Menu TR

S360Mag

27 November

Liderlik Hakkında Farklı Bir Öğretici: Tango

A. Eren Öztürk

Uzun yıllar önce yaklaşık bir yıl süre ile tango ile ilgilenmiştim. Önceleri zorla bir şeyler yapmaya çalışsam da ne yalan söyleyeyim, sonradan çok sevdiğim bir uğraş haline geldi . Uzun zaman yüksek koordinasyon ve ritim duygusu gerektiren sporlarla uğraşmış olmanın da verdiği avantajla, tangoda erkeğe biçilmiş olan liderlik etme görevini layıkıyla yerine getirdiğimi düşünürdüm. Ta ki, bu yılın Eylül ayında yeniden tango ile karşılaşana kadar… Bir dans, sürdürülebilirliğe ulaşmakta zorlandığımız bir dönemde, gereken farklı liderlik yaklaşımı için size neler öğretebilir dersiniz?
Doktora çalışmam ile alakalı katıldığım ‘Sustainable Leadership’[1] modülünün ilk akşamında tango pratiği vardı. Daha önceden bu dansı deneyimlemiş birisi olarak oldukça heyecanlı bir akşam olacaktı benim için ve öyle de oldu! Aslında mevzunun ilk andan itibaren öncekilerden farklı gelişmesi beni önce tedirgin, sonrasında ise memnun etti. İlk olarak, pratik sırasında beni derinden etkileyen bir gözlemle başlayayım. Tangodaki yürüyüş, sıradan bir yürüyüşe benzemekle birlikte altında bazı farklılıklar içerir. Bunlardan ilki yerin gücünü kullanmaktır. Dersi veren hoca, yeri kullanmamızı ve onun gücünden faydalanmamızı istediğinde, salondaki herkeste gözlemlediğim tek bir değişiklik vardı: Yavaşlamak! Yeri kullanmaya çalıştığımızda, onun gücünden destek aldığımızda olan şey; yavaşlamak, kendi hareketlerimizin ve salonda olan diğer katılımcıların -dolayısıyla ‘çevre’mizin- farkına varmaktı. Daha yavaş ama daha güçlüydük. Alçak gönüllü, ne yaptığını bilen, aklı başında ve ayakları yere basan[2] sıfatlarının, liderlik söyleminde fazlasıyla yer kapladığının altını çizmek isterim ve salonda o anda olanlar yukarıdakilerin tam karşılığıydı. Aynı zamanda yavaşlamak ve kendimizi fark etmek, ‘o anda bulunmayı’[3] sağlıyordu. İşte size liderlik yaklaşımlarının bir başka olmasa olmazı! Kısacası, ayaklarımız yere bastığında; kendimiz, çevremiz, o ‘an’da olanlar ve tüm bunlar arasındaki ilişkiler gözlerimizin önüne serildi.   

İkinci gözlemim ise, bu dansın güçlü bir biçimde cinsiyet ile ilişkilendirilmiş olması üzerineydi. Daha önceki deneyimim cinsiyet temelinde bana sadece liderlik etmeyi öğretmişti. Ancak hikâye burada son bulmayacaktı. Partnerimle rolleri değiştiğimizde, yani onun bana liderlik, benim de ona takipçilik yaptığım kısımda tam anlamıyla çuvalladım! Çünkü arka planda beynimin bana dikte ettiği şey liderlik etmemdi ve dolayısıyla takip etmeyi türlü başaramıyordum. Önceden -ve muhtemelen yanlış ya da eksik olarak- öğrendiklerim beni o ‘an’dan uzaklaştırıyor ve yanlış hareket etmeme neden oluyordu. Bildiklerimi unutmaya karar verip zihnimi serbest bıraktığımda ‘an’ın farkına vardım ve ancak bunu denediğimde biraz yol almaya başladık. Ne zaman ki yönlendirmeye ve  liderlik etmeye dair fikirlerimi unutmaya[4] karar verip geride bıraktım ve kendimi, yönlendirilmeye ve karşımdakine güvenmeye verdim, işte o anda iyi bir tango partneri haline dönüştüm. Güven alış verişinin mevcut olmadığı organizasyonlar ve daha genel haliyle toplumlar, sürdürülebilirliğin sağlanması konusundaki en temel yapıtaşından mahrum kalmışlar demektir. Çünkü güven, sürdürülebilir bir topluma ulaşmada en temel etkenlerden birisidir. Bunun en basit seviyedeki yansıması ise tam olarak karşımda, birlikte dans ettiğim insanla aramda duruyordu.

Sürdürülebilirlikle ilgili sorunların uzun zamandır çözüme kavuşmadığını, mevcut bakış açısıyla da kavuşamayacağını ve yeni bir liderlik yaklaşımına gereksinim duyduğumuzu önceki yazımda dile getirmiştim. Aslında sürdürülebilirlik; birkaç LEED sertifikalı bina, hibrit otomobiller, LED aydınlatmalar, enerji verimli diz üstü bilgisayarlar ve benzerleri ile gerçekleşmeyecek. Zihinsel bir dönüşüme ve bu dönüşüme liderlik edecek bir bakış açısına ihtiyacımız var. Bunu da ilk olarak kendimizi dinleyerek, içimize dönerek, kim olduğumuzu,kendimize ve içinde yer aldığımız topluma ne verebileceğimizi anlamaya çalışarak ve artık günlük koşuşturmalar içerisinde kaybolmayarak sağlayabiliriz. En azından iyi bir başlangıç noktası olacaktır bu. Bahsettiğim dönüşümü kendimizde sağladıktan sonra zaten bu yaklaşımı benimseyecek, bunun parçası olmak isteyecek insanlar, organizasyonlar ve toplumlar ortaya çıkmaya başlayacaktır. William Arthur Ward’ın dizelerinde de söylediği gibi: “Liderlik etmeden önce hizmet etmemiz, hizmet etmeden önce hazır olmamız, hazır olmadan önce öğrenmemiz, öğrenmeden önce dinlememiz, dinlemeden önce sessiz olmamız gerekir.“ 

(Resim kaynağı: www.fubiz.net - Tumbleweed Tango Animation)


[1] Bilgi için: http://www.cumbria.ac.uk/Courses/Subjects/BusinessComputing/Postgraduate/SustainableLeadershipPGC.aspx
[2] İngilizce dilindeki haliyle ‘grounded’.
[3] İngilizce dilindeki haliyle ‘being present’
[4] İngilizce dilindeki haliyle ‘unlearning’

SHARE: