Menu TR

S360Mag

4 September

Siz Olsanız Ne Yapardınız?

Türkiye, Orta Doğu ve AB ülkelerinin gündeminde son günlerde oldukça büyük bir insani problem olan mülteci krizi yer alıyor. Son bir yıldır, geleneksel basın ve sosyal medyada yankı bulan hikayelerle güçlenen, somut, giderek daha trajik hale gelen bir insani krize tanık oluyoruz. Mültecilerin içinde bulundukları durum, temel insan haklarının korunması ile iç içe bir konu. Gerek savaş, gerek sivil baskılar veya ekonomik zorluklar sebebiyle göç etmek durumunda kalan bireylerin üzerilerinde vatandaşlığın beraberinde getirdiği uluslararası bir koruma olmaksızın, güvencesiz ve hem sert doğa şartları, hem de çatışmalar ve farklı güvenlik risklerini göze alarak, sonu belli olmayan uzun yolculuklara çıkmalarının iki boyutu olduğu düşünülebilir. İlk boyutu, mültecileri ilgilendiren yukarıda bahsettiğimiz “insani” boyutu. İkinci boyutu ise bu mültecilerin sığınmak için seçtikleri ülkeye vardıkları andan itibaren tetiklenen karmaşık politik, ekonomik, kültürel sorunları içeren “sosyal” boyutu.

Elbette, mülteciler kadar bu boyutu ülke vatandaşlarını da ilgilendiren, adaptasyon / asimilasyon / birlikte yaşama gibi farklı seçenekleri gündeme getiren ve ülkelerin zaman zaman iç sosyal ve siyasi dengelerini değişikliğe uğratabilen bir boyut. Dolayısıyla, küresel düzeyde kabul gören sürdürülebilir kalkınma başlıklarından insan hakları, temel sosyal hak ve sosyal güvenceler, fırsat eşitliği gibi konuları da yakından ilgilendiriyor ve mültecilerin göç ettikleri ülkelere yerleşmeleriyle, bu konu hükümet ve STK’lar kadar, şirketlerin de ajandasına girecek bir konu olarak görünüyor.  

Mülteci krizi ile ilgili olarak, öncelikle BM Mülteciler Yüksek Komiserliği UNHCR’a göre göçle ilgili terimlerin tanımlarını vererek başlayabiliriz:

Göçmen (muhacir): Bir ülkeden başka bir ülkeye yerleşmek amacıyla göç eden kişidir. Hukuki olarak göçmen veya göçmenler, en az iki ülkeyi ilgilendirmektedir. Biri bırakılan ülkedir, öteki yerleşilen ülkedir. Bırakılan ülke için göç bir dışa göç (emigration), yerleşilen ülke içinse bir iç göç (immigration) olayıdır. İçe göçene immigrant, dışa göçene emigrant denir. Göçmen; mülteci tanımında bulunan nedenlerin dışında, çoğu zaman ekonomik gerekçelerle, ülkesini gönüllü olarak terkederek başka bir ülkeye, o ülke yetkililerinin bilgi ve izni ile yerleşen kişidir.

Mülteci: Ülkesinde ırk, din, sosyal konum, siyasal düşünce ya da ulusal kimliği nedeniyle kendisini baskı altında hissederek kendi devletine olan güvenini kaybeden, kendi devletinin ona tarafsız davranmayacağını düşüncesi ile ülkesini terkedip, başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunan ve bu talebi o ülke tarafından ‘kabul’ edilen kişidir. (refugee)

Sığınmacı:  Ülkesini terk eden ve henüz sığınma talebi, kaçtığı ülkenin yetkilileri tarafından 'soruşturma’ safhasında olan kişidir. (asylum seeker)

Akdeniz’de yalnızca 2014 yılında Afrika, Suriye ve diğer Orta Doğu ülkelerinden yukarıda belirtilen nedenlerle göç ederek AB sınırlarına giren insan sayısı 220 bin olarak tahmin ediliyor. Başlıca göç veren ülkeler: Afganistan, Cezayir, Bangladeş, Çad, Mısır, Eritre, Etiopya, Gambiya, Gana, Gine, Hindistan, Irak, Fildişi Sahilleri, Libya, Mali, Moritanya, Fas, Nijerya, Pakistan, Filistin, Senegal, Somali, Sudan, Suriye, Tunus ve Zambiya. Göçmenler Türkiye, Yunanistan, Balkanlar ve Kuzey Afrika üzerinden tehlikeli kara ve deniz yollarını riskli yöntemlerle aşmaya çalışıyorlar. 

Peki siz olsaydınız, ne yapardınız? Hem mültecilerin maruz kaldıkları insan hakları ihlalleri ve kötü şartlara dikkat çekmek, hem de çoğunlukla istatistiksel olarak yaklaşılan bu karmaşık konuya daha bireysel bir bakış açısıyla bakmak için sizleri BBC’nin hazırladığı interaktif testi çözmeye davet ediyoruz. 

Eğer siz Suriye’den AB’ye göç etmek zorunda kalsaydınız, hangi yöntemlerle, hangi yollardan gitmeyi tercih ederdiniz ve bu tercihleriniz nasıl sonuçlanırdı sorularından yola çıkan simulasyona ulaşmak için tıklayın. Başka faktörlerin yanında toplumsal cinsiyete göre bireylerin de bu zorlu yolculukta ne kadar farklı tehlikelerle karşılaştığını da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Ne yazık ki, kadınlar kadar, engelliler, yaşlılar ve çocuklar gibi toplumun daha hassas kesimlerinin de bu yolculuklarda orta yaşlı sağlıklı bir erkeğe göre daha çok zorlandığı da bir gerçek.

Dünya genelindeki savunmasız milyonlarca insana ve her gün karşılaştığımız mültecilere nasıl yardım edebiliriz? 
Dünyanın en büyük mülteci yardım ajansı UNHCR aracılığıyla yardımda bulunmanın birçok yolu var. Bunlardan birincisi alanda yapılan acil durum çalışmalarına bağışlar aracılığıyla fon sağlamak. Bu bağışların ne kadar olduğunun hiç önemi yok; yapılan her miktardaki bağış yardımcı olacaktır. Yapacağınız bağışlar ihtiyaç içindeki mültecilere barınak, yemek, temiz su, eğitim ve sağlık hizmetleri olarak geri dönüyor. 

UNHCR’a yardım etme yolları arasına gönüllülük de var. Gönüllü olmak için bu bağlantıya tıklayınız. Hem şahsen, hem de organizasyon olarak gönüllü olabilirsiniz. Üstelik online olarak da yardımcı olmak mümkün. UNHCR’ın sitesinde hesap açarak, hangi konuda yeteneklerinizi ve zamanınızı kullanarak yardımcı olabileceğinize karar verebilirsiniz.

UNHCR’ın yanı sıra birçok uluslararası, ulusal ve yerel dernek mültecilere erzak yardımı ve maddi destekte bulunuyor. Bağış yapabileceğiniz uluslararası kuruşlar arasında, Save the Children (bebek bezi, hijyen paketleri ve gıda dağıtımı yardımları), MOAS (denizlerde mülteci ölümlerinin önüne geçilmesi), International Rescue Committee (mültecilere barınma desteği, hukuki destek) gibi pek çok kuruluş bulunuyor. Ayrıca online imza kampanyalarına katılmak, sivil toplum hareketlerinde gönüllü olarak destek vermek gibi farklı bir çok yolla mültecilere yardımcı olabilirsiniz. Basit bir araştırma ya da haber kaynakları, sosyal medya gibi yollarla pek çok yardım kanalına erişmek mümkün. 

Mültecilerin yaşadıkları hakkında haberler okuyup, ertesi gün onlara yardımcı olabilecek hiçbir şey yapmadan hayatınıza devam etmeyin.


SHARE: