Menu TR

S360Mag

6 January

Yakın gelecekte milyonlarca elektrikli aracın şarj edilmesi gerekecek, peki ama nasıl?

*Bu haberi 3 dakikada okuyabilirsiniz.

Brexit sonrası İngiltere’nin önemli ihtiyaçlarından biri de çağa ayak uydurabilecek endüstriyel bir strateji. Boris Johnson’ın planlarında bu stratejinin en önemli yapı taşlarından birini “yeşil endüstriyel devrim” oluşturuyor. Bu kapsamda, petrol ve dizel yakıtla çalışan arabaların satılmasının yasaklanması düşünülürken aynı zamanda elektrikli araçlar için önemli bir ihtiyaç haline gelecek şarj altyapılarının hazırlanması adına 1,3 miyar sterlin değerinde bir bütçe ayrılmış durumda.
 
Açıklanan stratejik plan, sürdürülebilir hareketliliğe geçiş için kararlılığın olduğunu ve yapılması gerekenlerin belirlendiğini gösteriyor. Teknolojik gelişmelerin ardından, elektrikli arabaların üretimi ve şarj istasyonlarının kurulumu için gerekli bilgi mevcut. Peki yeşil devrim sadece halihazırda var olan planların kapsamını genişleterek ve hızını artırarak uygulanabilir mi?
 
Her ne kadar yukarıda bahsedilen hususlarda doğruluk payı yüksek olsa da açıklanan planların, gerçekleşmesi gereken radikal değişikliğin içerisinde barındırdığı karmaşıklığı gizleyen bir yönü de bulunmakta. Hala bazı hususlarda önemli belirsizlikler yer alıyor. Nereye ne kadar şarj istasyonu yerleştirileceğinden, bu değişimin yaşanmasının ardından sokak ve caddelerin nasıl bir yapıya evrileceğine ve insanların pratiklerinin ne ölçüde farklılaşacağına kadar birçok önemli soru işareti varlığını koruyor.
 
Elektrikli ve hibrit araçlar var olan satışların yaklaşık %10’unu oluşturuyor, ancak İngiliz caddelerindeki toplam araçların %1’inden daha azı elektrikli ve hibrit. Bu araçların kullanıcıları, sürüş pratiklerini teknolojiye adapte edebilecek koşullara sahip olabilmiş %1’lik küçük bir kesim. Çünkü, günümüzde elektrikli veya hibrit araç sahipleri çoğunlukla çevreye duyarlı insanlardan oluşuyor ve araçlarıyla uzun mesafeler kat etmemeye özen gösteriyorlar. Bunun yanında bu insanlar maddi açıdan yüksek gelir grubunda yer alıyorlar ve genellikle evlerinde kendi şarj istasyonlarına sahip olabiliyorlar.
 
Fakat eğer yeşil endüstriyel devrimin hedeflerinin tamamlanması isteniyorsa, gelişen teknolojilerin tüm insanları kapsayacak şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Her bir insanın petrollü araç kullanımını yasaklamak olanaksız olduğu kadar her bir sokağa şarj istasyonu yerleştirmek de gerçekçi olmayabilir. Fakat hükümet, özellikle şarj dolumun evde olabilmesi durumunu benimseyerek bu özelliğin elektrikli arabaları daha çekici kılacağına inanıyor.
 
Ancak pek çok İngiliz vatandaş (hanelerin %65’ten fazlası) yol dışı otopark imkanına sahip değil. Bu imkana sahip olmayan aileler ve bulundukları apartmanlar için şarj istasyonları mı kurulacak veya kaldırımlar ve şehir içi cadde ve sokak yapıları nasıl bir değişim geçirecek? Tüm bu sorular hala cevaplanmış değil.
 
10 yıl öncesinde Birleşik Krallık sıfır karbon salımlı araçlar için Office for Zero Emission Vehicles (OZEV) isimli bir departman oluşturduktan sonra, bu departmanın yaptığı ilk iş, Britanya’nın belirli bölgelerinde şarj istasyonları kurmayı hedefleyen Plugged in Places programını uygulamaya geçirmek oldu. Programın odak noktası teknoloji olurken aynı zamanda yerel otoriteler ve endüstriyel aktörler de şarj konusunun geliştirilmesi için teşvik edildiler. Bu sayede alışveriş merkezlerinde ve diğer çalışma alanlarında uygulanabilecek pek çok model geliştirilmiş oldu. Bu sürecin ardında Birleşik Krallık’taki elektrikli araç politikası uygulamalı bir biçimde büyük bir aşama kaydetti.
 
Halihazırda Open Universitesi’ndeki akademisyenlerin yer aldığı bir takım, hükümet destekli bir diğer projeyi yürütmekte. Proje genel itibarıyla kablosuz şarjın (wireless charging) mümkün olup olamayacağını araştırıyor. Her ne kadar kablolu şarj modelleri şu an için bir sorun teşkil etmese de yoğun kullanımın oluştuğu senaryolarda belirli problemler oluşabilir. Örneğin estetik açıdan kötü olabilme ihtimalinin yanında yaşlı ve engelli bireylerin sokaklarda ve caddelerde hareket etmeleri de büyük ölçüde güçleşebilir. Dolayısıyla uzun vadede, toplumsal ulaşımın yeni bir hale evrilmesiyle beraber kablosuz şarj etme olanaklarının arttırılması önemli bir ihtiyaç haline gelebilir.
 
Yukarıda bahsedilen araştırma doğrultusunda toplumsal ulaşımın yeni aşamalarına dair önerilen yaklaşım, yeşil endüstriyel devrimin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynayabileceği gibi etkisiz de kalabilir. Burada üzerinde durulması gereken mesele, bugünün ihtiyaçları baz alınarak geliştirilen çözümlerin 2030’ların dünyasında büyük bir piyasayı oluşturacak elektrikli araçlar için yeterli olup olmayacağı. Önemli olan, var olan belirsizliklerin farkında olarak bir gelecek vizyonuna sahip olmak ve bu vizyonu kapsayıcı bir biçimde bilimsel çalışmalar ve sosyo-teknik fikirlerle uygulamaya dökebilmek.
 
 

SHARE: