Menu

12 November

COP26 için en önemli konulardan biri: Gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanı taahhütleri

*Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Glasgow'da düzenlenen Birleşmiş Milletler 26. Taraflar Konferansı'nda kilit müzakere noktalarından biri, gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanını önemli ölçüde artırmak. İklim finansmanı, tarihi salımların büyük bir bölümden sorumlu olan zengin ülkeler tarafından gelişmekte olan ülkelere salım azaltım ve iklim uyum stratejileri oluşturmaları için ödeniyor. Bu finansmanın standart kalkınma yardımına ek olarak ödenmesi bekleniyor. 2009 Kopenhag iklim görüşmelerinde, varlıklı ülkeler tarafından 2020‘ye kadar iklim finansmanı için yılda 100 milyar ABD doları vaat edilmişti. Ancak bu hedefe henüz ulaşılamadı. Glasgow’da bu sene düzenlenen zirvenin ilk birkaç gününde, gelişmekte olan ekonomilerden liderler, sanayileşmiş ülkelere hem iklim finansmanında vaat edilen 100 milyar doları yerine getirmeleri için hem de önümüzdeki yıllarda fonların artırılması konusunda defalarca çağrıda bulundular.

Bu konuyla ilgili olarak BM Çevre Programı (UNEP) tarafından paylaşılan yeni bir rapor, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadelede büyük bir finansman açığıyla karşı karşıya olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. Rapor, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine tahmini uyum maliyetlerinin, mevcut finansman akışlarından beş ila on kat daha fazla olduğunu ve bu açığın gittikçe artacağını tespit ediyor. Sırf gelişmekte olan ülkelerin uyum maliyetlerinin, 2030 yılına kadar yılda 140-300 milyar dolar ve 2050 yılına kadar yılda 280-500 milyar dolar civarında olması bekleniyor.

Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere akan iklim finansmanı  2019'da 79,6 milyar dolar olarak açıklandı. Avustralya'nın Paris Anlaşması kapsamındaki mevcut iklim finansmanı taahhüdü, 2025 yılına kadar yıllık 300 milyon Avustralya doları. Birçok ülke ile karşılaştırıldığında, Avustralya’nın geride kaldığı düşünülüyor. Çok daha küçük bir ekonomiye sahip olan Yeni Zelanda bile 2025 yılı için taahhüdünü 1,3 milyar NZ dolarına yükseltti. Avrupa Birliği 2027'ye kadar ekstra 4,7 milyar Euro taahhüt ederken, ABD de taahhüdünü iki katına çıkartarak 2024 yılına kadar yıllık 11 milyar dolar sözü vermiş durumda.

Almanya ve Kanada tarafından geliştirilen yeni bir iklim finansman planı tek bir yıl yerine 2020'den 2025'e kadar sağlanan finansmanın ortalamasını alarak yıllık 100 milyar ABD doları hedefine ulaşılmasını öneriyor. Ancak vaat edilen 100 milyar dolar hedefine ulaşılması durumunda bile, bu miktar küresel ısınmayı 1,5?'nin altında sınırlamak için yetersiz gözüküyor. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tahminlerine göre, küresel ısınmayı sınırlamak için yalnızca enerji sektörünün 2035’e kadar yıllık 2,4 trilyon ABD dolarına ihtiyacı bulunuyor. UNEP raporu ayrıca COVID-19 ekonomik teşvik paketlerinin de iklim adaptasyonunu desteklemek için kullanılma fırsatının kaçırıldığını belirtiyor. Raporda incelenen 66 ülkenin yalnızca üçte birinden azı, iklim risklerini ele alan COVID-19 önlemlerini finanse etti.

İklim değişikliğiyle mücadele için finansman akışı açısından önemli olduğu düşünülen bir konu karbon piyasaları. COP26'da ele alınması beklenen Paris İklim Anlaşması’nın 6. maddesi, karbon ticareti yoluyla salım azaltımlarını teşvik edecek bir piyasa mekanizması oluşturulmasını kapsıyor. Şirketlerin karbondioksit salımına devam etmeleri için harcama yapmaları da yoksul ülkelerin salımları azaltmak ve uyum sağlamak için kullanabilecekleri finansmanın bir kısmını sağlayabilir.

İklim finansmanı açısından bir diğer önemli konu ise Paris İklim Anlaşması’nın 8. maddesi. İnsan kaynaklı iklim değişikliğinin neden olduğu kayıp ve hasarlar, uluslararası müzakereler için oldukça hassas bir konu başlığı. Kayıp ve hasarlar, sel ve siklon gibi aşırı hava olayları veya deniz seviyesinin yükselmesi ve uzun süreli kuraklıklar olabilir. Geçim kaynaklarına verilen ekonomik zararlar veya ekonomik kayıp olamayan kültürel miras veya sevdiklerinizin kaybı da kayıp ve hasarlara dahil kabul ediliyor. İnsan göçü ve yerinden edilme de iklim değişikliği etkilerinden kaynaklanıyorsa kayıp ve hasarlar kapsamına giriyor. Zengin ülkeler, iklim adaletsizlikleriyle ilgili sorunlar nedeniyle sorumlu tutulmaktan korkuyor, ancak belgenin ayrıntıları madde 8'in sorumluluk veya tazminat için bir temel oluşturmamasını ve bunun için bir finansmanın belirlenmemesini sağlamış durumda. Gelişmekte Olan Küçük Ada Devletleri İttifakı, En Az Gelişmiş Ülkeler ve Afrika Grubu iklim değişikliğinin neden olduğu hasarın büyük bir kısmını üstleniyor. Dünya uluslarının yarısından fazlasını oluşturan bu grupların COP26’da bir araya gelerek kayıp ve hasar konusunda sıkı pazarlık etmeleri bekleniyor.

Gelişmekte olan ülkeler salım azaltımı için mali yardım almazsa, Paris Anlaşması'nın küresel ısınmayı 1,5? ile sınırlama taahhüdünün yerine getirilmesi olası gözükmüyor. Gelişmiş ülkelerin vaat ettiği yıllık 100 milyar dolarlık hedefe ise 2023’ten önce ulaşılması beklenmiyor. Bu miktarın bir an önce karşılanması ve ayrıca önceki yılların eksiklerinin de giderilmesi gerekiyor. Üstelik tehlikeli iklim değişikliği seviyelerinden kaçınmak için gereken yatırımların 100 milyar doların çok üstünde olduğu belirtiliyor. Bu nedenle uluslararası iklim finansmanının önemli ölçüde artırılması gerekecektir. Gelişmekte olan ülkelerin salım azaltma ve adaptasyon çalışmaları için sağladıkları finansmanın artmasını desteklemek, dünyadaki herkesin yararına olacaktır.
 

SHARE: