Menu TR

S360Mag

22 December

Yapay zeka ülkeler arası uçurumu derinleştirebilir mi?

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Yapay zeka, robotlar, büyük veri gibi yükselen yeni teknolojilerin üretim süreçlerinde devrim yaratması bekleniyor. Bu yenilikler, aynı zamanda, gelişmekte olan ekonomileri ciddi biçimde etkileme ihtimaline sahip. Amerika Birleşik Devletleri ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin ekonomik gelişim süreçlerinin erken safhalarında sahip oldukları fırsatlar ve potansiyel büyüme olanakları, bugünün dünyasında Tanzanya, Kamboçya gibi ülkelerin karşı karşıya olduğu durumdan oldukça farklı.
 
Otomasyonun geldiği son aşamanın gelişmekte olan ekonomiler üzerindeki etkisini olumlu ve olumsuz açılardan ele alan değerlendirmeler mevcut fakat bu konuya yönelik sistematik bir analiz yok denecek kadar az. Bu kapsamda Dünya Ekonomik Forumu (WEF) yapay zeka devrimini, gelişmekte olan ülkeler perspektifinden ele alan yeni bir araştırma ortaya koyuyor. WEF çalışanlarının araştırmaları sonucunda ortaya çıkan bulgulara göre gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki uçurumun, yatırımların gelişmekte olan ülkelerden otomasyon süreçlerini halihazırda tamamlamış gelişmiş ülkelere kaymasıyla daha da artacağı belirtiliyor.

Bu durum ayrıca, normalde gelişmekte olan ülkeler için bir avantaj olarak görülen artan iş gücünü bir dezavantaja dönüştürerek yeni teknolojilerin iş gücü için tamamlayıcı bir etkiye sahip olmasındansa, var olan iş gücünün yerini alabilecek şekilde konumlanmasına sebep olabilir.
 
15 yıl öncesine kadar robotların sadece rutin, yaratıcılıktan uzak, analitik düşünceye ihtiyaç duyulmayan görevler için insan emeğinin yerini alabileceği düşünülüyordu. Fakat artık, gelişen yapay zeka teknolojileri ile beraber robotlar çok çeşitli görevleri yerine getirmenin yanı sıra bazı noktalarda insan üstü yetenek ve kapasiteye sahip. Bu doğrultuda WEF’in gerçekleştirdiği araştırma, gelişen teknoloji ile beraber robotların pek çok alanda işçilerin yerine geçecek olması varsayımına dayanıyor.
 
Araştırma modelinde biri gelişmiş, diğeri gelişmekte olan iki ülke üretimin üç değişkenini ele alarak karşılaştırılıyor; İş gücü, sermaye ve yeni teknolojiler (“robot”lar). Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler arasında oluşabilecek fark ise üç temel unsura dayandırılıyor; Toplam üretimdeki pay, yatırım akışı ve ticaret şartları.
 
Toplam üretimdeki pay: Toplam faktör verimliliğinin yüksek olması nedeniyle gelişmiş ülkelerde ücretler daha yüksek. Ücretlerin yüksek olması ise en baştan robotların işçiler yerine kullanılma olasılığını artırıyor. Robotların üretkenliği artırmasıyla birlikte de gelişmiş ülkeler uzun vadede daha avantajlı bir konuma geçiyor. Ülkeler arasındaki fark artıkça, robotlar işçilerin yerini daha fazla almaya devam ediyor.
 
Yatırım akışı: Robotların üretkenliğinin artması, robotlara ve geleneksel sermayeye (robotlar ve iş gücünü tamamlayıcı etkiye sahip olduğu varsayılarak) yatırımdaki talebi artırıyor. Bu talep, robotların daha fazla kullanılması nedeniyle, gelişmekte olan ülkelerde çok daha fazla. Bunun sonucunda yatırımlar, robotlar için gerekli finansmanı sağlamak üzere gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere aktarılıyor. Bu durum ise gelişmekte olan ülkelerdeki GSYİH rakamlarında düşmeye sebep oluyor.
 
Ticaret şartları: Gelişmekte olan ülkeler çoğunlukla niteliksiz işçilerin emeklerine ihtiyaç duyulan sektörlerde uzmanlaşıyor. Robotların, niteliksiz iş gücünün yerini aldığı ve nitelikli iş gücünü tamamlayıcı şekilde kullanıldığı varsayıldığında, yapay zeka devriminden sonra gelişmekte olan bölgelerde ticarette kalıcı bir düşüş meydana gelebilir. Robotlar hızla niteliksiz işçilerin yerini aldıkça, ücretlerin ve dolayısıyla da ürünlerin fiyatının da düşmesi bekleniyor. Bu durum ise, yatırım isteğini azaltarak, yalnızca nominal GSYİH’in değil, reel GSYİH’in de düşmesine neden olacak.
 
Araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlar robotların işçilerin yerine geçeceği varsayımına dayanıyor ve bulgular da bu varsayımı destekler nitelikte. Araştırma sonucunda yüksek ücretlerin daha fazla robot kullanımına yol açtığı ve şirketlerin giderek yüksek ücretler karşısında robotları tercih ettiği görülüyor. Robotların işçilerin yerini almasıyla artan üretkenliğin gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler arasındaki uçurumu derinleştireceği öngörülüyor. Her ne kadar bu sürecin gelirlerde bir artış sağlama potansiyeli olsa da geçiş sürecinde ve uzun vadede bazı işçi grupları için gelir adaletsizliğinin artması söz konusu olabilir.
 
Araştırmada elde edilen diğer sonuçlar ise, ülkeler arasında oluşacak uçurumu engellemek için insan sermayesi birikiminin önemini özellikle vurguluyor ve farklı beceri düzeylerine sahip gelişmekte olan ekonomiler için farklı büyüme dinamikleri öngörüyor. Demografik yapının değişmesi ve genç nüfusun artması gelişmekte olan ülkeler için uzun zamandır büyük bir potansiyel olarak görülse de, WEF’in araştırması, eğer gerekli önlemler alınmaz ise robotların genç nüfusun işlerini ellerinden alabileceğini ortaya koyuyor.
 
Oluşabilecek bu makro etkilerin yanında, gelişen teknolojinin yarattığı uçurum bireylerin hayatlarında da doğrudan hissediliyor. Örneğin Hindistan’da akıllı telefonlara ve internete erişimi olmayan okul çağındaki çocukların büyük bir kısmı pandemi döneminde uzaktan eğitim olanaklarından faydalanamıyor. Gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler arasındaki fark, şu anda bile insanların hayatlarında somut etkilere yol açarken, yapay zeka devriminin hızı göz önünde bulundurulduğunda, gelişmekte olan ülkelerdeki karar vericilerin acil bir şekilde gerekli önlemleri alması gerekiyor.
 
Karar vericilerin üretimi artıracak ve işçilerin yetkinliklerini yeni teknolojilerle uyumlu olacak şekilde geliştirecek uygulamaları hayata geçirmesi büyük bir önem taşıyor. Ancak bu sayede, robotlar, işçilerin yerlerini almaktansa iş süreçlerinde yardımcı bir unsur olarak konumlanabilir.
 
 
 
 

SHARE: