Menu

17 September

İklim politikası için kritik haftalar

*Bu haberi 3 dakika içinde okuyabilirsiniz.

COP26 (Conference of Parties- 26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı)’dan önce iklim değişikliği konusunda büyük bir atılım sağlamaları için hükümetler üzerindeki baskı artıyor. 31 Ekim’de Glasgow’da başlayacak olan konferansta uluslararası bir anlaşma imzalanabilmesi iklim politikası için büyük bir önem taşıyor. COP Başkanı Alok Sharma bu zirvenin “kömürün tarihe gömülmesi” yönünde önemli bir fırsat olduğunu savunuyor. Ağustos ayının başlarında yayınlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change -IPCC) raporunun ise ülkelerde söz sahibi olan zihniyeti harekete geçirmesini umduğunu belirtiyor. IPCC tarafından yapılan araştırma, insanlığın 19. yüzyılın sonundan bu yana ortalama küresel sıcaklıkları 1,1°C arttırdığını ve sera gazı salımları aynı düzende devam ettiği takdirde bu artışın 1,5°C’ye varabileceğini gösteriyor.

Glasgow’daki sürecin başarıya ulaşıp ulaşmayacağı ise dünyanın sera gazı salımının iki öncü kaynağına bağlı: Çin ve ABD. Çin daha fazla kömür santrali inşa etmeyi bırakma vaatlerini içeren iddialı bir net-sıfır yol haritası yayımlarken ABD yoksul ülkelerin yeşil enerjiye geçişine ve iklim değişikliğine uyum sağlamasına yardımcı olmak için on yıllık bir taahhüt verdi.

Gelecek birkaç hafta ise iklim politikası açısından kritik bir süreç. Politico’da aktarıldığı üzere, ABD Başkanlık İklim Elçisi John Kerry, son bir diplomatik baskıyla Çin ve Japonya’yı ziyaret edecek. Bu seyahate eşlik etmesi beklenilen Sharma’nın hala fosil yakıt kullanıma devam eden Çin ile bunu sonlandırması için konuşması bekleniyor. Greenpeace’in ağustos ayında yaptığı bir araştırmaya göre eyalet hükümetleri bu yılın ilk yarısında 24 yeni kömür santrali projesine yeşil ışık yaktı. Bu sonuç, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’e 2020 yılında ilan ettiği 2060 için net-sıfır hedefi ile çelişiyor. Kerry, 2060 net-sıfır planını açıklayan Çin’in bu planının iklim krizini engelleme konusunda yetersiz olduğunu belirtiyor ve sera gazı salımlarını 2030 yılına kadar azaltmadıkları takdirde takip eden yıllarda dünyayı daha kötü felaketlerin beklediği konusunda uyarıyor.

ABD ise iklim finansmanı konusunda diğer ülkelerin gerisinde kalıyor. On yıl önce, zengin ülkeler, yoksul ülkelerin iklim değişikliğinin en kötü etkileriyle mücadele etmeleri ve yeşil yakıtlara yönelmelerine yardımcı olmak için 2020 yılına kadar yılda 100 milyar dolar yardım yapma sözü verdi. Ancak bu hedefe ulaşılamadı ve gelişmekte olan ülkeler bu yardım olmadan sera gazı salımlarını daha hızlı azaltamayacaklarını belirtiyor.

Son seçimlerden sonra iklim değişikliği üzerine dikkate değer vaatleri olan Joe Biden ABD’nin iklim politikası konusunda sessizliğini bozdu. Geçtiğimiz haftalarda gerçekleşen Ida Kasırgası felaketin sonra konuşan Joe Biden, yıllardır bilim insanlarının aşırı iklim felaketlerine karşı uyarmasından sonra aşırı hava olaylarının içinde olduklarını, iklim krizi ile mücadele konusunda kritik noktaların aşıldığını ve gelecek nesle temiz bir dünya bırakabilmek için çok fazla zamanlarının kalmadığına değindi. Biden 1,2 trilyon dolarlık altyapı anlaşması ve 3,5 trilyon dolarlık yatırım paketi ile karbon salımlarını sıfırlamayı, temiz enerjiyi yaygınlaştırmayı, temiz yakıtlı araçları ve sürdürülebilir ulaşım sistemlerini desteklemeyi taahhüt etti.

Kerry’nin Çin’in iklim politikaları üzerine yapacağı Çin’deki görüşmesi çok kritik bir konumda. 2015 Paris Anlaşması’nın başarısı, 2014 yılı ABD Başkanı Barack Obama ile Xi arasında yapılan bir anlaşmadan doğmuştu. Bu sebeple dünyanın en büyük iki karbon kaynağı anlaşmaya vardığında diğer ülkelerin tek bir amaç üzerinde el sıkışması ise daha kolay olacaktı. Ancak iki süper güç arasındaki gerilimler devam ederken, COP26’den önce bu anlaşmanın yapılması güçleşiyor. Çin ile ikinci görüşmesini bitiren Kerry’nin aktardığı üzere Çin, ABD’nin şartlarını kabul etmeyi reddetti. Ancak bu gelişme iklim değişikliği konusundaki görüşmelerin odağını Pekin ve Vaşington arasındaki anlaşmazlıktan başka bir yöne değiştirmeyecek. Dünyadaki sera gazı salımının en büyük sebebi olan iki ülkenin tavrını değiştirip ortak bir amaçta birleşmesinden başka bir seçenek kalmadığı ise bir gerçek.
 

SHARE: