Menu TR

S360Mag

4 September

Yeni Ekonominin Altın Kuralları

Kurumsal sürdürülebilirlik alanında önde gelen düşünce kuruluşlarından Cambridge Üniversitesi Sürdürülebilirlik Liderliği Enstitüsü (CISL) hükümetlere, finansal kurumlara ve şirketlere ayrı ayrı görevler yükleyen yeni ve sürdürülebilir bir ekonomi planı hazırladı. Duymaya alışkın olduğumuz 5 yıllık ekonomik kalkınma planlarına benzer olarak, 10 yıllık bir sürede global ekonominin nasıl daha sürdürülebilir ve kapsayıcı hale getirebileceğini ele alan Rewiring the Economy raporu, ekonominin üç önemli aktörü diyebileceğimiz hükümet, finansal kurumlar ve şirketlere stratejik bir yol haritası çiziyor. 

Rapor, farklı aktörler arasında işbirlikleri geliştirilerek, ekonomik sistemin çevre ve toplum üzerindeki negatif etkilerinin en aza indirildiği hatta bu etkilerle mücadele edilirken ekonomik olarak da yeni fırsatların yaratıldığı bir dünya hedefiyle kaleme alındı. Bu hedefin gerçekleştirilebilmesi için rapor, hükümet, şirket ve finansal kurumlara 10 tane ana görev yüklüyor. İlk üç hedef hükümetlere, ikinci üç finansal kurumlara, son üç ise şirketlere verilen görevler. 

1) Doğru göstergeleri ölçmek, doğru hedefler koymak: Yeni ölçüm sistemleri geliştirerek doğal ve sosyal kapitalin ekonomik gelişmeye olan katkısı daha doğru ölçülebilir.

2) Vergi politikaları ile ekonominin dışsallıklarını düzeltmek: Hükümetler teşviklere olan yaklaşımlarının Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne karşı sonuçlar doğurmadığından emin olmalı. Ekonomik gelişme uğruna doğa ve sosyal gelişim ihmal edilmemeli. 

3) Sosyal açıdan yararlı inovasyona öncelik vermek: Hükümetler inovasyona destek olmalı. 

4) Uzun vadeli yatırım anlayışını geliştirmek: Finansal değer zincirinde sürdürülebilirliğin sağlanması için yeni teşvikler geliştirilmeli. 

5) İş faaliyetlerinin gerçek maliyetlerini (çevre ve sosyal etkilerini de hesaba katarak) yansıtmak: Ne sigorta faaliyetlerinde, ne de kredi ve borçlanma gibi diğer finansal işlemlerde yapılan ekonomik aktivitenin doğa ve toplum üzerindeki uzun vadeli etkisi henüz yeterli derecede dikkate alınmıyor. Gayri nakdi risk ölçüm araçlarının geliştirilmesi bu konuda iyi bir fırsat doğurabilir.  

6) Sürdürülebilir iş modellerini desteklemek için finansal yapıları yenilemek: Sosyal şirketler (social enterprise) geleceğin şirketleri. Çevresel, insani ve toplumsal ihtiyaçları görüp, bunlara cevap geliştirirken benimsedikleri ekonomik modeller sayesinde dünya için fayda yaratırken, karlı olmayı da başarabilen bu girişimler kar için çalışan şirketler ile kar amacı gütmeyen kuruluşların arasında bir yerde duruyor. Paylaşma ekonomisinin potansiyeli, yeni jenerasyonun iş ortamında aradığı aidiyet hissi bu tip girişimlere destek olmayı gerektiriyor.

7) Cesur hedeflerle daha çok değer yaratmak için üretmek: Artık büyürken çevreyi kirleten veya insanı gözardı eden şirketler kabul görmüyor. Yeni dünyaya en hızlı ayak uydurabilen şirketler itibar riskleri kadar kendi gelecekleri için de stratejik sürdürülebilirlik yatırımları yapmak durumunda. İyi bir şirket olmak için günümüzde yüksek cirolar yetmiyor; çalışanlar, içinde faaliyet gösterilen yerel toplumlar ve doğaya karşı adil ve saygılı davranmak, etkileri nötralize etmek hatta pozitif etki yaratmak gerekiyor.

8) Veri ölçme ve veri paylaşma çerçevelerini geliştirmek: Şeffaflık ve uzun vadeli planlama yatırım sürdürülebilirliğinin anahtarı. Bu sayede hem paydaşlar bilgileniyor, farkındalık düzeyi artıyor, hem yatırımcılar daha rasyonel kararlar alabiliyorlar. Bu tarz bir bakış açısını geliştirmek, yine ilk maddedeki yeni göstergelerin geliştirilmesine bağlanıyor zira, üretilen ekonomik değeri sadece ciro ile ölçmediğimiz, istihdamı, yapılan yatırımları, kss projelerine harcanan miktarları da katınca şirketlerin gerçekte yarattığı ekonomik değere ulaşabiliyoruz. 

9) Kapasite geliştirmek ve daha büyük kitleleri harekete geçirmek için teşvik etmek: İş sürdürülebilirliği büyük ölçüde, yeni yeteneklerin keşfedilmesine ve şirkette tutulmasına bağlı. Bu yetenekleri şirket bünyesinde tutmak da onları memnun etmekten geçiyor. Eğitimler, kişisel gelişim programları, mentorluk gibi araçlarla günümüzün kolay tatmin olmayan ve çok yönlü Y jenerasyonunun yetenekleri en iyi şekilde kullanılabilir. Kısacası yetenek ve insana yatırım yapmak her zaman akıllıca. 

10) İletişim ve pazarlamayı doğru kullanmak: Sürdürülebilirlik ile ilgili tartışmalarda her zaman kullanılan bir argüman da toplumun hazır olmamasıdır. Hazırlıktan kastedilen aslında toplumun bu konulara yeterli önemi atfetmemesi olarak karşımıza çıkar. Ne var ki günümüzde artık birçok marka kendi bilinçli tüketicilerini kendisi yaratıyor. Beslenme, giyim gibi konularda şirketlerin nasıl bir farkındalık yarattığını görebiliyoruz. Avrupa ülkelerinde plastik tobayı ücretli yaparak ve her kasanın yanına plastiğin zararıyla ilgili bir yazı asan süpermarketler bu alışkanlığı tarihe karıştırmak konusunda kararlı. Tüketiciler de artık moda olan bez çantalarını severek takarak alışverişe çıkıyorlar. Trendler sayesinde sürdürülebilirlik konusunda farkındalık da artmış olabiliyor. Elbette bu gibi kampanyaları yaparken yeşil badana tehlikesine dikkat etmek gerek. 

Şekil 1: Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri: Eylül 2015′te Milenyum Kalkınma Hedeflerinin yerini alacak olan Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri (Sustainable Development Goals-SDGs) aşağıdaki tabloda verilmiştir.



Şekil 2: CISL’in önümüzdeki 10 yıl için belirlediği 10 görev ile SDG’lerin nasıl karşılandığını, hedef ve aksiyon arasındaki bağlantıları aşağıdaki şekilden görebilirsiniz.



Daha fazlası için: http://www.cisl.cam.ac.uk/about/rewiring-the-economy#sthash.eiNsrXjA.dpuf

SHARE: