Menu TR

S360Mag

12 November

COVID-19’un yüksek öğretim ve topluma etkisi: Şu ana kadar ne öğrendik ve gelecekte bizi neler bekliyor?

*Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Uluslararası öğrenci kayıtlarının hızlı bir şekilde azaldığını, araştırmalar için ayrılan fonların büyük ölçüde kesilmeye başladığını gösteren raporlar, yüksek öğretim endüstrisinin COVID-19 sebebiyle büyük zararlara uğradığını gösteriyor. Buna yönelik pek çok üniversite, hayatta kalmak adına öğrenci kayıtlarını muhafaza etmeyi öncelemiş durumda
 
Pandemiyle birlikte, yüksek öğretim derecesinin değeri hakkında şüpheler giderek artmaya başladı. Öğrencilerin üniversitede eğitim almalarının temel sebeplerinden biri olan “üniversite deneyimi” yani önemli bir sosyalleşme aracına erişebilme fırsatı da artık mevcut değil. Bununla birlikte yoğun bir çevrimiçi öğrenim sürecinin tatmin edilebilir olmaktan çok uzak olduğu konusunda genel olarak fikir birliği oluşmuş durumda. Öğrenciler, arkadaşlarıyla beraber üniversite kulüplerinde sahip oldukları ortamı ve düzenledikleri aktiviteleri fazlasıyla özledi. Üniversiteler ise temel cazibe noktalarından birisini, sosyalleşme olanağını artık öğrencilere sağlayamayacak pozisyondalar.
 
Sosyal ilişkilerin kurulamadığı senaryoda ise, öğrencilerin pek çoğu, ABD ve başta olmak üzere birçok ülkede büyük finansal yükümlülükler ve borcu da beraberinde getiren bu tecrübeye daha mesafeli bakmaya başladı. ‘Neden çok fazla parayı sadece çevrimiçi bir eğitim için vermeliyim ki?’ sorusu gençler arasında giderek daha çok sorulur hale geldi. 
 
Kitleselleşmiş öğrenimin ekonomik bir çöküntüye uğraması, küresel eğitim imkanlarının kısıtlanmasının yanında, büyüyen bir elitizme ve aynı şekilde gelir gruplarının arasında oluşan eğitim düzeyini farklılığının da radikal bir şekilde artmasına sebep olacak. Çünkü sosyal bir tecrübe imkanı sunmasalar ve sadece çevrimiçi derslerle öğrenimi sürdürseler dahi üst düzey üniversiteler için her zaman bir pazar olacak, fakat aynısını tüm üniversiteler için söyleyebilmek oldukça zor.
 
Bununla birlikte, Z kuşağının kendilerinden bir önceki kuşak olan X kuşağından, aynı ölçülerde çalışsalar ve benzer üniversite derecelerine sahip olsalar dahi daha az iş imkanına sahip olacakları ve çalıştıkları oranda daha az para kazanacakları tahmin ediliyor. Peki bu koşullarda, üniversiteye gidip, büyük bir borcun sorumluluğuna sahip olmaktansa orta ve lise öğrenimini tamamladıktan hemen sonra bir start-up ile hayata başlamak neden hedeflenmesin ki?
 
İçinde bulunduğumuz durum zaten gerçekleşecek miydi?
 
1950’li yıllarda, üniversite eğitimi dünya genelinde yaygınlaşmaya başladığında büyük bir domino etkisiyle beraber, sahip olunan diploma ile birlikte bir meslek sahibi olma olasılığı yüksekti. Bu durum, yüksek öğretim endüstrisinin kitleselleşmesine sebep oldu.
 
1950’lerden 2000’lere kadar süregelen büyüme, üniversite öğrencilerinin artmasını ve daha kapsamlı yüksek öğrenim altyapısının oluşmasını sağladı. Bugün itibariyle dünya genelinde, 26.000 üniversite, bu üniversitelerin çevresinde sağladığı eğitime yardımcı hizmetler veren kamu ve özel kuruluşları yer almakta. Başka bir perspektiften bakılırsa, bu tehlikeli genişleme ve büyüme, akabinde, finansal olarak kırılganlığı da beraberinde getiriyor. 
 
Yalnızca doktora ve master programlarında inanılmaz bir artış görülmedi, lisans mezunlarının sayısı da dramatik bir şekilde arttı. Üniversite diplomasının bu kadar yoğun ve herkes için ulaşılabilir olması da, çok fazla üniversite mezunu olduğu ve diplomaların, yeterlilik ölçme anlamında eksik kaldığı algısını yarattı.
 
Pek çok endüstri, iş başvurularında üniversite diploma zorunluluğunun olmadığını belirten reklamlar yapmaya başladı. Adaylardan daha çok talep ettikleri ise girişimci özelliklere sahip olup büyüme odaklı bir düşünce sistematiğine sahip olmak.
 
Tam bu noktada bir paradoksun oluştuğu gözlemlenebilir. Birleşmiş Milletler’in 2015 yılında açıkladığı Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın dördüncüsü kapsamında, mümkün olan en üst seviyede öğrenimin, olabildiğince fazla insana ulaştırılması hedefleniyor. Fakat bu durum, arzulanan olumlu sonucun aksine eğitimin değerinin düşmesine sebep olabilir. 
 
Neden toplumun iyiliği için üniversitelerin kalitesinin artması adına mücadele etmeliyiz?
 
Genel anlamda üniversitelerin bugünkü durumunun farklı konularda da tehdit yarattığını söylemek mümkün. Bir kurum olarak üniversite toplum için de çok büyük bir öneme sahip. Üniversiteler yalnızca mezun ettiği insanlara daha fazla para kazandıran değil, bunun ötesinde kritik düşüncenin, daha olgun ve karmaşık argümanların üretildiği bir yer olarak görülmeli.
 
Entelektüel üretimin kalesi olmanın yanında, özgürlüğün ve hatta otoriterliğe karşı duruşun da düşünsel zeminini hazırlayan bu kurumlar, tam olarak bu sebeptendir ki pek çok otoriter ve diktatörlüğe eğilimi olan liderin de öncelikli olarak kontrol etmeye çalıştığı yerler arasında.
 
Modern tarihe göz attığımızda, öğrenci aktivizmi soysal ve toplumsal değişimlerin en önemli dinamiği. Arjantin’den Çek Cumhuriyeti’ne, gerçekleşmiş pek çok devrimde üniversite öğrencileri baş aktördü. Öyle ki, 1400’lerde dahi, Martin Luther, Wittenberg’teki reform hareketlerini başlatmak için öğrencilerle birlikte mücadele etmiştir.
 
Şu an, pandemiyle beraber, insanlar arasındaki bağlayıcı uyum ve dayanışma tehdit altında. Karantina ve sokağa çıkma yasakları parçalı bir dünya yaratmanın yanında, toplanma ve beraber eyleme geçme fırsatına çok nadir olarak ulaşabilen izole bireylerin oluşması da sebep oluyor. Bu durumun sonuçları dramatik olabilir. Fransız sosyolog Emile Durkheim’in da uyardığı gibi atomize bir toplum yapısının oluşmasına sebebiyet verebilir.
 
Eğer otoriter özellikleri olmayan ve özgür düşüncenin hakim olduğu bir toplum yapısı isteniliyorsa, üniversiteler canlı ve dayanıklı bir biçimde ayakta durmalı. Benzer biçimde, ortak tecrübelerin ve paylaşılan değerlerin olduğu bir sivil toplum tahayyül ediliyorsa, üniversiteleri bir kurum olarak savunmak gerekiyor. Kişisel yatırımlar, devlet yardımları ve sponsorluklar tüm olası bedellere rağmen devam etmelidir. Çünkü eğer Covid-19’un üniversitelere zarar vermesine müsaade edilirse, tahmin edebileceğimizden çok daha büyük bir kayıp bizi bekliyor olacak. 
 

SHARE: