentsel bölgelerde görüldüğü göz önüne alındığında, şehirlerin krizlerle baş etmede büyük sorunlar yaşadığını ve sürdürülemez bir yapıda olduğunu söyleyebiliriz. Tam da bu sebepten şehirlerin pandemi ya da doğal afetler gibi krizlere karşı uzun vadeli çözümler bulmaktan başka şansı yok. Neyse ki bunca kırılganlığa ve plansızlığa rağmen şehirlerin yenilikçi ve teknolojik yapısı düşünüldüğünde bu problemleri aşabilecek bölgelerin yine de şehirler olduğu savunulabilir. Bugüne kadar hep verimliliğe göre tasarlanan şehirler, milyarlarca insana hizmet ulaştırabilen yapılar oldular. İyi çalışan kanalizasyon sistemleri inşa etmek, halka açık yeşil alanlar planlamak ve sanitasyon hizmeti verebilen ve aşırı kalabalığı önleyen planlı konut politikaları üretmek gibi sürdürülebilir ve yenilikçi adımlar, şehirlerin yüzyıllar boyunca krizlere ve pandemilere verdiği cevaplardı. Dolayısıyla da geriye dönüp baktığımızda bu alanda yeniliklerin devam etmesinin ve krizlerden iyileşerek çıkmanın mümkün olduğunu söyleyebiliriz.
 
Peki bu yenilikçi iyileşme nasıl gerçekleşecek? Yenilikçi yatırımların şehirlerin dayanıklılığını arttırmak için gerekli olduğuna hem fikir olsak dahi bu yatırımların finanse edilmesi noktasında pandeminin ekonomiye verdiği zarar büyük bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Pandemi döneminde şehir ekonomileri, yüklü ve çoğu durumda da öngörülmemiş olan halk sağlığı ve sosyal yardımlar sebebiyle kırılganlaştı. Bunda vergi indirimleri ve kamu hizmetlerinden kazanılan gelirlerin azalmasının da etkisi oldu. İnsanlar işsiz kaldı ve ekonomi genel olarak daraldı. Şimdi, şehirlerin kendilerini su yüzüne çıkarabilecek, en azından iflas etmemelerini saplayacak planlara ihtiyacı var. Bu noktada “eski normal”e dönüş, birçok insan için çözüm ya da iyileşme anlamına geliyor olabilir. Ancak pandeminin halihazırda var olan dayanıksızlığı ve kırılganlığı işaret edecek bu krizlerin giderek şiddet ve sıklıklarının artacağının sinyalini verdiği göz önüne alınırsa eski normale dönmek yetersiz kamu hizmetlerini, kalitesiz yapılaşmaları, dengesiz ve eşitsiz yeşil alanları iyileştirmeyeceği de daha iyi anlaşılabilir.
 
Şimdi şehirler “eski normal”e geri dönmek ya da “günü kurtarmak” yerine hem pandemiden kurtulmak hem de sürdürülebilir, dayanıklı ve kapsayıcı bir kalkınma modeli ile iklim değişikliğiyle mücadele etmek için tarihi bir adım atma fırsatına sahip. Tabi bu kolay bir adım değil. Kısıtlı yönetişim, teknik ve kurumsal kapasite yetersizlikleri, yeterli fona ulaşamama, yerel ve merkezi yönetimler arası uyuşmazlıklar, kısıtlayıcı finansal yapılar gibi birçok olumsuz etmen söz konusu. Uzun vadeli plan ve projeler uzun vadeli anlaşmalar, yükümlülükler ve borçlar getirdiği için buna yönelmek ayrıca zor. Bunun yanı sıra kısa vadeli faydaların politikacılar için getirileri de daha fazla.
 
Hükümetler ve kurumlar bu sürecin daha hafif ve hasarsız atlatılması için milyar dolarlık iyileşme stratejileri geliştirdiler. Ancak bu paranın ve kaynakların nasıl yönetildiği, projelerin yarattığı pozitif etkinin seviyesi için hala çok belirleyici. Ulaşılabilir halk sağlığı, istihdam yaratma ve yaşam şartlarını iyileştirme yardımları haricinde akıllı ve sürdürülebilir şehirlere uzun vadeli yatırımlar için de bu stratejik kaynakları kullanmak gerekiyor. Özellikle de pandemi ve iklim krizinin ortaklaştığı kamusal problemler göz önüne alındığında, pandeminin yöneticiler tarafından bir fragman gibi algılanıp, sorununun ciddiyeti anlaşıldıktan sonra iklim krizine yönelik uzun vadeli adımlar atılması faydalı olabilir.
 
İklim Yatırım Fonları (CIF) başkanı Duarte’ye göre, kalkınma odaklı finans kurumları, şehirlere doğrudan iklim problemlerine yönelik yatırımlar sağlar ve özel sektör girişlerini desteklerse, finans dünyası şehirlerin engelleri aşmasına ve yeni kentsel gelişim modellerini hedeflemesine yardımcı olabilir.  2008'den bu yana iklim finansmanında kilit bir oyuncu olan CIF, öngörülebilir, geniş ölçekli ve uzun vadeli iklim projelerini finanse etmenin yanı sıra farklı kalkınma bankalarını birbirine bağlayarak kalkınma odaklı yatırım programları sunan benzersiz bir iş modeli oluşturdu.  2019'daki BM İklim Eylem Zirvesi'nde açıklandığı gibi çeşitli küresel girişimlere rol verebilmek için İklim-Akıllı Kentleşme Programı aracılığıyla şehirleri destekleme sözü verdi.
 
CIF’in sunduğu programın odağında bahsi geçen projeler için ölçeklendirilmiş finansman sağlamak, yönetim birimlerindeki kurumsal know-how'ı güçlendirmek, yerelde iç görü elde edip sorunları teşhis etmek ve planlama ve ardından bu planları harekete geçirmek için büyük ölçekli yatırımlara olanak sağlamak var. Duarte’ye göre programın kapsayıcı ve katılımcı yapısı sayesinde bu tarz yatırımlarla özellikle de fiziki imkansızlıklar kaynaklı yapısal sorunlar yaşayan, kritik sektörlerde işgücünü oluşturan kent topluluklarına ve görülmeyen, kırılgan gruplara ses olunabilecek.
 
Bu noktada CIF, Teknik ve finansal destek aracılığı ile şehirlerin özel sektör yatırımları çekmesine yardımcı olmak ve uzun vadede bu tarz yatırımsal desteklerle şehirlerin kalkınabileceği bir yapının temelini emsal olarak oluşturmak istiyor. Yapılan araştırmalar da bu sistemi destekliyor ve beklentileri arttırıyor. Uluslararası Finans Kurumu'na (IFC) göre, gelişmekte olan pazarlara sahip şehirler, 2030'a kadar kilit sektörlerde iklimle ilgili yatırımlarda 29 trilyon dolardan fazla çekebilme kapasitesine sahip.
 
Özel sektörün sağladığı para akışını kullanmak; gelir akışlarını ve finansal yönetim sistemlerini güçlendirmeyi, projenin güvenilirliğini ve kredi itibarını artıran iklim açısından akıllı çözümlerin risklerini azaltmayı, yatırımcı güvenini ve isteğini oluşturan finansal yatırım araçları geliştirmeyi gerektirecektir. CIF, tüm bu alanlarda destek sağlama konusunda başarılı bir geçmişe sahip olan bir kurum olarak bu sisteme öncülük ediyor.
 
CIF’in başkanı Duarte’nin dediği gibi, gittikçe krizler karşısında daha da kırılgan hale gelen kentsel bölgelerin daha iyi bir yönetişime ve dayanıklı yapılanmaya ihtiyacı var. Duarte’ye göre, özel sektör üstüne düşeni yapar ve var olan fonlar işgücü arttırmaya ve uzun vadeli kentsel verimliliğe göre dağıtılırsa, o zaman pandeminin yarattığı ve katlanması beklenen olumsuz etkiler yönetilebilir. Burada özel sektörün oynadığı büyük rolün yanı sıra karar vericilere de önemli bir rol düşmekte. Destek fon ve yatırımlarına açık olmanın yanı sıra, şeffaf ve yönetişimi güçlü yönetimler ve sürdürülebilirliğe önem veren karar alıcıların varlığı bu iyileşmenin önünü açmada kritik.

SHARE: