Menu

26 November

Türkiye’de kamu çalışanı LGBTİ+ araştırması

*Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Kaos GL Derneği tarafından yürütülen Türkiye’de Kamu Çalışanı Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks ve Artıların Durumu başlıklı araştırma, farklı iş kollarında çalışan LGBTİ+ katılımcıların işe başlama süreçleri, genel çalışma koşulları ve işyerlerinde yaşadıkları ayrımcılık deneyimlerini ortaya koyuyor. Bu yıl beşincisi gerçekleştirilen araştırma, Türkiye’de LGBTİ+ ve kamu çalışanı olan toplam 221 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Önceki yıllarda olduğu gibi, 2021 araştırması da istihdamda ayrımcılığın önlenmesi ve eşitliğin sağlanması için henüz yeterli adımların atılmadığını gösteriyor.
 
Araştırmaya göre cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve cinsiyet özelliklerine dayalı ayrımcılık kamuda istihdama erişimde ciddi bir engel oluşturuyor. Çoğu zaman LGBTİ+'lar işsiz kalma veya ayrımcılığa uğrama endişesiyle cinsel kimliklerini gizlemek zorunda kalıyor. Verilere göre işe alım sürecinde ayrımcı tutum, söylem, davranış ya da uygulama ile karşılaşanların oranı %4,5, ancak katılımcıların büyük bir kısmı bu düşük oranı cinsel kimliklerini gizlemelerine veya bunun belli olamamasına bağlıyor.
 
Ayrımcılığa uğrama riski işe alındıktan sonra devam ettiğinden, LGBTİ+ çalışanların birçoğu çalışma hayatı boyunca cinsel kimlikleri konusunda tamamen açık davranamıyor. Katılımcıların sadece %5’i çalıştıkları kurumda bu konuda tamamen açık olduğunu söylüyor. Özel sektörde ise bu konuda açık olduğunu belirten çalışanların oranı %17,2. Araştırmacılara göre bu veriler LGBTİ+ çalışanların kamuda ayrımcılık ve nefret söylemiyle karşılaşma riskinin daha yüksek olduğuna dair bir işaret.
 
Cinsel kimliğin gizli tutulmasının iş yerlerinde LGBTİ+’ları nefret söylemlerinden ve ayrımcılıktan koruduğu da söylenemez. Araştırmaya göre, cinsel kimliğinin tamamen kapalı olduğunu söyleyen 105 kişiden 9’u işe alım veya sonrasında bizzat kendine yönelik ayrımcılığa maruz kaldığını, 64’ü ise nefret söylemine tanık olduğunu belirtiyor. Bu, cinsel kimliğinin gizli tutulmasının kişilerin ayrımcılığa uğrama riskini ortadan kaldırmadığını gösteriyor.
 
Cinsel kimliğinin tamamen veya kısmen açık olduğunu belirten katılımcılar arasındaki ayrımcılığa uğrama oranları genel ayrımcılığa uğrama oranlarının da üstünde. İşe alım süreçlerinde açık olduğunu belirten katılımcıların %18,8’i, çalıştığı işyerinde açık olduğunu beyan eden katılımcıların da %27,7’si ayrımcılıkla karşılaştığını ifade ediyor. Bu oranlar araştırmaya katılanların genelinde ise sırasıyla %4,5 ve %15,8. Araştırmacılar, son dönemde devletin çeşitli kademelerindeki görevliler tarafından LGBTİ+’lara yönelik ayrımcı söylemlerin kamusal alanda yaygınlaştırılmasının kurumlarda ayrımcılığı artıran bir etken olabileceğini belirtiyor.
 
Ayrımcılığa karşı kamuda koruma mekanizmaların bulunmaması, bulunduğu durumlarda ise genellikle etkisiz kalması da LGBTİ+ çalışanları için ciddi bir sorun oluşturuyor. Çalıştığı kurumda cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve cinsiyet özelliklerine dayalı ayrımcılığı önlemek için kurallar veya kurullar olduğunu belirten katılımcı oranı yalnızca %5,9. LGBTİ+ çalışanlar resmi kanallar yolluya sonuç alacaklarına inanmamakla birlikte, bu süreçte çalışanlarda daha da mağdur edilme, işini kaybetme ve cinsel kimliğinin açığa çıkması endişelerinin baskın olduğu görülüyor.
 
Sendika ve meslek örgütleri LGBTİ+ çalışanlar için kamu kurumlarına göre bir nebze daha güvenli alanlar sağlayabiliyor. Bu tür örgütlerde ayrımcılığa uğrama ve nefret söylemiyle karşılaşma oranları daha düşük olsa da araştırmaya göre kamu çalışanı LGBTİ+’lar arasındaki sendika ya da meslek örgütü üyesi olma oranları düşük. Üye olanlar ise bu örgütleri genelde LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığa karşı mücadele alanları olarak görmüyor. Cinsel kimliği konusunda açık olmama hali, LGBTİ+ çalışanlarının kendi aralarında iletişim ve dayanışma ağları gibi güçlendirme mekanizmalarının oluşmasını da zorlaştırıyor. 
 
Araştırma kapsamında bu yıl Covid-19 pandemisinin LGBTİ+’ların çalışma hayatı üzerindeki etkileri de incelendi. Katılımcıların büyük kısmı pandeminin kendisini bu açıdan ekilemediğini söylerken, uzaktan çalışma nedeniyle nefret söylemi ve ayrımcılık riskinin azaldığını ve kendilerini daha güvende hissettiklerini belirten katılımcılar da var. Öte yandan katılımcılar pandemi nedeniyle kimliklerini açık yaşayabildikleri sosyal çevrelerinden de yoksun kalmalarının yalnızlaştırıcı etkilerinden ve pandeminin yarattığı işsizlik riski ve gelecek kaygılarından olumsuz etkilendiklerini belirtiyorlar.
 
Çalışma, LGBTİ+ çalışanların ayrımcılıkla karşılaşma riskine karşı iş arama ve işe alım süreçlerinden başlayarak, iş hayatı boyunca cinsel kimliğini gizlemeleri ve sürekli temkinli davranmak zorunda kalmalarının bir ayrımcılık biçimi olduğunu vurgularken bunun bireyler için ağır psikolojik etkilere yol açtığını belirtiyor. Araştırma, LGBTİ+ çalışanların en öncelikli talebinin özgürlük ve görünürlük olduğunu ve bu talebin yerine getirilebilmesi için toplumsal farkındalığın artması ve etkili huku­ki koruma mekanizmalarının geliştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Araştırmanın sonuçları ise bu konuda henüz yeterli adımların atılmadığını ortaya koyuyor. LGBTİ+’ların istihdama erişimindeki zorlukların giderilmesi ve huzurlu bir çalışma hayatı sürdürebilmeleri için hem hukuk alanında hem kurumsal politikalar çerçevesinde hem de sivil toplum alanında etkin stratejiler geliştirilmesi gerekiyor.
 

SHARE: