Menu

30 September

Tarım sübvansiyonları iklim krizini nasıl etkiliyor?

* Bu haberi 3 dakika içinde okuyabilirsiniz.

Dünya çapında hükümetler her yıl tarıma 540 milyar dolar değerinde  destek sağlıyor ve bu sübvansiyonların %90'ı -yaklaşık 470 milyar dolar- doğrudan çevreye ve insan sağlığına zarar vererek, doğayı yok ediyor ve kirliliğe katkıda bulunuyor.

Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), BM Kalkınma Programı (UNDP) ve BM Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan yeni bir rapor, tarım sübvansiyonlarının yeniden tasarlanması gerektiğini savunuyor. Bu sübvansiyonların yeniden düzenlenmesiyle birlikte, insanları ve dünyayı olumsuz yönde etkilemek yerine, bu tür parasal desteklerin ekosistemleri koruyan, daha az emisyon üreten, çiftçilere daha iyi yaşam koşulları sağlayan ve küresel beslenmeyi artıran bir gıda sistemi oluşturması hedefleniyor. Rapor, iklim ve insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinin yanında, şeker gibi sağlıksız beslenmeye katkıda bulunabilecek ürünlerle birlikte sığır eti, süt ve pirinç gibi emisyon yoğun ürünlerin dünya çapında en fazla desteği aldığını ortaya koyuyor.

Bu tür hükümet destekleri, ülkelerin sera gazı salımı azaltma ve Paris Anlaşması'nın hedeflerine ulaşma çabalarına ters düşüyor ve doğrudan çelişiyor. UNEP'te yeşil ekonomi politikası çabalarına öncülük eden ve raporun baş yazarlarından biri olan Joy Kim, şu anda ülkelere iklim değişikliğini finanse etmek için 100 milyar dolar taahhütte bulunma çağrısı yapıldığını ve ormansızlaşmayı önlemek adına oluşturulmuş bir program olan REDD Plus'ı finanse etmek için 4 milyar dolar taahhüt edildiğini belirtiyor. Öte yandan, bu eylemlere ters düşecek şekilde hükümetler çevreye zararlı tarımsal uygulamaları desteklemek için 470 milyar dolar harcıyor.

Et ve süt ürünlerinin üretimi, arazi kullanımı değişikliği yoluyla (çiftçiler mera veya tarla yapmak için ağaçları kestiğinde) doğrudan ormansızlaşmaya katkıda bulunuyor. Hükümetler ayrıca üretimi artırmak için kirletici tarım kimyasallarının kullanımına finansal destek sağlıyor. Joy Kim, artan küresel finansman taahhütlerinin verimsizliğini vurgularken, aslında tarım sektörüne ayrılan desteğe bakılması gerektiğini belirtiyor. Sübvansiyonlar, bu ürünleri, sübvansiyon almayan meyve ve sebze gibi diğer ürünlere göre dezavantajlı bir şekilde daha ucuz hale getirebiliyor.

Ayrıca, bu tarımsal destekleri kimlerin aldığı konusunda da bir eşitsizlik bulunuyor. Mevcut gıdaların %35'ini topraklarının sadece %12'sinde üreten ve dolayısıyla büyük çiftliklerden kilometrekare başına daha üretken olan küçük çiftlikler, daha büyük çiftliklere ve sanayi gruplarına göre daha az sübvansiyon alıyor.

Endüstri bu şekilde çalışmaya devam ederse, 2030 yılına kadar küresel tarımsal desteklerinin 1,7 trilyon dolara çıkabileceği, çevre, küçük çiftçiler ve küresel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin daha da kötüleşebileceği öngörülüyor. Bu durum aynı zamanda gıda sistemimizin ne kadar bozuk olduğunun da bir işareti niteliğinde çünkü tüm mevcut sübvansiyonlara rağmen, 2020'de dünyada 811 milyon insan kronik açlıkla karşı karşıya kaldı ve 2019'da yaklaşık üç milyar insan sağlıklı beslenme olanaklarına erişemedi.
Rapor, tarımsal sübvansiyonların tamamen ortadan kaldırılmasını değil, ülkelerin desteklerini yeniden yönlendirmesini savunuyor. Hükümetler, gıdaya erişimi ve gıdanın satın alınabilirliğini iyileştiren altyapıya yatırım yapabilir ve sübvansiyonlar verimli sulama sistemleri gibi temiz teknolojiler için kullanılabilir.

Kim, COVID-19 pandemisinin de etkisiyle, birçok ülkenin, özellikle gelişmekte olan ülkelerin, aslında çok ciddi mali kısıtlamalar ve artan borç seviyeleriyle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Bu durum da içinde bulunduğumuz dönemin, hükümetlerin kamu harcamalarının verimliliğini iyileştirmesi, verimsiz kamu harcamalarını azaltması ve kamu harcamalarını sürdürülebilirlikle uyumlu hale getirmesi için mükemmel bir zaman olduğuna işaret ediyor. Aksi takdirde, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitliliği finanse etmeye yönelik çabalar da yetersiz kalıyor.
 
 

SHARE: