Menu TR

S360Mag

15 December

Avrupa Yeşil Mutabakat'ın Çimento ve Yapı Sektörüne Etkileri

AB ekonomisinin sürdürülebilir bir gelecek için dönüşümünde öne çıkan başlıklardan kaynak ve enerji verimli binaların inşa edilmesi ve yenilenmesi, çimento ve yapı ürünleri sektörü için sürdürülebilir ürün çözümlerinin bu geçişteki önemini ortaya çıkarıyor.1 Yeşil Mutabakat kapsamında AB Komisyonu tarafından yoğun bir şekilde eski ve verimli olmayan binaların yenileceği üzerinde duruluyor ve bu yenileme işlemleri sırasında ise döngüsel ekonomiye katkısı olacak materyal kullanımı ön plana çıkıyor. Bu gelişmenin ise çimento ve yapı sektörü için yeni fırsatlar doğuracağı öngörülmekte. Demir-çelik ve çimento gibi enerji yoğun endüstriler, çeşitli değer zincirlerine ürün tedarik ettikleri için Avrupa ekonomisi açısından vazgeçilmez bir konumda. Bu sektörlerin karbondan arındırılması ve modernleşmesi koyulan hedeflere ulaşılması için kilit rolü bulunuyor.

AB Komisyonu, iklimle ilgili hedeflerin gerçekleşebilmesi için baş koşulu ekonominin tümünde karbonun etkin biçimde fiyatlandırılması olarak görmektedir. Bu doğrultuda, AB, bölgedeki karbon kaçağını (carbon leakage) azaltmak amacıyla, sınırda karbon düzenlemesi- SKD (carbon border adjustment) mekanizmasıyla ticarette yeni vergiler ve tarife dışı engeller ile örülmüş yeni bir sistem üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. SKD’nin mevcut AB Emisyon Transfer Sistemi’nin (ETS) uluslararası plana taşınması şeklinde uygulanması büyük bir olasılık olarak değerlendirilmektedir.

Uzmanlara göre SKD ilk olarak klinker (çimento ana hammaddesi), kireçtaşı (lime), alçı (plaster) ve elektrik gibi sektörleri kapsama alarak yürürlüğe girecekir. İlerleyen aşamalarda kağıt, organik kimyasallar, cam ve seramik ürünleri, kok, gübre, rafineri ürünleri, temel demir-çelik ürünleri ve alüminyum gibi ürünlerin kapsama alınması beklenmektedir.

AB pazarına yapılan ihracat kaynaklı CO2 salımı için ton başına 30 avro ödenmek zorunda kalınması durumunda bundan en çok 170 milyon avro ile çimento sektörünün etkileneceği ön görülmektedir. Özellikle çimento sektörünün ihracat gelirlerine oranla yüksek bir maliyetle karşı kaşıya kalabileceğini ön görülmektedir. Sektörel karbon verimliliği göz önüne alındığında, AB ile ihracatta karşılaşılması muhtemel maliyetler (karbon fiyatının ton başına 30 ya da 50 avro olması durumuna bağlı olarak) çimento sanayiinde gelirlerin %13,2-%22’sine ve demir çelik sektöründe %1,7 ve%2,8 arasında bir orana denk gelebileceği hesaplanmaktadır. 2

Diğer yandan inşaat sektörü istihdam yaratma kapasitesi bakımından önemli bir sektör. Binaların elektrik, dolayısıyla sera gazı salımları içindeki payı, bu enerjinin cari açık içerisinde oynadığı rol düşünüldüğünde inşaat sektöründe enerji verimliliği alanında atılacak, “Pasif Bina” standartlarının geliştirilmesi ve mevcut binaların enerji verimliliğinin artırılması (mantolama vb.) için kolay erişilebilir kredi imkanlarının geliştirilmesi gibi adımların ek getirisi söz konusu olacaktır. 

Emisyon kotası uygulamalarının olumsuz makroekonomik etkilere yol açabileceği, ancak bu olumsuz etkilerin üreticilerin karşılaştığı diğer vergilerde (örneğin istihdam vergilerindebir hafifleme ile dengelenebileceğini ve böylelikle ortaya koyulabilecek çevre politikasının kapsamlı bir kazanıma dönüşebileceği de olası senaryolar arasında değerlendiriliyor.

1 The European Green Deal, European Comission
2 Ekonomik Göstergeler Merceğinden Yeni İklim Rejimi Raporu, TÜSİAD
 

SHARE: