Menu TR

S360Mag

10 December

Kapitalizmi yeniden tanımlamak mümkün mü?

Bu haberi 4 dakikada okuyabilirsiniz.

Kapitalizmin çevre ve toplum üzerindeki olumsuz etkileri pandemi dönemi ile birlikte daha da belirgin hale geldikçe, bu durum kapitalizmin sorgulanmasına yol açıyor ve sistem farklı bir şekilde yeniden tasarlanabilir mi sorusunu da beraberinde getiriyor. Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD)’nin 2050 Vizyonu’nun güncellenmesi kapsamında bu konu ile ilgili hazırladığı rapor, kapitalizmin “değer yaratma”ya odaklanarak yeniden tanımlanması gerektiğini savunuyor ve bu vizyonu hayata geçirebilmek adına bir yol haritası sunuyor.

Koronavirüs pandemisi dünyada iklim krizi, eşitsizlik, halk sağlığı gibi önemli konularda büyük değişimler yarattı ve bu değişimler özellikle sürdürülebilirlik çerçevesinden çeşitli konular üzerine sorgulamayı da beraberinde getirdi. Sorgulanan kavramlardan biri de günümüzün küresel ekonomisinin belkemiğini oluşturan kapitalizm.

Aslında kapitalizmin sorgulanıp yeniden ele alınması, Büyük Buhran ve 2. Dünya Savaşı gibi dünyayı etkileyen krizlerden sonra daha önce de yaşanmış bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Şu anda yaşanan kriz ile birlikte de, kapitalizmin popülerliğinin azalmaya başladığını söylemek mümkün. 2020 yılında yayınlanan Edelman Trust Barometer’a göre kapitalizmin bugün var olduğu şekliyle dünyaya faydadan çok zararı olduğunu düşünenlerin oranı %56.
Yüzyıllar boyunca kapitalizmin özünü oluşturan kâr odaklılık ve rekabetçi piyasa koşulları, yaşam standartlarının yükselmesine, inovasyona ve varlık oluşumuna yol açsa da, kapitalizmin çevre ve toplum üzerindeki olumsuz etkilerini göz ardı etmek mümkün değil. Bu olumsuz etkilerin bir kısmı, günümüzde söz konusu sistemin bazı durumlarda şirketleri doğrudan negatif toplumsal etki yaratacak şekilde hareket etmeye teşvik etmesinden kaynaklanıyor. Bir örnek olarak, 2015’te imzalanan Paris Anlaşması sonrasında, kendileri için bu durumun hâlâ kârlı olması ve kısa-vadeli getirilerin önceliklendirilmesi nedeniyle 35 küresel bankanın 2016-2019 yılları arasında toplamda 2,7 trilyon doları fosil yakıt yatırımlarının finansmanı için her yıl artarak temin etmesi gösterilebilir.

Kapitalizmin yarattığı olumsuz çıktılar karşısında, bu sistem üzerine yeniden düşünmemiz gerektiğini vurgulayan kurumlardan biri olan Dünya Sürdürülebilir Kalkınma İş Konseyi (WBCSD) 2010 yılında paylaştığı 2050 vizyonunu yeniden tanımladı. Bu yeni vizyon çerçevesinde yayınlanan raporda, kapitalizmin yeniden tanımlanması gerektiği savunuluyor ve bu vizyonu hayata geçirebilmek adına bir yol haritası sunuluyor.

Reinventing Capitalism adlı rapor, kapitalizmin özel girişim ve rekabetçi piyasalar gibi bazı temel özelliklerinin, 9 milyar insanın bir arada uyum içinde yaşaması için gerekli koşulların sağlanması adına vazgeçilmez olduğunu belirtiyor. Ancak önemli bir fark olarak, yeni tanım ile birlikte “değer çıkartma”nın değil, “değer yaratma”nın ödüllendirilmesi ve teşvik edilmesi gerektiği savunuluyor. Günümüzde finansal değerlendirmelerin sosyal ve çevresel etkileri hesaplarına dahil etmemesi  “değer” tanımının toplumsal katkıyı doğru bir şekilde yansıtmamasına yol açıyor.

Rapora göre, “değer yaratan” bir kapitalizmin önündeki engeller şu şekilde sıralanıyor: Finansal değer ile gerçek değer arasındaki farkı ortaya koyamayan performans metrikleri, uzun dönemli değer yaratmaktansa kısa vadede finansal değer çıkarmayı teşvik eden pazar dinamikleri, gerçek değer yaratılmasını sağlamak adına yasalar oluşturmayan veya uygulamasını yapmayan kurum yapıları.

Tabii ki bu engelleri aşmak için sıfır noktasından başlamak zorunda değiliz; son yıllarda şirket performanslarının ölçümlenmesi adına Çevresel, Sosyal ve Yönetişim (ÇSY) riskleri ve etkileri gösteren raporların oluşturulması, uzun dönemli değer yaratmak için şirketlerin ve yatırımcıların davranışlarını değiştirecek “Benefit Corporation” gibi birtakım teşvik mekanizmalarının oluşturulması, devletin ve düzenleyicilerin tasarladığı yeni politikalar olumlu gelişmeler arasında sayılıyor.

Bu gelişmeler umut verici olsa da, gerçek bir değişimin yaşanması için atılması gereken önemli adımlar bulunuyor. Rapor bu kapsamda, ihtiyaç duyulan yeni kapitalizm kavramı için 5 özellik belirliyor:
Hisse değerlerlerini mümkün olduğunca artırmaktansa paydaşlara odaklanmak.
Şirketlerin ana amacı çalışanları, müşterileri, tedarikçileri, hissedarları, topluluklar ve çevrenin de arasında olduğu bütün paydaşları için değer yaratmak olmalı.
Etkiyi dışarı yansıtmak yerine kabullenip çözüm üretmek
Olumlu ve olumsuz sosyal ve çevresel etkiler ürün ve hizmetlerin fiyatlarına, şirketlerin piyasa değerlerine yansıtılmalı. Bu konuda yasal düzenlemeler getirilerek, şirketlerin sorumluluk almaları sağlanmalı.
Kısa dönem yerine uzun dönemli düşünmek
Şirket ve yatırımcılar iklim değişikliği gibi uzun dönemli riskleri yönetebilmek adına daha uzun dönemli düşünerek stratejiler oluşturmalı.
Dejeneratif yerine rejeneratif olmak
Rejeneratif kapitalizm doğrultusunda şirketler ekonominin, toplumun ve çevrenin sağlığına katkıda bulunmalı.
Sorumluluktan muaf olmak yerine hesap vermek zorunda olmak
Sermaye piyasaları ve düzenleyiciler şirketleri, toplumun faydasını gözeterek, aktif olarak gözetim altında tutmalı ve kontrol etmeli, gerektiği durumda onları hareketlerinden sorumlu tutmalı.

Raporda bahsedilen bu başlıklar “gerçek değer” yaratmak için birlikte işleyen, birbirinden ayrı düşünülmeyecek unsurlar olarak belirtiliyor. İşe nereden başlanması gerektiği konusunda da WBCSD, üye şirketlerine de danışarak öncelikli aksiyon alanları belirliyor:
Şirketler ÇSY risk ve etkilerini, finansal performansları kadar sıkı ölçmeli. Bu risk ve etkilerin açıklanması standartlaştırılmalı ve zorunlu hale getirilmeli.
Çok paydaşlı yapının yönetişim, karar verme ve teşvik mekanizmalarına yerleştirilmesi sağlanmalı. Sermaye harcamalarını ve Ar-Ge yatırımlarını tahsis etmek için kullanılan değerlendirme modelleri sosyal ve çevresel maliyetleri ve faydaları kapsamalı.
Kurumlar vergilerini şeffaf ve adil bir şekilde ödemeli ve vergiden kaçınmayı zorlaştırmak için uluslararası vergi sisteminde reformlar gerçekleştirilmeli. Hükümetler vergilendirmenin odağını istihdam gibi olumlu unsurlardan çevre kirliliği gibi olumsuz unsurlara kaydırmalı.
Öncelikli konuların hayata geçirilmesi ve “değer yaratma” üzerine yeni bir düzen kurulması için şirket liderlerinin, yatırımcıların, düzenleyicilerin, devlet ve sivil toplumun birlikte çalışması kritik önem taşıyor. Gerçek değer yaratmaya yönelik özel sektör stratejileri ile oyunun kurallarının gerçek değer yaratımını desteklediğinden emin olmak için kamu sektörü eylemleri arasında ortak bir yaklaşıma ihtiyaç var.

Kapitalizmi bu şekilde yeniden tanımlamanın topluma ve çevreye sağlayacağı katkıların yanı sıra, bu değişimin iş dünyasının uzun dönemli başarısı için de kritik bir öneme sahip olduğu söylenebilir.
 
 

SHARE: